X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bem-bir-sen 5.olağan Genel Kurulu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bem-bir-sen 5.olağan Genel Kurulu

  • Giriş Tarihi: 21.2.2015 15:28

Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, “Sendikalizmin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir soru sorulsa bütün dünya için de geçerli, sendikalizm nasıl olmalı diye? o zaman şöyle bir cevap verebiliriz; Bem-Bir-Sen’e gidin fotoğrafları çekin, yapılanları öğrenin öyle sendikacılık yapın” dedi.
Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği Sendikası (Bem-Bir-Sen) 5. Olağan Genel Kurulu Büyük Anadolu Otel’de gerçekleştirildi. 5. Olağan Genel Kurulu divan seçiminin yapılmasıyla başladı. Genel kurula Çevre ve Şehircilik Bakan İdris Güllüce, Bem-Bir-Sen Genel Başkanı Mürsel Turbay ve birçok davetli katıldı.
Uzun dönem belediye başkanlığı yaptığı belirten Bakan Güllüce, “Sendikalizmin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir soru sorulsa bütün dünya için de geçerli, sendikalizm nasıl olmalı diye? o zaman şöyle bir cevap verebiliriz; Bem-Bir-Sen’e gidin fotoğrafları çekin, yapılanları öğrenin öyle sendikacılık yapın. 150 yıldır bu ülkede bu milletin bütün değerlerini asırlardan gelen fikirlerini yok etmek için çabalayan bir kesim ve buna karşı direnen ben yerli kalacağım, bu toprakların bütün değerlerini muhafaza edeceğim diyen bir kesim var” ifadelerini kullandı.
Genel kurulun açılış konuşmasını yapan Başkan Turbay, “Sendikamızın 5. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdiğimiz bu güzide günümüzde sözlerime öncelikle bizlere 9 yıldır arka arkaya, hiçbir kesintiye uğramadan “yetkili sendika” sıfatı kazandıran bu muhteşem teşkilata şükranlarımı bildirerek başlıyorum. Bem-Bir-Sen, şu salonda sadece yönetim kademesini gördüğünüz ancak sayıları 67 bine yaklaşan inançlı, azimli, kararlı kadroları ile 9 yıldır yerel yönetim hizmet kolunun değişmeyen yetkili sendikası olmuştur. Böyle bir fedakarlık, böyle bir ekip çalışması, böyle bir sinerji her sivil toplum örgütüne nasip olmaz. Bundan dolayı hem Cenab-ı Hakk’a sonsuz şükrediyor, hem de böylesi bir farkındalık oluşturan, ruhen amatör heyecanı kaybetmemiş ancak uygulamaları ile profesyonel yapıya kavuşmuş olan bu ekibi yeniden kutluyorum. Sendikacılığa başladığımız ilk günden beri hep farklı bir sendikal anlayışın temsilcileri olduğumuzu söyledik. Bizler sendikacılığı bir rant ve ağalık sistemi olarak gören eski sendikal anlayışa karşı, sendikacılığın üyesine hizmet eden ve üyesinin ekonomik ve sosyal menfaatlerini her şeyin önünde tutan yeni bir sendikal anlayışın temsilcileriyiz. Bizler Sendikacılığı ideolojik bir aygıta dönüştüren eski sendikal anlayışa karşı, üyesinin ekonomik ve sosyal hakları söz konusu olduğunda karşısında kim olursa olsun mücadeleden kaçmayan yeni sendikal anlayışın temsilcileriyiz. Bizler darbelere destek veren eski ve ilkel sendikal anlayış yerine, demokrasiye sahip çıkan yeni sendikal anlayışın temsilcileriyiz” diye konuştu.
