X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 'Tapılası Nick'in inanılmaz hayatı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

'Tapılası Nick'in inanılmaz hayatı

  • Giriş Tarihi: 2.2.2013

Nickolas Muray; Marilyn Monroe'dan Greta Garbo'ya nice isimlerin portrelerini çekti, reklam fotoğrafçılığı onunla değişti. Eskrim şampiyonu, unutulmaz karelerin yaratıcısı Muray, ressam Frida Kahlo'nun büyük aşkı, 'Tapılası Nick'ti

"Zanaatkarım, iyi bir zanaatkarım hepsi o kadar." Bu cümle New York'un 1920'li yıllardan itibaren en başarılı, en ünlü, en gözde ve en çapkın fotoğrafçılarından Nikolas Muray'e ait. Efsane bir fotoğrafçı için oldukça mütevazı olan bu sözler, onun mesleğine bakışını anlatsa da gösterişli hayatını neredeyse hiç tanımlayamıyor. Nickolas Muray ismi bizlere yabancı olsa da aslında gözümüz onun fotoğraflarına aşina. Bugün gördüğümüz reklamların öncülüğünü o yapmış, ressam Frida Kahlo'nun belki de en güzel portrelerini o çekmiş, Marilyn Monroe, Elizabeth Taylor, Greta Garbo gibi isimleri fotoğraflamış.

YAHUDİ OLDUĞU İÇİN DAYAK YEDİ
Sadece oyuncular mı, fotoğrafladığı isimler arasında ünlü ressam Claude Monet de var, ünlü beyzbol oyuncusu Babe Ruth da. Bunların yanı sıra katıldığı Olimpiyatlar'da eskrim şampiyonu olmuş. İşte bu fotoğraflardan 162 tanesi tam da fotoğrafçının kariyerinin başlangıcının 100. yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nde 'Nickolas Muray: Bir Fotoğrafçının Portresi' adıyla 21 Nisan'a kadar sergilenecek. Gelelim Muray'in hayatına. Muray, 1892 yılında Macaristan'da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Miklos Mandl adıyla dünyaya geldi. Posta memuru olan babası Yahudi olmaları nedeniyle dışlanmamaları için soyadlarını Murai olarak değiştirdi. Yani Yahudi kimliği başından beri saklanması gereken, sakıncalı bir durumdu Muray için. 12 yaşında öğretmeni onu Yahudi olduğu için aşağılayıp dövdükten sonra da okul kaçağı oldu. Okuldan kaçtıktan sonra kendisini eskrim okulu Salle Santelli'ye attı. Ders için yeterli parası olmasa da eskrim ustalarını izleyerek, tahta kılıçlarla oynayarak ilk derslerini aldı ve bir gün kılıç sanatını öğrenmeye karar verdi. Babası ise onu gravürcü çırağı olarak Budapeşte Güzel Sanatlar Okulu'na kaydettirdi. Sonra fotoğrafın 'yeni sanat' olarak adlandırıldığı Almanya'ya geçti. Oradan da 1913'te bir gemiyle ABD'ye. O tarihte 21 yaşında, hırslı, yakışıklı, cebinde 25 doları olan ve sadece 50 İngilizce sözcük bilen genç bir adamdı... Fotoğraf stüdyolarında çalıştı, eskrime başladı ve şair Ilona Fülöp'le evlendi, ancak bu evlilik kısa süre sonra boşanmayla sonuçlandı. Az para kazandığı bu yıllarda Broadway'de sahnelenen The Mirage oyununun yıldızı Florence Reed'in fotoğrafını çekmesiyle kaderi değişecekti. Bu efsane kareden sonra Vanity Fair ve Harper's Bazaar için 350'den fazla ünlü ismi fotoğrafladı.