X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ALİ ERDOĞAN: Bayrama gelen adam!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

ALİ ERDOĞAN: Bayrama gelen adam!

  • Giriş Tarihi: 19.7.2015

Adam, uzun yıllardır Almanya'dadır. Bayram dolayısıyla Türkiye'ye gelir. Akşam canı televizyon seyretmek ister. Spora merakından, bu tür bir program aramaya başlar. Ancak; nereye takılsa, programın konusunun "futbol olduğunu" fark eder. Kaytan bıyıklısından, göbeklisine, Türkçe özürlüsünden, entel takılanına kadar bir dolu insan, ekranlarda ahkam kesmektedir. Adam, önceleri konuşulanları pek algılayamadığından, iyice dikkat kesilir. Futbolda tartışılacak o kadar temel konu varken, neden sadece "sıradan şeyler" konuşulmasına anlam veremez, ama izlemeyi sürdürür. Ekrandakiler çoğu zaman birbirleriyle neredeyse kavga etmektedir. Konuştukları, "incir çekirdeğini" doldurmayacak cinsten şeylerdir. İçeriği olmayan, sadece futbolun dedikodusunu cilalayan konuşmacılar, belli ki futbol fanatiklerini hedef kitle almışlardır. Akıllarında sadece "reyting" yapmak vardır... Adam şaşkınlık içindedir ama merakını yenemediği için programları izlemeye devam eder. F.Bahçe, Beşiktaş, G.Saray arasında gidip gelen konuşmalarda hiçbir ciddi teknik analizin yapılmayışını, olaylara sadece yüzeysel biçimde yaklaşıldığını görür; üzülür! "Bu aslında bir kültür yozlaşmasıdır" diye geçirir içinden. Bu tarz bir yayın anlayışının, aslında futbolu, "halkın afyonu" haline getirdiğini, böylece sorunlarından uzaklaşan kitlelerin, bir anlamda futbol sayesinde "uyutulduğunu" hisseder. Yüreği daralır… Sonra aklına, "bu ülkede başka sporlar yok mu?" sorusu gelir. "Neden kayaktan, masa tenisinden, jimnastikten söz edilmiyor? Hentbolün, dağcılığın, hele hele atletizmin hiç mi izleyeni yok ki, yayınlamıyorlar?" diye geçirir içinden. Yüreği iyice daralır... Bir ara eli, yanı başında duran gazeteye uzanır. Benzer tablo, bu kez orada karşısına çıkar. Sayfalar çoğunlukla futbol fotoğrafları ile doludur. Yazılanlar futbol ağırlıklıdır. TV'deki kişilerin, bu kez "vesikalık kelle fotoğraflı yorumları" çarpar gözüne. Sıkıntıdan nefes alamaz olur! O sırada köşeye bıraktığı radyo takılır gözüne. Eline alır, bir şeyler bulmak umuduyla istasyonları hızla tarar. "Nihansın dideden, ey mesti nazım..." diye başlayan Klasik Türk Musikisi'nin nefis eseri, adeta kendine getirir onu... Şöyle bir soluklanır. Kafasındaki olumsuz düşünceler birer birer uçup gider. Sakinleşir. "Bana sensiz cihanda can ne lazım..." mısralarını mırıldanarak radyodan yükselen sese iştirak eder. Şarkıyı, birlikte tamamlarlar. Adam şimdi mutludur...