BEM-BİR-SEN’İN YILLARDAN BERİ YAPTIĞI SENDİKAL MÜCADELENİN NE KADAR HAKLI OLDUĞUNU, EVRENSEL OLDUĞUNU, NE KADAR HUKUKİ NORMLAR ÇERÇEVESİNDE OLDUĞUNU, ULUSLAR ARASI BİR SENDİKAL VİZYON MÜCADELESİ VERDİĞİNİ ORTAYA KOYMUŞTUR”
Turbay, konuşmasına şöyle devam etti:
“Genel toplu sözleşmeden kamu çalışanı oldukları için zaten faydalanan yerel yönetim çalışanları ayrıca, hizmet kolu toplu sözleşmesi yapmaya, dahası işyeri sözleşmesi yapmaya da hak kazanmıştır. Bu dönemimizin yerel yönetim çalışanlarına en büyük hediyesi, tüm kamu çalışanlarından ayrı olarak 3 ayrı toplu sözleşme yapma yetkisi olmuştur. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi sendikal mücadeleyi ilgilendiren bir karar verdi. Bem-Bir-Sen olarak baştan itibaren sendikal hak ve özgürlükleri düzenleyen uluslararası mevzuatın, memurlara toplu sözleşme hakkı verdiğini söyleyedurduk. Nitekim yüksek mahkememiz bizim yıllardır söylediğimizi teyid eden kararını verdi.Yüce Mahkeme Bem-Bir-Sen’in yıllardan beri mücadelesini verdiği “dayanışma aidatına” sendikal örgütlülüğün devamı adına sahip çıktı ve sendika üyesi olmayan yerel yönetim çalışanlarının da SDS’den faydalanabilmeleri için dayanışma aidatı ödemesi gerektiğine hükmetti. Artık evrensel sendikal hareketin gerektirdiği dayanışma aidatı ödenmesi, yasal mevzuatımız tarafından kabul edildi. Aynı davada verilen bir başka karar ile de kanun çıkmadan önce yapılan SDS’lerin de uluslararası anlaşmalar gereği “toplu sözleşme” niteliğinde olduğunu kabul etti. Sonuç itibariyle; Anayasa Mahkemesi’nin bu kararları Bem-Bir-Sen’in yıllardan beri yaptığı Sendikal Mücadelenin ne kadar haklı olduğunu, ne kadar evrensel olduğunu, ne kadar hukuki normlar çerçevesinde olduğunu, uluslar arası bir sendikal vizyon mücadelesi verdiğini ortaya koymuştur.”
‘Bem-Bir-Sen hep “ilklerin sendikası” olmuştur’ diyen Turbay, “Allah’ın lütfu ve keremi ile de olmaya devam edecektir. Çünkü Bem-Bir-Sen kurumsal gelişimini kişilerle, makamlarla değil, vizyon sendikacılığına, evrensel sendikacılığa, akademik ve bilimsel sendikacılık esaslarına vermiş olduğu önemle devam ettiren bir sivil toplum örgütüdür. Bem-Bir-Sen’in son dönemde kazanmış olduğu yeni bir sıfatı daha var: Bem-Bir-Sen artık bir dünya markası, neden bir dünya markası; 50’nin üzerinde ülke ile gerçekleştirmiş olduğu eğitim işbirliği anlaşmaları, kurmuş olduğu kurumsal birlikteliklerle bir dünya markasıdır. Öncelikle mağdur ve mazlum coğrafyalarda yer alan ülkeleri içine alacak, ancak büyümesi evrensel sendikacılık hukuk ve normları çerçevesinde sağlanacak Uluslararası Bir Sendikal Üst Birliğin kuruluş çalışmalarını bitirmek üzere olduğu için bir dünya markasıdır. Dünyadaki gelir adaletsizliğine, Kuzey-Güney arasındaki milli gelir dağılımında her geçen gün büyüyen makasa, emek ve alın terinin sömürülmesine karşı durduğu için bir dünya markasıdır. Rahat, konforlu, insanca bir yaşam, hak ve hürriyetlerini yaşayabileceği bir ortam adına, ülkelerinden koparılıp, gemilere doldurulup, göç denizlerinde batırılarak bu hayattan koparılan kadın, erkek, çoluk, çocuk bütün mültecilerin hayat haklarını savunduğu için bir dünya markasıdır. Küçülen giderek köy haline gelen dünyadaki emek/sermaye dengesinde, dünya kaynaklarının yüzde 80’ini kullanan yüzde 20’lik elit kesimin sömürü anlayışına karşı olduğu için, emeğin hakkını yeryüzüne haykırdığı için bir dünya markasıdır. Bem-Bir-Sen Avrupa Bağımsız Sendikalar Konfederasyonu yani CESİ’ye üye olmuştur. Bem-Bir-Sen evrensel sendikacılık çerçevesinde ilkeleriyle, bütün önyargılara rağmen AB ülkeleri ile güç birliği yapabilen bir sendikadır. Bizler başta ILO olmak üzere, Dünyanın pekçok yerindeki sendikal faaliyetlere katılmak üzere gitmiş olduğumuz yerlerde hep, bu tür üst kuruluşların ve birliklerin bir güç olduğunu gördük.
