Ali ÖCAL: Tez konusu

Giriş Tarihi: 3.10.2013
Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçının bitiş düdüğüyle içimi bir hüzün kapladı.
90 dakikayı ruhumda fırtınalar koparak izledim. Ankara'nın iddiasına yakışır bir stadın özlemiyle tarihi 19 Mayıs Stadı'nın tribünlerinin boşalmasını elem ve kederle seyrettim.
Ardından da sadece üç büyük takımın maçında oturacak yerin zor bulunduğu Basın Tribünü'nden ayrılıp, basın toplantısını izlemek için yola koyuldum. Her Gençlerbirliği maçında olduğu gibi Başkan İlhan Ağabey ve torunları ağır merdivenleri iniyordu. Uzun süre onları arkalarından izledim. İnanın içimden geçenleri bir bilseniz kitap olur. İlhan Cavcav'ın merdivenden inmesiyle tüm kameralar ve mikrofonlar kendisine çevrildi. Duayen Başkan, maçın hakemlerine verdi veriştirdi. Türkiye Futbol Federasyonu'nu istifaya davet etti. Şöyle bir iç geçirip, basın odasında yapılacak açıklamaları dinlemek için yerimizi aldık.
Doğrusunu söylemek gerekirse teknik direktör Metin Diyadin, kaleci Ramazan ve Serdar Kurtuluşu'nun maç değerlendirmesini çok yadırgadım. Her üçü de iyi futbolun sonuca yansımamasından yakındı.
Bence Gençlerbirliği, çok kötü bir Fenerbahçe karşısında iyi oynamamıştı.
Sarı-lacivertiler çok ciddi gol pozisyonları yakaladı. Şayet bunlar gole çevrilmiş olsaydı Gençlerbirliği sahadan bu sezonun en farklı mağlubiyetiyle ayrılmış olacaktı. Bir örnek vermek gerekirse oyunun son 7 dakikasında oyuna giren Emenike'nin yüzde yüz 3 net gol pozisyonunu hovardaca harcadığı maçta Webo ve Musa Sow'un kaçırdıklarını bir düşünün. Maçın hakemi Serkan Çınar yönetimi elbette eleştirilecek ama ne Fenerbahçe ne de Gençlerbirliği bu maçta iyi futbol oynamadı. Hele Fenerbahçe çok ama çok kötü oynadı.

Yanal'ın konuştukları
Gençlerbirliği
cephesini dinledikten sonra Fenerbahçe sahne aldı. İstanbul basınının yazılı ve görsel medya temsilcileri özelikle teknik direktör Ersun Yanal'a soru yönetmek için adeta birbiriyle yarıştı.
Bir Başkentli olarak ne duyduğumu neler hissettiğimi siz düşünün. Bir ara fırsatını bulup, Ankara'nın kendisi için çok şey ifade ettiğini bildiğim Yanal'a bir soru da ben yönettim. "Türk futbolunun öncü ve lokomotifi olan Başkent Ankara'nın asrın oyununda hak ettiği yerde olmaması nasıl bir eksiklik" dedim. Başarılı teknik adam şöyle bir geçirdikten sonra, "Öyle bir soru ki cevabı tez konusu olmalı.
Uzun uzun konuşmak gerekir.
Ankara benim için çok özel bir kent. Ankaragücü ve Gençlerbirliği'nde çok güzel günler yaşadım. Bu iki kulübün rekabeti çok zevkli ve keyifliydi.
Bunlara sonra Ankaraspor katıldı. Bir dönem Hacettepe, en üst ligimizde yer aldı. Tabi bu konuda fakirleşmek ya da uzakta kalma hepimizi üzüyor. Futbol kültürü çok güçlü olan Ankara için iyi bir süreç yaşanmıyor.
Dilerim Ankara hak ettiği yere en kısa zamanda gelir"
diye cevaplandırdı.
Yanal'ın temennisine katılmamak elbette mümkün değil. Eğer Türk futbolu bugün bir kaosunun içine sürüklenmişse, bunda Ankara'nın mahzun ve yalnız bırakılması büyük rol oynamıştır. Başkent Ankara kendisine ve değerlerine sahip çıkmıyor.
Bu zaaf da birilerinin işine geliyor. Bu sezon başta Gençlerbirliği olmak üzere Ankaragücü, Ankaraspor çok dikkatli olması gerekir. Her kulübümüze de bu kötü gidişatı durdurmak için ciddi sorumluluklar düşmekte. SABAH Ankara olarak sezon başı her üç kulübümüzün kader adamlarına bu uyarıları yapmıştık.
Sadece onlara mı? Elbette değil.
Spor Toto 2 ve 3 liglerde mücadele eden kulüplerden amatörlere kadar hepsiylle konunun önemini konuştuk.
Unutmayalım ki, kendine sahip çıkmayana kimse sahip çıkmaz. Tez konusunda her şeyi yapmaya hazır olduğumu da ifade etmek isterim.
Çünkü Ankara futbolunun kötü gidişini yüreğimde hissediyorum.
ARKADAŞINA GÖNDER
Ali ÖCAL: Tez konusu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz