X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye'de, Norveç somonlu balık tarifi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye'de, Norveç somonlu balık tarifi

  • Giriş Tarihi: 2.3.2013

"Ne de olsa deniz derya, biter mi denizde balık?" diye düşündük. Bakın işte, bal gibi de bitiyor. Yumurtlama boyundan küçük deniz levreği satın almayın diye size bu tarifi Norveç somonu ile veriyorum

Malum, memleketin üç yanı denizlerle çevrili... Ancak 10 yıllardır süren avcılık politikasızlığımızdan dolayı, denizin bile bereketini sürdürebilmiş değiliz. Eski İstanbul resimlerine bakıyorum; Boğaz'dan gövdem kadar torikler çekiyorlarmış. Hem de çok eski değil bundan 30 sene öncesinden bahsediyorum. O zamanlar herkes balıkçıymış zaten. Mesleği hakimlik olan Arnavutköylü Hikmet Amca, her akşam balığa çıkıp günlük rızkını alırmış denizden. Dedim ya, o yıllarda herkes balıkçıymış zaten ucundan kıyısından. Boğaz o kadar bol ve bereketliymiş ki, kucak açarmış her oltayı atana. Ancak bugün maalesef o yıllardan eser yok canım İstanbul Boğazı'nda. Onlarca farklı çeşidin yaşadığı, birçok çeşidin geçiş yolu olarak kullandığı bu bereketli suları son 30 yılda katledercesine tükettik biz İstanbullular. Sadece Boğaz'ı mı? Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye'yi aynı süratle yedik bitirdik. Yiyemeyeceğimizi tuttuk, satamayacağımızı avladık, fazlasını döktük, 'Ne de olsa deniz derya, biter mi denizde balık?' diye düşündük. Bakın işte, bal gibi de biter.

KOMŞUDA 20 YILDIR AV YASAĞI
Yan komşumuz Yunanistan'a giden herkes, balık çeşidinin bolluğundan, fiyatların ucuzluğundan bahsedip dert yanıyor. Denizin bir ucu bizde, balık yok; diğer ucu onlarda, balık çok. Nasıl oluyor bu yaman çelişki? Çok basit. Orada 20 yılı aşkın süredir riayet edilen av yasakları var. Hem de sahil güvenlik tarafından denetlenir şekilde korunuyor bu yasaklar. Çocukken hatırlardım... Büyükdere'deki balıkçı tekneleri balığa çıkar, iki gün sonra üzerlerinde kurşun delikleriyle dönerlerdi. "Ne oldu?" diye sorduğumuzda "Yunan karasularına girince Yunan hücum botu uyarı ateşi açtı," denirdi. Nutkunuz tutulmasın, tamamen gerçek bu hikaye. Peki ya bizde? Bizde de var av yasakları, ama o kadar çok büyük tekne yatırımı yapılmış, o kadar çok insan bu sektöre bel bağlamış ki, geçinmek, para kazanmak çok zor hale gelmiş yıllar içinde. Balıkçı kendince haklı, tüketici kendince haklı, çevreye duyarlı sivil toplum kuruluşları kendince haklı. Bir tek balık haksız bu denklemde; zaten olan da ona oluyor. Bir yıl sadece palamut bollaşıyor, hemen tepesine biniyoruz, yiyemeyeceğimiz kadarını tutup, bir de "Biz tutmazsak Rusya'ya kaçıyor, onlar tutuyor," diyoruz. Ne acayip mantık, hiç anlayamadım. Tüm bu sebepleri alt alta koyduğumuzda, semt balıkçınıza gidip tezgaha bakıp neden ithal ya da yetiştirme balıklara mahkum olduğumuzu anlamak hiç de zor değil. Defne Koryürek gibi cesurca bu işle mücadele eden, lüfer koruma timleri kuran, belli bir boyun altında, henüz yumurtlamadan balığı avlamaya karşı duran bir çok duyarlı insan ve sivil toplum örgütü var, ama onlar ne yaparsa yapsınlar iş yine bizde bitiyor. Bas bas bağırılmasına rağmen hâlâ yumurtlama boyundan ufak balık almaya devam edersek, ömrümüz boyunca ithal ya da yetiştirme balık yemeye mahkum olacağız. Ben aşağıdaki tarifi şöyle beş kiloluk bir deniz levreğinden vermeyi istemez miydim? Ama deniz levreğini arayıp bulacaksınız, cebinizi yakarak alacaksınız, sonra da mutfağa girip yapacaksınız. Hiç gerçekçi gelmedi. O yüzden, en iyisi bunu Norveç somonu ile yapmak. Biz somonla yiyelim, inşallah bizden sonrakiler deniz levreği ile yeme şansı bulsunlar diye...