Müslüman coğrafyanın çalışanının derdini dinleyebilecek, haklarını savunabilecek bir uluslararası üst birlik ne yazık ki göremedik. Ama hep o eksikliği hissettik, bu eksiklik sendikacılar olarak bize hep hissettirildi” ifadelerini kullandı.
“HIZLI TAŞERONLAŞMA SİSTEMİ İLE VAHŞİ KAPİTALİZMİN EMEK VE ALINTERİ SÖMÜRÜSÜNÜN MODERNLEŞTİRİLMESİNE KARŞIYIZ”
Sendikal anlayış, sendikal kimlik her daim hareketli olmayı, sahada olmayı, hak aramayı, hak ararken de yakıp yıkmadan, diyalogla, uzlaşı ile sonuç almayı gerektirdiğini belirten Turbay, “Bem-Bir-Sen olarak bugün elde etmiş olduğumuz başarıların altında bu anlayış yatmaktadır. Gerektiğinde meydanlara inmeyi, hak aramayı legal sınırlarda tutmayı bilen Sendikamız, bu dönem süresince sayısız eylem gerçekleştirmiştir. Başta 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü olmak üzere çeşitli eylemler gerçekleştiren Bem-Bir-Sen, özellikle İtfaiye ve Zabıta haftalarında gerçekleştirdiği renkli eylemlerle, dikkatleri yerel yönetim çalışanlarının sorunlarına çekmeyi başarmıştır. Koruma ve Güvenlik Personeli’nin hakları için sahaya inen Bem-Bir-Sen ayrıca, sözleşmeli personelin kadroya alınması ile ilgili olarak da sayısız eylem gerçekleştirmiş, nihayetinde bu hakları elde etmiştir. Kamunun yaşamış olduğu büyük tehlikelerden birisi olan Taşeron personel çalıştırma konusu, önümüzdeki günlerde de çalışma hayatının kangren olmaya namzet konularından birisidir. Hızlı taşeronlaşma sistemi ile vahşi kapitalizmin emek ve alınteri sömürüsünün modernleştirilmesine karşıyız. Çalışma barışını zedeleyen, iş ve işçi güvenliğini sıkıntıya sokan, sosyal güvenlik anlayışını, kıdem tazminatı ilkelerini zora sokan bu anlayıştan bir an önce vazgeçilmesi hem devlet kurumları adına, hem de çalışanlar adına son derece önemlidir” şeklinde konuştu.
Turbay, konuşmasına şöyle devam etti:
“Bu dönemimizde literatüre kazandırdığımız bir başka sıfat ise, “Bem-Bir-Sen’in yardım eli” olmuştur. Bem-Bir-Sen ailesi büyük bir ailedir. Büyük olmak zordur, zahmetlidir, sorumluluk ister. Büyükseniz banane diyemezsiniz. Büyükseniz beni ilgilendirmez diyemezsiniz. Büyükseniz zalimin yumruğunu görmeli, mağdurun-mazlumun yanında olmalı, yetimin çığlığını duymalısınız. İşte biz böyle büyük bir aile olduğumuzu da zaman zaman görme imkanını elde ettik. Pakistan ve Bosna’daki sel felaketinden, Myanmar’daki Müslümanlara yönelik zulme kadar, Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinden, diktatör rejimleri altında inleyen Suriyeli kardeşlerimizden Mısırlı kardeşlerimize kadar, mülteci kamplarındaki mazlumların yardımına, savaşın ve açlığın esir ettiği insanların yükselen feryatlarına yetişmeye çalıştık. Binlerce kilometre ötede, Hint Okyanusu’nun bir köşesinde, taa Sri Lanka’da İbrahim Keresteci adına bir cami, bir Kur’an kursunu yaptırdık. Bölgedeki Müslüman çocuklar cahil kalmasın diye Uluslararası Bem-Bir-Sen Okulu’nu tamamlayıp eğitim öğretime açtık.”
