X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hayatımı ortaya koydum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hayatımı ortaya koydum

  • Giriş Tarihi: 23.2.2013

Emin Özmen, 29 yaşında. Geçen yaz Suriye'ye SABAH adına olayları takip etmek için gitti. Orada çektiği fotoğraflar dünya çapında ses getirdi. İçlerinden biri de büyük bir ödüle değer görüldü

Gazetenin yedinci katı. Fotoğraf ekibi internetin başına kitlenmiş, bekliyor. Fotoğrafın Oscar'ı sayılan World Press Photo 2013'ün açıklanmasına beş dakika kalmış. Herkes heyecanlı. Çünkü Türkiye, son 30 yıldır bu ödülün kıyısından bile geçemiyor... Ekibin kıdemlisi Kutup Dalgakıran herkesten daha heyecanlı, "İnşallah biz alacağız," diyor ve Emin Özmen'in yarışmaya gönderdiği, Suriyeli muhaliflerin işkence karesini bana anlatmaya başlıyor... Emin Özmen'in kazanması için bütün ekip birbirine kenetlenmiş, heyecanla o anı bekliyorlardı. Ödülün açıklanmasına bir dakika kala Emin geldi. Hep birlikte saniyeleri saymaya başladık... 5 bin 666 fotoğrafçı tam 103 bin adet fotoğraf yollamıştı. Nefesimizi tuttuk ve enter tuşuna bastık, sayfa yenilendi ve World Press Photo Spot News Single (spot haber) kategorisinde 29 yaşındaki Emin Özmen'in ikinci olduğunu gördük! O an yedinci kattaki mutluluk görülmeye değerdi.

- Nasıl gönül verdin fotoğrafa?
- Üç kardeşiz. İki ağabeyim var. Sivas'ta doğdum 18 yaşına kadar oradaydım. Ağabeylerimden biraz daha hırslıyım. Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'ne gitmek isterken yetersiz bir puanla Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Fizik Bölümü'ne gittim. Sonra kendi kendime 'Sen fizikçi değilsin, kendini kandırma, mutlu olduğun şeyi yap,' dedim ve İstanbul'a fotoğrafçılık okumaya geldim. Son sınıfta Fizik'i bıraktım, yetenek sınavlarına hazırlandım. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü'ne girdim. Okula devam ederken SABAH'ta çalışmaya başladım.

- Kaç yıldır SABAH'tasın? - Beş yıldır. - 30 yıldır Türkiye'den hiçbir haber fotoğrafçısı bu ödülü alamıyordu. Ödülü alacağını hissediyor muydun?
- World Press Photo dünyanın en saygın fotoğraf yarışması. 56 yıl önce Amsterdam'da kurulmuş bir vakıf her yıl, 100 binlerce fotoğrafı gazetecilik, foto-muhabirliği adına değerlendirir, tanıklık adına, en önemli fotoğrafları seçer. O anı yakaladığımda çok güçlü bir fotoğraf çektiğimin farkına varmıştım. Ama olayın etkisi ile bunu algılamam biraz uzun sürdü. Tedirginliğim şuydu; bu ödülü 30 yıldır Türkiye'den kimse alamıyordu.

ADAMIN ÇIĞLIKLARI HâLâ KULAKLARIMDA
- Ödüllü fotoğrafı nasıl bir anda çektin?
- 25 Temmuz'da illegal bir şekilde sınırdan geçtim, Halep'e ulaştım. Yoğun bir hava bombardımanı vardı, gece boyu devam etti. Muhalifler bir okulda toplanmıştı. Muhaliflerin komutanından hangi bölgede hangi çatışmaların olduğunu dinliyoruz. O sırada Allahu Ekber sesleri arasında, bir pikap üzerinde iki kişi getirildi. Esad muhbirlerine para dağıtırlarken yakalanmışlar. Yanımızda üstleri arandı, bol miktarda para bulundu. Sorguya tanık oldum ve orada fotoğraflamaya başladım. Sorgu, Şeyh Hıdır ismi verilen bölgedeki Şeyh Hıdır İlköğretim Okulu'nun zindan diyebileceğimiz, kullanılmayan alt kısmında yapıldı. Sorgunun sonucunda muhbirleri alt kata indirdiler, falakaya yatırdılar. Onları takip ettim. İşkence 48 saat devam etti. Sonra serbest bırakıldılar. Serbest bırakıldıklarını gördüm ama görüntülememe izin vermediler. Herkes savaşa gidip fotoğraflar çekiyor ama özel bir anda, işkence anında, bu sorgu odasına girmem bile bir mucize. Bu kadar güçlü fotoğraf çekmeyi bırakın o fotoğrafı çekmem bile mucizeydi aslında.

