5 günlük hava durumu
23 Ekim 2010, Cumartesi

Kışları apak, yazları kapkara bir kent: Erzurum

İlişkili haberler
Kışları apak, yazları kapkara bir kent: Erzurum
Erzurum evleri

Feridun Andaç, Erzurum: Bir Kentin Solgun Yüzü adlı kitabında 'çocukluk cenneti' olan şehri anlatıyor. Andaç dünyanın neresine giderse gitsin özlediği şehrinin belleğini gelecek kuşaklara aktarma isteğiyle yazdığı kitabı vesilesiyle herkesi 'kendi Erzurum'una çağırıyor

"İnsan yaşadığı yere benzer," der Edip Cansever: "O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer. Suyunda yüzen balığa, Toprağını iten çiçeğe, Dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine." Şair Mendilimde Kan Sesleri'nde yer-yurt kavramını böyle anlatır. Ve aklına yurt düşen herkes bilir ki, insan biraz da doğduğu yere benzer. Yazar Feridun Andaç gibi. Feridun Andaç ömrünün 16 yılını Erzurum'da geçirdi, oradan ayrıldığında 19'unda bir delikanlıydı. İstanbul'a geldiğinde kendine yeni bir yurt seçtiğini düşünmüştü. Ama hep çocukluk yurdunun özlemiyle yaşadı. 1993 yılından itibaren Erzurum'u yazmaya başladı ufak ufak, yazdıkça biriktirdi, biriktirdikçe yazdı. Aradan tam 17 yıl geçti ve birikenler Erzurum: Bir Kentin Solgun Yüzü adlı kitaba dönüştü. Dharma Yayınları'ndan çıkan kitap, Erzurum'un değişik zamanlarına bakan bir iç konuşma âdeta.

- Kendi Erzurumunuzu mu anlattınız bu kitapta?
- Yazan birisi her zaman yazarken bir yere ait olmak ister. Bir dil, bir kültür, bir coğrafya, yaşadığı ortam, oranın insanları önemlidir. Ama yerellikten, yöresellikten öte bir duyguya ulaşmak için biraz uzaklaşmak gerekir. Bu kitaba biraz uzaklaşmanın ve yazara kavuşmanın kitabı diyebilirim. Yazıyla ilk tanıştığım zamanlardan itibaren Erzurum'u anlatan bir kitap yazmayı hep düşünmüştüm ama başlangıçta Rus romancıları gibi bir romandı düşlediğim, coğrafyasıyla, doğasıyla. O kentin hem bembeyaz hem de kapkara yüzünü. Kışın bembeyaz bir kenttir Erzurum, kış gittikten sonra ise kapkara bir kent olur. Rus romancılarını ben o kentte okudum ve birçok nedenden dolayı o kenti terk etmek zorunda kaldım.

EL DEĞİŞTİREN BİR KENT
- Politik nedenlerle mi?
- Evet çok sivri politik bir kişiliğim yoktu ama bir taraftım. Solcuydum. O dönem Erzurum'da MHP'nin egemenliği, şiddet kültürünün baskın olması ve şiddetin sokak çatışmalarına kadar varması, o kentte yaşamın benim için bitmesine neden oldu. Gün gelir; okuduklarınız, gördükleriniz, duyduklarınız sizin kanatlanıp başka yerlere gitmenizi gerektirir. O uzaklaşma duygusu ise sizi bir süre sonra yersiz yurtsuzluğa yöneltir. Ben bu kitapla çocukluğumun cennetine kavuştum.

- Peki nasıl bir yerdi sizin ilk gençlik döneminize kadar yaşadığınız Erzurum?
- Henüz 1950'li yılların göç dalgası kenti vurmamıştı. Erzurum 70'li yıllardan itibaren, nitelikli göç verdi ve niteliksiz göç aldı. O nitelikli göç dediğimiz şey, yerli kültürü, yöresel kültürü yaşayan ailelerin göç etmesine neden oldu. Böylece yerel sermaye de göç etti. Yerel kültür, yerel doku, insan ilişkileri, sokak-mahalle kavramı adım adım yitmeye başladı. En büyük değişim 1980 sonrası oldu ve 1990'larda kent kimlik değiştirdi. Halit Refiğ'le Erzurum sokaklarını gezdiğimizde, 'Bu kent el değiştirmiş,' demişti. Gerçekten de öyle.

