X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dikisi en iyi ben bilirim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dikisi en iyi ben bilirim

  • Giriş Tarihi: 20.4.2013

Türkiye'nin moda tarihine adını altın haflerle yazdırmış, yıllardır moda meraklılarına ilham kaynağı olan Ajda Pekkan, şarkıcılık kadar moda tasarımcılığında da iddialı. "Dikişi en iyi terziden iyi bilirim," diyen Pekkan ile giyimden, fetişlerinden, kadın olarak ayakta kalmaktan ve aşktan konuştuk

Dünyada, sanatçılık ve stil ikonluğu kelimeleri yanyana gelemediği zamanda, Türkiye'de kadınların moda anlamında takip ettiği bir figür vardı: Ajda Pekkan. Ajda Pekkan hâlâ, stil ikonluğu görevini layıkıyla yerine getiriyor. Sanatçı her yaştan kadınlara, hatta genç kızlara dahi ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Zamanın giyim kodlarına kafa tutan, üzerine giydiği her şeyi bir moda akımına çeviren Pekkan, kendi markasını yaratma yolunda ilk adımı attı. Ajda Pekkan by Daybuyday.com markasıyla 45 giyim parçası ve 20 aksesuvardan oluşan 'Ajda'nın Kadınları' temalı ilk koleksiyonu bugün, aynı isimli internet sitesinden satışa sunuldu. Markası ile ilgili pek çok fikri, hayali ve ideali olan Ajda Pekkan, hem Cumartesi SABAH'ın sorularını yanıtladı hem de kişisel tarihi boyunca çok konuşulan kıyafetlerinin yer aldığı arşivini açtı. İşte Ajda Pekkan'ın stil tarihi:

- Saçlarınızdan giyim tarzınıza pek çok akıma adınızı verdiniz. Bizler Ajda saçı, Ajda bardağı vesaire ile büyüdük.
- O zaman ben bile bunun farkında değildim. Ama sahnelerde de bunu çok yaşadım. Bu durum aslında bir açıdan zordu, çünkü ilk eleştiri fırtınasını hep ben göğüsledim, benim arkamdan gelenlere rahat bir ortam hazırladım. Bu reformistlik hoşuma gidiyor, nereye kadar gider bilmiyorum ama ben bu işi yaparken çok eğleniyorum. Eğlenmeye devam ettiğim sürece, bu durum da böyle devam edecek.

- Türkiye'nin tanıdığı ilk trend yaratan insanlardansınız, nasıl bir mesai bu?
- Hayatı takip etmek gerekir, kendini bazı anlamlarda kaale almak ve geliştirmek de önemli. Ama bazı konular düşünerek olmuyor, hayatı yaşadığınızda kendiliğinden geliyor. Sadece sahnede şarkı söylemek beni tatmin etmemeye başladı. Ben de herkesin ulaşabileceği bir moda markası olmaya karar verdim.

- Neden bugün marka olmaya karar verdiniz?
- Etrafıma baktığımda, insanların farkında olmadan benden bir şeyler aldıklarını ve kendilerine uyguladıklarını gördüm. Sanatçılar kadar kuaföründen moda tasarımcısına pek çok meslek erbabı da, yaptıklarımı, şöhretimi lehlerine paylaştı. Bir de moda içimde kalmıştı. Ama eskiden markalaşma, yaptıklarınızı tescil etme gibi kavramlar yoktu. Bu yüzden Ajda çay bardaklarında olduğu gibi, ben pek çok tasarımımdan para kazanamadım. Bugün bu konseptler oturdu ve ben bir moda markası olma kararını aldım.

- Konu moda olunca deneyiminiz var ama donanımınız olduğunu düşünüyor musunuz?
- Ben dikişi çok iyi bilirim. Pastayı da iyi yaparım, resme de meraklıyım ama hayatta tek bir konu hakkında iddialı olurum, o da dikiş. İddia ediyorum, bu işi en iyi terziden daha iyi biliyorum. Senelerdir layıkıyla yaptığım şarkıcılığı nasıl akademik bir ortamdan gelmeden sürdürüyorsam, modada da durum aynı şekilde işliyor. Hatta şimdi farkına varıyorum ki, o dönemde 'tasarımcı' sıfatını elde edemediğim için, bu konunun fazlasıyla üzerine düşmüş, çok çalışmışım.

- Oturup dikebilir misiniz?
- Ne diyorsunuz siz, tabii ki. Provayı en iyi ben bilirim. Evde 30 senedir terzim var, onlara hep 'Kıyafete aynada bakın, ancak öyle doğru dikebilirsiniz,' derim. Bu anlamda ben bir süpervizör olabilirim. Zaman zaman bazı işbirlikleri yaptım ve modaya girdim, ama bu da bana yetmedi, ismimi daha da büyütmek istedim. Bunu ticari bir maksatla değil, paylaşmak için yapıyorum. Yani artık Ajda Pekkan markasını sürdürülebilir bir hale getirmek, internet üzerinden Türkiye'nin her noktasına ulaştırmak istiyorum.

