X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sürekli rol yaparsan kendini kaybedersin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sürekli rol yaparsan kendini kaybedersin

  • Giriş Tarihi: 16.3.2013

Yaz boyunca magazin basınının gündemindeydi, sonra ABD'ye gitti sular duruldu. Bu hafta vizyona giren Çanakkale Yolun Sonu filminde bir hemşireyi canlandıran Berrak Tüzünataç, Türkiye'ye geldi. Filmi, yeni kararlarını ve ABD'deki günlerini anlattı

Genel yönetmenliğini Serdar Akar'ın yaptığı, Kemal Uzun'un çektiği Çanakkale Yolun Sonu isimli film bu hafta vizyona girdi. Berrak Tüzünataç ve Gürkan Uygun'un da rol aldığı film, Çanakkale Savaşları sırasında yaşananları tempolu ve duygusal bir dille anlatıyor. Film vesilesiyle uzun süredir ABD'de oyunculuk eğitimi alan Berrak Tüzünataç ve yıllarca Kurtlar Vadisi dizisinin fenomen karakteri Memati'yi canlandıran Gürkan Uygun ile bir araya geldik.

- New York'ta neler yaptınız?
- New York'ta Stella Adler Acting Studio'da dersler aldım. İstanbul'da daha önce Eric Morris'in metodunu öğreten Antony Bova gelmişti, onun birkaç atölyesine katılmıştım. Ben konservatuvar mezunu bir oyuncu değilim, bugüne kadar sette iyi yönetmenlerden ve oyunculardan destek alarak, kendi içimde bir şeyler arayarak kariyerimi sürdürdüm. New York'ta, oyunculuk düşünen, bunun için vakit harcayan bir grup insanla, sadece oyunculuk üzerine konuşarak kendime bir zaman dilimi satın aldım. Ve de hata yapabileceğim bir platformdu, üzerimde tanınmış olmanın baskısı yoktu. Bu bana çok iyi geldi. Sevdiğim işle meşgul olma lüksüne sahip nadir insanlardan biriyim ve oyunculukla ilgili bir şeyler öğrenmek çok keyif verdi.

- 'Buraya gel, şansını burada dene,' gibi teklifler gelir mi böyle platformlarda?
- Orada birçok orijinal tip var. Ve çok yoğun bir rekabet var. Oraya gidip oyunculuk yapmak kolay bir şey değil. 'Sen de ne eli yüzü düzgün kızmışsından,' daha çok şey gerekiyor. Daha büyük bağlantılar, çevre... 'Ben seni bizim arkadaşla tanıştırayım' ile olmuyor iş. Çok rekabet var ve insanlar o hedefe ulaşmak için çok fazla çaba sarf ediyor. Bir şey başarmak için oraya yerleşmek ve elinden geleni yapmak gerekiyor.

- Sokaklarda tanınmamak nasıl geldi?
- Sokaklarda ünlü sıfatıyla yürümemek, hem tanıdık hem yepyeni bir histi. Özellikle inceleniyor olmamak insanın ruhunu özgürleştiren bir şey.

- Bu filme neden 'Evet,' dediniz?
- Benim için Serdar Akar çok kıymetli ve özel biridir, en büyük sebep odur. Elveda Rumeli'de iki yıl yurtdışında sette çalıştık Serdar Akar'la. Sette de o diziden tanıdığım çok insan vardı. O zaman gönül bağı giriyor işin içine. Elveda Rumeli benim kariyerimi de çok etkileyen ve başka bir yere taşıyan bir işti.

- Filmdeki hemşire nasıl bir karakter?
- İyi bir aileden gelen, İstanbul'da doğmuş büyümüş, dört dil bilen ve idealist bir kız. Tüm bu imkanlarına rağmen cepheye gidiyor.

ÇOCUK YAPAYIM, EVLENEYİM DURUMUNDA DEĞİLİM

- 28 yaşındasınız, 10 yıldır bu sektördesiniz. Neler değişti sizde?
- 24 yaşımdayken, her şeyi çözdüm sandım. Sonra 25-26 yaş geldi ki, hiçbir şeyi çözmediğimi anladım! Tüm çözdüğümü sandığım şeyleri komple yıkmam gerektiğini fark ettim. Her şeyi yıktım, şimdi yeniden inşaa sürecine başladım. Temel olarak varmaya çalıştığım nokta, problem etmeme fikri. Herkesin hayatında sorunlar ve sınavlar oluyor, o süreci nasıl geçirebileceğimize biz karar veriyoruz. Çünkü o sürecin başı ve sonu değişmiyor. O süreçlerde iyi zamanların da, kötü zamanların da tadını çıkararak, ruhumu ve kendimi hırpalamadan yaşamanın yollarını öğrenmeye çalışıyorum. Refleksleri değiştirmeye çalışıyorum. Zor bir şey aslında, vermeye alışkın olduğumuz tepkileri yönetebilmek çok zor. İnsan karamsarlaştıkça daha fazla hırpalayacak şey buluyor.

- Bir kadın olarak ne değişti?
- Bizim jenerasyonun en büyük sorunu şu: Bağımsızlığımızı erken alıp, yetişkinliğimizi çok geç kabul ediyoruz. Tüm arkadaşlarım ve yaşıtlarım bu durumda. Çocukluk sürecini uzatabildiğimiz kadar uzatma eğilimimiz var. Bu bende bitti. 'Daha yetişkin ve daha sakin, daha mutlu bir hayat düzenini nasıl kurarım?' diye düşünüyor ve kendi içimde halletmeye çalışıyorum.

- Size göre mutlu bir hayat düzeni nasıl bir şey?
- Bilmiyorum, araştırıyorum henüz. Madde madde söyleyebileceğim bir şey değil. Daha içsel bir durum.

- Düzen deyince aklıma aile ve çocuk geliyor. Siz o aşamaya geldiniz mi?
- Yok daha gelmedim. Daha erken benim için çocuk fikri. Duygu olarak, çocuk yapayım, evleneyim durumunda değilim henüz.

HAKKIMDA YAZILANLARI KİŞİSEL ALGILAMAMAYI ÖĞRENDİM

- Resim yapmayı seviyorsunuz. Galeri gezen, koleksiyon yapan biri misiniz?
- Resim yapmayı çok seviyorum. Annem de resim yapar. Her halde ondan bana geçmiş. Galerileri gezmeye çalışıyorum. Alabildiğim ve ulaşabildiğim eserleri de edinirim. Ama muazzam bir resim koleksiyonum yok. Küçük çaplı da olsa evimde resimler var. Zevkime göre alıyorum resmi, ben yatırımcı zihniyetiyle yaklaşmıyorum duruma. Onu yapan arkadaşlarım var, çok da iyi biliyorlar yeni sanatçıları. Ama ben satmalık değil, tutmalık resim alıyorum.

- Ufukta yeni bir dizi projesi var mı?
- Amerika'ya geri dönüyorum. Bir süre daha orada kalacağım. Başka dersler de almak istiyorum, bu seneyle ilgili böyle bir şey planlamıştım.

- Magazin basınıyla ilişkinizi dengeleyebildiniz mi?
- Her zaman özelimin özel kalabilmesini isterdim. Ama bu konuyu da çok kişisel almamak, üstünde çok düşünmemek gerektiğini öğrendim. Oluyorsa da olacak, 'Yapacak bir şey yok,' deyip kendimi en az etkileyecek şekilde o tecrübeleri atlatmaya çalışıyorum.

- Yapabiliyor musunuz?
- Zamanla öğreniyorum. Kendi ruhum için, kendi adıma o süreçleri daha hafif geçirebilmeyi öğreniyorum. Bu mücadeleyi vermek Don Kişot'luk, kişisel almak çok yıpratıcı. Kişisel aldığın zaman sevgisizlik yaşıyormuş gibi hissedebilirsin. Bunun standart bir prosedür olduğunu, toplum önündeki ünlülerin yaşadığı bir şey olduğunu kabullenmek, sindirmek gerekiyor.

- Diğer türlü kendiniz gibi olamaz, sürekli rol yapmak durumunda olursunuz sanırım...
- O kadar uzun süre bir konuyla ilgili rol yaparsan kendini kaybedersin. Rol sen olursun. 'Ben neydim acaba?' diye sorgulamaya başlarsın. Rol yapmak riskli ve tehlikeli bir şey.

- En son ne okudunuz, ne izlediniz?
- En son Argo'yu izledim, Bohemler diye bir kitap okudum. Çok eğlenceli bir kitaptı.