X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ‘Devlet olmasaydı kayıp gidecektim’
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

‘Devlet olmasaydı kayıp gidecektim’

  • Giriş Tarihi: 30.6.2016
‘Devlet olmasaydı kayıp gidecektim’
‘Devlet olmasaydı kayıp gidecektim’

Hayatının her anını mücadeleyle kazanmış iki çocuk annesi bir kadın Sevda Akyüz... O, iki kardeşiyle birlikte henüz üç aylıkken verildiği yetiştirme yurdundan atıldı hayata...

Yetiştirme yurdunda büyüyen Sevda Akyüz'ün (35) hikayesi duygulandırdığı kadar gururlandırıyor da. Üç aylıkken yuvaya verildiğini anlatan Akyüz, geriye dönüp baktığında güzel yaşanmış bir hayat gördüğünü söyledi. Akyüz, "Ben devletin kızıyım. Oraları hep kötü, iğrenç anlatıyorlar. Olumsuzu büyütüp iyi şeyleri görmüyorlar. Ben oralardan bir yıldız olarak çıktım, yazar oldum" diye konuştu.

"YUVAM SOĞUK, YÜRE ĞİM BURUK"
Üç kardeşiyle birlikte çocuk yaşta hayatın acı yüzüyle tanışan Akyüz, bizlere "Yetiştirme yurdunda nasıl büyünür?"ü anlattı. Hikâyesini anlatırken çoğu gözyaşlarına boğulan Akyüz, "Şehrin en soğuk tepelerine kurulan, dört bir yanı yalnızlık kokan bir yuvada başladı bizim hikâyemiz" dedi ve şöyle devam etti: "Babam uzun yıllardan sonra ruh hastalığı olan i terk etmiş, biz de üç kardeş ortada kalmıştık. Hiçbir akrabamız bizi istememiş, kimse sahip çıkmayınca mahallenin muhtarı bizi yuvaya vermiş. Ben üç aylıkken 3 kardeş çocuk yuvasına sığınmıştık. Kimse ziyaret etmemiş bizi hasta annem dışında. Akıl hastasıymış ancak yurt annelerinin anlattığına göre; annem çocuklarını aldıkları için babamın akrabalarına çok kez saldırmış. Akıl hastası olmasına rağmen ziyaretlerimize geliyormuş. Her hafta 40 kilometre yolu aşıp saatlerce yuvanın önünde ağlarmış. Bakıcılar da dayanamaz onu bir şekilde içeri alırlar ve bizi gösterirlermiş. Annem çok zaman başımızda bu şekilde ağlamış, bizi izlemiş, sonra kaybolmuş. Bu yüzden ilk zamanlar yuva çok soğuk, kimsesiz, yüreğim ise yıkıktı."

23 YAŞINDA EVLENDİK
Akyüz, eşiyle tanışıp evlenmesini ise şu sözlerle anlattı: "Ben Niğde'de, ablam Ankara'da, ağabeyim de Rize'de büyüdü. 18 yaşımıza kadar göremedik birbirimizi. Çok çalışkandım, 2 üniversite kazandım ama okuyamadım. Olmak istediğim o kadar çok meslek vardı ki. O kadar çok sınavı kazandım ki, kimsem olmadığı için hepsi heveste kaldı. Parasız okuyamayacağımı anlamış devletimizin bana verdiği işte kazandığım para ile okumaya başladım. Ve hayalim olan iki üniversiteyi de bitirdim. Çok haylazdım ancak yetenekli ve sevilen bir çocuktum. Ve büyüdüm 23 yaşında aynı kurumda çalışan eşimle tanışıp evlendim."

ANNEMİ ARADIM DURDUM
Annesinden özlemle bahseden Akyüz: "Annemle ilk tanışmam 24 yaşımda oldu. İlk kızıma hamileyken, uzun süren araştırmanın sonunda buldum. Sokaklarda yaşamış, kimsesizlik ve yokluktan bitap düşmüştü. Annemi aynı gün hem buldum hem kaybettim. Hastaneye yatırdım, yıllarca takip ettim. Ölene kadar Türkiye'nin tüm hastanelerinde kaldı. Doktorlar tehlikeli diye eve çıkarmama izin vermedi. Bunca şeyden sonra yaşadıklarımı 'Devletin Kızı Lülü' kitabında topladım. 'İnsanlar bizim anılarımızı yazdın, bir geçmiş verdin' deyip teşekkür ediyorlar. Artık devletin bana verdiği tüm imkân ve emeklere karşı vefamı ödemek, bir işe yaramak istiyorum."

'BANA VERİLEN EMEK İÇİN MİNNETTARIM'
Yetiştirme yurdu ve yuvalar aleyhinde yazılanların kendisini incittiğini söyleyen Akyüz, "Çocuk yuvaları, evleri taciz ve şiddetle anılıyor sadece bu yönü gösteriliyor ancak oralar yaşamların filizlendiği aslında çok keyifli yerler. Çocukların hayal kurup balonlarını gökyüzüne saldığı yerler olduğu unutuluyor. Ben devletin imkânlarıyla, yuvada büyüdüğüm için çok memnunum, bana verilen tüm emekler için minnettarım. Beni ben yapan o yuva ve yaşadıklarım oldu" ifadelerini kullandı.