- Türkiye'de 'Ben artık tasarımcı oldum,' diyebilecek tek ünlüsünüz, kendinize bu sıfatı uygun buluyor musunuz?
- Diyebilir miyim acaba? Ben hep karşı taraftan takdir edilmeyi beklediğim için bunları rahat söyleyemiyorum. Ama evet diyebilirim değil mi, 'Ben tasarımcıyım'.

GÖZLÜK VE AYAKKABI FETİŞİM VAR
- Geçmişte saç trendlerini belirleyen yegane isimlerdendiniz. Uzun zamandır, ne renginizi, ne de saç modelinizi değiştiriyorsunuz. Neden?
- Eskiden tatminsizlikten öyle yapıyormuşum herhalde. İnsanın kendi kişiliği oturunca, artık öyle şeylere fazla önem vermiyor. Saçlarımla oynamaktansa kendimi, fikrimi, hayat görüşümü geliştirmeye daha fazla önem veriyorum. Gündüz saçıma hep yukarından bir lastik takar, fıskiye modeli gezerim. Serseri bir ruhum var, hatta elimde olsa her zaman karma karışık gezebilirim. Oğlan çocuğuyla, kız çocuğu arasında bir şeyim.

- Kıyafetleriniz için günümüzü, podyumları, kişileri takip ediyor musunuz?
- Hiç etmiyorum. Benim giyim tarzım içimden geliyor, artık bir yere bakmama gerek yok.

- Nereden alışveriş yapıyorsunuz?
- Sıradan yerlerden alışveriş yapıyorum. Zara'dan, Mango'dan alıyorum. Buralara da yurtdışında gidiyorum, orada daha az taciz ediliyorum.

- Kıyafete para harcama konusunda nasılsınız?
- Dengesizim. Gözlük ve ayakkabı fetişim vardır, bir şeyi kafaya koydum mu, onu kesin alırım. Ama sonra başka konularda sınırlarım kendimi. Ayakkabım çok, sayısını bilmiyorum. Güya giyeceğim, diye alıp duruyorum ama sokağa çıktığım yok ki. Bacağım da minüsküs var, evde de giyecek halim yok deli gibi. Öyle dolap bekliyorlar.

- Değerli takı kullanır mısınız?
- Hiç kullanmam. Zaten alsam da ya bir yerde unuturum ya da kaybederim. O kadar umurumda değil ki.

- Kıyafetlerinize iyi bakar mısınız?
- Kıyafetlerime çok dikkat ederim, onların hijyeni, tozlanmamaları benim için çok önemli. Bir kere giydiğimde hemen temizlemeye gider. Yere düştüklerinde filan bir süre kendime gelemiyorum.

- Sahnedeki Ajda'nın giyim kodlarını az çok çözdük, ya evdeki, normal Ajda nasıl giyinir?
- Dikkat ediyorum kendi dolabıma, sahne dışında hep aynı tarz giyiniyorum. Postal, çizme, tayt, bol bir üst. Genelde spor-şık olmayı seviyorum. Bir de koyu renkleri kışa saklarım, zaten sarışın olduğum için koyu tonları sevmem, hep pastel tonları tercih ederim.

HEP SAHNEDEN KAÇMAK İSTEDİM
- Gözünüzü kapattığınızda kendinizi sahnede mi görüyorsunuz?
- Asla, ben hep sahneden kaçmak istedim. Hatta her bir konser öncesinde 'Sahneyi bırakıyorum,' diye düşündüğüm için kıyafetlerimi bile saklamadım. Ama başka bir seçeneğim yoktu, en iyisi olmak için bu konuya çok abandım, tüm zamanımı, konsantrasyonumu bu işe harcadım.

- Bu kadar başarıya rağmen pişmanlığınız var mı?
- Bu kadar zaman sonra keşkelerle hayatın geçmeyeceğini anladım. Sahneyle birlikte başka bir şey yürümüyor, benim yaşadığım tek yoldu. Evliliği denedim, hem de sahneyi tamamen bırakarak. Evli kaldığım zamanda, kendi isteğimle hiç çalışmadım. Bizim zamanımızda konseptler farklıydı, her şey daha tutucuydu. Sahnede olan birinin, evlilik yürütemeyeceği düşünülüyordu. Eşim çok modern bir insandı ama mahalle baskısı yüzünden onu da yürütemedim.