Sendikacılık yaparken toplumsal sorumluluklarını unutmadıklarını kaydeden Turbay, “ Biz salt bir ücret pazarlığının içinde bulunmadık.
Biz ilkeli onurlu sendikacılığı sadece üyelerimiz adına yapmıyoruz. Bizim başka sorumluluklarımız da var. Biz daha doğmadan yetim, küçük yaşta öksüz kalmış Ümmetin Sevgilisinin duruşu hürmetine yetim başı okşadık. Biz uğruna bütün Alemlerin yaratıldığı En Sevgilinin duruşu hürmetine bir medeniyet mücadelesine talip olduk. Terörle mücadeleye böyle baktık. Çözüm sürecine böyle baktık. Hırsızlığa, yolsuzluğa, adalet terazisinin zaman zaman doğru tartmayan kefelerine böyle baktık. Darbelere, vesayetlere, jüristokrasiye, görevini yapmayan bürokrasiye böyle baktık. Paralele devlet arzularına, ihanetin her türüne, Türkiye’nin düşürülmek istendiği tuzaklara, milletten görünüp başkaları adına hizmet edenlere de böyle baktık. Yalova’daki ağaçlara içleri sızlamazken Gezi Parkı’ndan iç savaş arzulayanlara böyle baktık. Kobani’yi bahane ederek, kurban eti dağıtan günahsızlara yapılan işkencelere, insanlık dışı vahşete, 6-7 Eylül’ü bahane edip doğu güneydoğu şehirlerimizi yakıp yıkanlara, 50’ye yakın insanımızı katledenlere böyle baktık. Biz ay yıldızlı bayrağın altında yatıp uzanan şehitlerimize de böyle baktık” dedi.
Güçlü ve büyük bir Türkiye hedefini, yeni Türkiye hedefi ile birleştiren bir sendika olarak yeni dönemde öncelikle istediklerini sıralayan Başkan Turbay, “Yeni ve insan odaklı bir anayasa istiyoruz. Adalet ve hukukun evrensel boyutları ile hakim olmasını istiyoruz. TBMM’de milletin egemenliğinin, liyakatli vekiller eliyle tesis edilmesini istiyoruz. Her türlü vesayetten arınmış bir yönetim şekli istiyoruz. Irk ve mezhep ayrılığından arınmış birlik ve beraberlik, bütünleşmiş bir kardeşlik istiyoruz. İnsan onuruna yakışır ücretler, yasalarla teminat altına alınmış bir çalışma hayatı istiyoruz. Hepsinden önemlisi umut etmek, ümit var ve ümmet olmak istiyoruz. Bizler haklının gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, gür sesi olmaya talibiz. Bizler güçlünün mazlumu ezemediği, mağdurun unutulmadığı bir düzene talibiz. Bizler Hak olanı haykıracak, şer olanı, batıl olanı uzak tutacak bir el olmaya talibiz. Bizler sorumluluk gerektiren özgürlüklerle, meşru helal rızıklara talibiz. Bizler, ABD’de 3 Müslüman gencimizin hunharca, vahşice katledildiği, ırkçılığa, Müslüman kanının sıradanlaştırılmasına da karşıyız. Çünkü bizler, bir erdemlilik hareketinin kutlu yolcularıyız.Bu kutlu yolculuğun ilk neferi olan Rahmetli Mehmet Akif İnan’ın dediği gibi her eylemin yeniden dirilttiği bu şanlı teşkilatın mensupları, bu medeniyet mücadelesine mezarlarından bile devam edecekler, yeni destanları mezarlarından yazacaklar” diye konuştu.