- Fotoğraf çekmene nasıl izin verdiler?
- Refleks olarak takip etmeye başladım, zaten yaptıklarıyla o kadar meşgullerdi ki beni farketmediler. Olayın içindeyim. Adamın çığlıkları hâlâ kulağımda... O kadar yakındım. Bir de üç-dört gün muhaliflerle birlikte vakit geçirmiştik, sanırım bana güvendiler.

FOTOĞRAFIN GÜCÜNÜ SOMALİ'DE GÖRDÜM
- Ödül aldığın bu fotoğraf gazetede basılmamış.
- Evet. Çünkü ertesi gün daha büyük bir haber yakaladık. Çok önemli bir karakol, muhalifler tarafından alındı. O ana tanık oldum ve güçlü fotoğraflar çektim. 'Sokak sokak Esadcı avı' diye manşetten girdi. Bayağı ses getirdi Türkiye'de ve dünyada. O olayın fotoğrafları o kadar yankı buldu ki, bu fotoğraf onun gölgesinde kaldı. Ben de yayınlanacak yer bulamadığım için yarışmaya gönderdim.

- Somali'deki kıtlığı fotoğraflarla anlattığın bir kitabın var...
- En gurur verici işlerden biriydi. Daha hiçbir gazeteci gitmemişken, ben kendi araştırmalarımla bölgeye ulaştım. Oradaki kıtlığı belgeledim. Zamanlaması çok denk geldi. BM de Somali'de kıtlık ilan etti. O an orada olmam çok büyük bir şanstı. Fotoğrafları oradan yolladım. Türkiye'de bu, SABAH'la patladı. Sonra oraya otobüs otobüs gazeteci gitti ve Türkiye'den büyük bir yardım kampanyasının önü açıldı. Kızılay-SABAH işbirliğiyle başlatılan kampanya büyüdü, yardımlarla 450 milyon TL para toplandı. Ben, ilk defa çektiğim fotoğrafın bir şeyleri değiştirdiğini orada gördüm.

- Fotoğrafın gücüne inanıyorsun, o zaman?
- Foto-jurnalizmin gücüne inanıyorum. Bunu yaymak için başarılı olmam gerektiğine inandım ve bunun için gayret vermeye özen gösterdim, bunun için çalıştım. Hedefim Türkiye'de fotoğrafın anlaşılmasını sağlamak, foto-jurnalizminin ne olduğunu anlatmak.

ANNEMİN DUALARI BENİ KORUDU
- Suriye'ye gideceksin diye ailen endişelenmedi mi?
- Aileme, Suriye'ye gittiğimi ve sıkıntı yaşamadan döneceğimi söyledim. Çatışma ortamında aklı başında davranacağımın bilincindeydim. Bunu anlattım onlara, ikna oldular. Annemin duası beni korudu. Çektiğim bu fotoğraf her şeyi değiştirmiyor ama bir şeyleri anlamamızı sağlıyor. Güçlü bir fotoğraf için bazı riskleri göze almam gerekiyor. Canım o kadar kıymetli değil. Yani bu şehirde de daha aptal bir şekilde ölebilirim. Mesleğimi icra ederken ölmek bana onur verir.

- Bölgedeki gazetecilerin korkusu keskin nişancılar. Onlardan nasıl korundunuz?
- Sivil olduğum anlaşılsın diye kot pantolon ve gömlek vardı üzerimde. Suriye'de şu ana kadar 77 gazeteci öldü. Her yerde keskin nişancılar var. Sokaklardan geçemiyorsunuz. Her yıl dünyanın riskli yerlerinde yüzlerce gazeteci hayatını kaybediyor ve hiçbiri Türk değil. Türkiye'deki gazeteciler olarak pek risk almıyoruz. Oysa birileri bu riski almazsa, hayatını ortaya atmazsa, gazetecilik olmaz. Ben hayatımı ortaya koydum. Olayın, dramın yaşandığı noktaya kadar gitmezsek, yaptığımız gazetecilik gerçek gazetecilik değil bence.