X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bayburt Üniversitesinde Mesnevi’nin Pedagojik Boyutu Ele Alındı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Üniversitesinde Mesnevi’nin Pedagojik Boyutu Ele Alındı

  • Giriş Tarihi: 4.3.2015 18:08 Güncelleme Tarihi: 8.3.2015 16:23
BAYBURT ÜNİVERSİTESİNDE MESNEVİ’NİN PEDAGOJİK BOYUTU ELE ALINDI
Bayburt Üniversitesinde Mesnevi’nin Pedagojik Boyutu Ele Alındı

Üniversitesinin davetlisi olarak Bayburt’a gelen Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Doç.Dr. Süleyman Doğan ‘Mesneviden Pedagojik Telkinler’ konulu bir konferans sundu.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde gerçekleşen konferansa Bayburt Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Prof.Dr. Necmettin Tozlu’nun yanısıra rektör yardımcıları, dekanlar, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.
Eğitimcilerin yoğun katılım gösterdiği konferans, Doç. Dr. Süleyman Doğan’ın Mevlana’nın çok iyi bir pedagog, Mesnevi’nin ise bir ahlak ve pedagoji kitabı olduğunu vurgulaması ile başladı. Doğan, konuşmasında Mesnevi’deki kıssalarda eğitim ve hoşgörü ile ilgili telkinlerin günümüzde de geçerliliğini koruduğunu belirtti. Hz. Mevlana’nın mesnevisinin inceliklerinin anlattığı konferansta Doğan günümüz meselelerinin çözüm noktaları, öğrenme metotlarına uygunluğuna değindi.
Mesnevi ve Mevlana hakkında bilgi veren Doğan, Mevlana’nın eğitim metodunun hikaye anlatımı, metaforik anlatım, menkıbe ve kıssa anlatımı, ayet ve hadisler ve bunların işârî yorumları ve şiir olduğunu kaydetti.
Mesnevideki 26 hikâyeyi pedagoji açısından incelendiğine dikkati çeken Doğan, Mevlana’nın bir metaforla birçok şey anlattığını bunun başka örneğinin olmadığını, kendisinin ırak görüşlü vizyoner bir insan olduğunu örneklerle katılımcılara aktardı.
Aynı zamanda Türkiye Gazetesi yazarı olan Doğan, Mevlana’nın etkili bir anlatımı olduğunu kaydederek " Hayvanlarla anlatım, bugünkü çocuk eğitimde bile en önemli bir materyaldir. Bu şekilde dolaylı yoldan mesaj vermek eğitimde önemlidir. Yap, et gibi emirler insan üzerinde tepki oluşturur. Mevlana’nın gerek Belh’te gerek Konya’da içinde bulunduğu toplum çok dilli, çok kültürlü. Bundan dolayı anlatımı da etkili bir şekilde. Mevlana’nın kaynağı ilahidir. Kendisi ‘insanlık ailem, bütün gök kubbede evim’ demiştir. Goethe bu sözü ile Mevlana’yı bir dünya vatandaşı olarak nitelemiştir. Bütün batılı filozoflar Mevlana’dan büyük bir zat olarak bahseder. Mevlana 3A olarak formüle ettiğim Allah, Âlem ve Âdem kavramlarını çok iyi anlamış ve çok iyi analiz etmiş, buna göre bir toplum inşa etmek için varını yoğunu sarf etmiştir. Aslında dünyanın meselesi insanlık meselesidir. İnsanlık meselesi hallolursa bütün meseleler halledilecektir. Çünkü insanlık bütün insanlık âleminin meselesidir. İnsan ise olmuş bitmiş bir varlık değil bir olgunlaşma meselesi olan varlıktır. Mevlana bütün insanlığa bir proje olduğu için batılılar peşine koşuyorlar. Niye Mevlana’ya, Yunus’a koşuyorlar. Kaynakları ilahi kaynaktan bir parça olduğu için koşuyorlar. Mevlana, insanın en uzun yolculuğu içine yaptığı yolculuktur diyor. Yaşadığı Anadolu topraklarında yen bir kimlik ve kişilik oluşturuyor. Bu kimlik ve kişilik şefkatin, merhametin, hoşgörünün kişiliği ve kimliğidir. Bir Anadolu kimliğidir. Kuşatıcı bir kimliktir, dinden neşet eden yeni bir medeniyettir. "dedi.