- Erzurum'un sosyolojisi nasıl?
- Şu an kozmopolit bir kent ama baktığınızda tarihsel bir dokusu var. Ne yazık ki o doku korunamamış. İnsanların o dokuyu koruması için bir bilinç geliştirilmemiş. Yerel yönetim bu anlamda geçmişten beri büyük zafiyet içinde. Erzurum kadim bir kent olmayı başaramadı, beceremedi. Ticari olarak üretim alan, dar ve yetersiz olduğu için, kentlilik kültürü ve bilincini geliştirecek bir yapılanma yaratılamadı. Öte yandan milliyetçi-muhafazakâr yapının korunması, geçmişten gelen tarikat anlayışının egemen kılınması da buna engel oldu.

- Ama aynı zamanda Erzurum, Cumhuriyet için de önemli bir kent. Neden o kapalılık aşılamamış?
- Evet kongre yapılmış, Cumhuriyet'in ilk harcı Erzurum'da yapılmış. Ben çocukluğumdan şunu hatırlarım: Ailemiz çağdaş bir aileydi. Buna rağmen Erzurum'un Cumhuriyet'i, Mustafa Kemal'i daha fazla sahiplenmesi gerekirken; o duygu çok da egemen değildi. Bunun nedeni o muhafazakâr yapının baskın olmasıydı ve o yapı siyasal iktidarlar tarafından sürekli olarak gözetildi ve korundu.

KAR BİR KÜLTÜRDÜR
- Kitabı yazmanız ne kadar sürdü?
- İlk denemeyi 1993'te kaleme aldım. Ondan sonra yıllar içinde yavaş yavaş örüldü. Bu kitabı çoğaltırken bir yandan da Erzurum'u anlatan iki roman yazdım: Kuş Sesleri ve Arzende Zaman. Ancak o romanları yayımlamak için bu kitabın çıkmasını bekledim. İki roman da kentin 1940'lı yıllardan 1980'lere kadar olan demografik yapısı içerisindeki birkaç kuşağın öyküsünü anlatır.

- Ermeniler, Erzurum'un önemli bir bileşeniymiş eskiden. Bu tarihsel döngü içindeki roman kurgunuzda onlara da yer verdiniz mi?
- Var tabii. Hatta bir arkadaşım dedi ki, 'Arzende Zaman'ı yayımlarsan seni bu kente sokmayabilirler.' Taraf tutarak yazmadım ama bence toplumlar tarihleriyle yüzleşmek zorundalar. Erzurum'un tarihiyle barışması lazım, o bakış açısını edinen tarihçilerini, yazarlarını, müzisyenlerini, sanatçısını çıkarması lazım. Çünkü politikanın dili yavan bir dildir, tutucu bir dildir, muhafazakâr bir dildir.

- Erzurum'un en çok nereleri görülesidir?
- Bir kere Erzurum'da bir 'kar kültürü' vardır. Değişmeyen ve değiştirilemeyen, insanın karakterini belirleyen bir kültürdür bu. Yazın mayıs-haziran ayları çok güzeldir Erzurum'da, hâlâ köylerinde turna seslerini ve turaçları duyarsınız. Akarsuları çok güçlüdür, doğa çok bozulmamıştır. Ama kışın gittiğinizde karın getirdiği bambaşka bir heybet vardır. Selçuklu'nun izleri hâlâ gözle görülebilir, tarihi yapılar durur ama onların yaşadıkları mahalle, sokak, cadde yok olmuş durumda. Mesela bir kent müzesi yok Erzurum'da. Oysa eski Erzurum evlerinin birkaçı ayakta, o evler restore edilebilir.