Mesnevideki pedagojik metodunu örneklerle anlatan Doğan, Mevlana’nın en büyük metodunun gözlem metodu olduğunu belirterek, " Mevlana diyor ki görmez misiniz kar taneleri düşer de yere, hiç biri birbirinin ayağına basmaz. Hepsi bir sükûnette yere rahatlıkla düşer. Ne oluyor insanoğluna ki neyi paylaşamıyor. Gözlem metodunu insanı anlatmak için öne çıkarıyor. Kendini gözleme, kendini anlama, kendini tanıma, kendine yön verme ve nefis mücadelesi. Gözlem metodu bugün bütün bilimlerde esastır. Önce doğru gözlem, doğru ölçüm, doğru değerlendirme. Doğru gözleyemezseniz doğru ölçemezsiniz. Doğru ölçmezseniz doğru değerlendiremezsiniz. Bu birçok bilimde böyledir. Diğer yandan Mevlana, 16. Yüzyılda yaşamış Descartes’in metodik şüpheciliğini çok önceden anlatmıştır. Mevlana’da davranışın kaynağı düşüncedir. İnsanların davranışını incelerseniz düşüncesini görürsünüz der. Mevlana öğrenmenin başlangıcı şüphe ve ilgidir der. Mevlana, hakikate ulaşmak için gerçek olmayandan şüphe etmeyi doğru görmektedir. Descartes’in ifadesiyle buna “metodik şüphe” diyoruz. Mevlana bunu asırlarca önce fark etmiş, bazen şüphenin insanı gerçeğe ulaştıracak yollardan biri olacağını savunmuştur. Eğitimde ilk ceza ve mükâfatı öneren Mevlana’dır. Batılı pedagog Jean-Jacques Rousseau, ‘Émile ou de l’éducation’ adlı eserinde ceza ve mükâfattan bahseder. Eser güzel bir pedagojik romandır. Fakat Mevlana’dan çalıntılar vardır. Descartes de vardır. Zaten 19. Yüzyıla gelinceye kadar atıf yoktur, alıp alıp yazılmıştır. "şeklinde konuştu.
Türkiye’de asıl sorunun eğitim fakülteleri olduğunu anlatan Doğan, " Eğitim fakülteleri yeniden şekillenmelidir. Cumhuriyet döneminde yaşayan Emrullah Efendi’nin Tuba Ağacı Formülü vardır. Eğitimin örgütlenmesi yukarıdan aşağıya doğru olmalı diyor. Yukarı dediği eğitim fakültelerinden aşağı doğru. Üniversite, orta öğretim, ilköğretim, anaokulu şeklinde. Problem yukarıdan aşağı bir yapılanmanın tekrardan inşa edilmesidir. Bazıları da ilkten başlanarak yukarı doğru çıkmalı diyor. Aslında bizim kültür yapımıza yukarıdan aşağı daha uygun gibi görünüyor. Eğitim fakültelerinin kitap yazımı ve müfredatlarının da yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Kitapların dili batılı mı doğul mu nedir, ne vermek istiyor, tamamen kafa karıştırıcı. Oradan çıkan öğrenci gidip bir şey veremiyor. Asıl problem eğitim fakültelerindedir. Çünkü yetiştiren orasıdır. Eğitim fakülteleri akademileri olabilir. Buradaki öğretmenler sadece bilgi donanıp formasyon alarak mezun olmamalı. Bir de mülakata tabi tutulmalı. Bu batıda, Avrupa’da var; çünkü geleceğimizin varisi çocuklarımızı, daha donanımlı insanlara teslim etmeliyiz. İlahi aşka sahip olan, gönül ehli, olgunlaştırıcı, yumuşak kalpli, aydınlatıcı, mesleki sevgiye, bilgiye sahip, rehber, sabırlı ve affedici olan kişilere teslim edilmeli. Ben bunları ihmal ediliyor düşüncesiyle savunuyorum. "ifadelerini kullandı.
Bayburt’ta manevi bir hava sezdiğini, şehirde yaşanmış bir maneviyat bir ruhaniyet olduğunu anlatan Doğan şöyle devam etti: " Mevlana pedagojisi Bayburt’ta da gördüğüm gibi hep iyi, güzel ve sevgi üzerine bakar. Batıdaki polyannacılık Mevlana’dan çalmadır. Mevlana pedagojisi tamamen güzellikle bakar ve der ki disiplin dıştan verilen bir zorlama değil içte oluşan bir yapıdır. Bu yapı da göstererek ailede başlar, okulda devam eder. Mevlana’nın eğitim anlayışı itidale dayanır. Bunun için kerpiç örneğini verir. Kerpice çok su verirseniz kerpiç olmaz, ayarında su vereceksiniz der. İşte bunun için öğrenciye ayarında ve kararında bireysel, zihinsel ve fiziksel gelişimini ele alarak eğitim verilmelidir. Senin görevin çocuk eğitimi ise onun diliyle, onu anlayarak konuş, asıl sorun oradadır. Asıl olan öğrenendir. Mevlana pedagojisinde öğrenci baldır, öğretmen ise süttür. Bal süte karıştığında sütleşir. Ahlaki manada öyle bir münasebet olmalı ki, öyle bir numune-i timsal olmalı ki öğretmen, öğrenci de ona uysun. O bir model olsun. Yine Mevlana’da istidat, kabiliyet kapasiteyi önceler "dedi.
Bir saat süren konferans sonunda Bayburt Üniversitesi Rektör Başdanışmanı Prof.Dr. Necmettin Tozlu Doç.Dr. Süleyman Doğan’a Bayburt Üniversitesi logolu çini tabak takdim etti.
Konferanstan sonra ise Doğan, öğrencilere, akademisyenlere ve katılımcılara kitaplarını imzaladı.