- Türkiye'de çok kolay ünlü olunuyor, kavramlar ve konseptler çok hızlı tüketiliyor. Sizin 40 yılı aşan bir kariyeriniz var, sizce sunduklarınızın derinliği anlaşılıyor, değeriniz biliniyor mu?
- Bence hem anlıyorlar, hem de anlamıyorlar. Yani benim yaptıklarımı biraz deneyimim ve özelliklerim ile takdir ediyorlar ama bir taraftan da Türkiye'deki 'ünlü kültürü'nün bir parçası olarak da tüketiliyorum. Bunu kötü bir şey olarak anlatmıyorum, bence benim, tam bir paket olarak çok ayaklı işler yapabilmem de bu yüzden. 'Ajda gibi saçım, gömleğim olsun,' diyorlarsa, bu benim ünüm yüzünden.

- Hâlâ kendinizi anlatmak gibi bir kaygınız var mı?
- Yok canım, ne anlatması.

BEN VARSAM, AŞK VAR
- Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?
-
Detaycı ve mükemmeliyetçi olmam en büyük özelliğim. Ayrıca hayvansever ve çevreci olmam da önemli.

- Çok arkadaşınız var mı, yoksa kendinizi yalnız olarak mı tanımlarsınız?
- Çok arkadaşım var, ama kalabalığın içinde de yalnız olabilir. Ben öyleyim.

- Hayatta tutkuyla sevdiğiniz bir insan var mı?
- Tutkuları bıraktım. Ümidim diye bir şey de yok. Dedim ya, ben olmazsam hiçbir şey yok, ben varsam aşk var, sevgi var, her şey var.

- Bu yalnızlığın içine aşk koyabiliyor musunuz?
- Sizlerin yaşındayken aşka başka bakıyor insan. Benim yaşımda ise insanın tutkuları yer değiştiriyor. Artık olduğu kadarla yetinip mutlu oluyorum. Ben zaten kaça bölünmüşüm, karşımdakinden de çok fazla şey beklememek gerektiğini öğrendim.

- Şimdi sizi artık sağlık olduktan sonra hiçbir şey deviremez galiba, öyle mi?
- Yıkamaz, artık hayata başka bir pencereden bakıyorum. Ama bu demek değil ki, hâlâ çaba harcamıyorum. Kült bir sanatçı olunca, sorumlulukların daha çok artıyor. Ben kalabalık bir orduyum.

HİÇBİR ZAMAN GÜZEL BİR KADIN OLMADIM
- İnsan kendisini nasıl tanır, bunun için yaş mı, deneyim mi, yoksa çok denemek mi önemlidir?
- Tamamen güdüsel, birazcık da tecrübe. Eskiden, kendimi etrafımdaki insanlarla, şöhretimle ölçüyordum. O yaşlarında zannediyorsun ki hayat bunlardan ibaret, ama değil işte. Aslında hayat senin hakimiyetinde, direksiyonda sen varsın, sen kullanıyorsun arabayı. Bunu anlayınca 'sen' önemli oluyorsun. Ben varsam her şey var, ben yoksam hiçbir şey yok.

- Jane Fonda 'Ben eskiden bu kadar güzel bir kadın değildim, şimdi daha güzelim,' dedi. Siz de aynı kanıda mısınız?
- Hiçbir zaman güzel bir kadın değildim, hem de hiçbir zaman. O zamanki güzelliklerle şimdiki güzellikler değişiyor. Şimdi ruh sağlığımla daha fazla ilgiliyim.

- Sizi fiziksel olarak çekici kılan neydi dersiniz?
- O zaman farkında olmadığım, ama artık farkına vardığım şey; zekamdı herhalde beni çekici kılan.

KADINLAR BENİM YÜZÜMDEN KAŞSIZ KALDI
- Dip boyalarınız çıkmış halde, bakımsız gezer misiniz?
- En bakımsız halim işte bu gördüğünüz, daha fazlası bende olmaz.

- Makyaj sırlarınız var mı?
- Kaşlarımı eskiden sarartırdım, bütün hanımlar sararttı sararttı, şimdi kaşsız kaldılar. Ben artık beyaz kalem sürüyorum. Gözlerime Kate Moss gibi kalın kalem çekmeye başladım. Eskiye dönüş yaşıyorum anlayacağınız.

- Evden çıkmadan önceki hazırlığınız ne kadar sürer?
- Küçük numaralarım var, en az yarım saat. Cildim çok kuru, bolca krem sürerim mesela.

- Kadınlara vereceğiniz en önemli tavsiye nedir?
- Abartılı olmasınlar, kendilerini sevsinler ki, herkesi sevebilsinler. En önemlisi bu.

- Siz kaç yaşında barıştınız kendinizle?
- Bir barışık bir küsüm kendimle ben. Şaka yapıyorum, ben hep barışığım kendimle. Dünyayı değiştiremeyeceğimi anladığım gün, barıştım ben kendimle.

ESKİDEN BAŞ GÖRGÜSÜZ BENDİM
- Eski fotoğraflarınıza baktığınızda hata yaptığınızı da düşünüyor musunuz?
- Hayır, o zaman öyle modaydı diye bakıyorum. Ayrıca, pozisyonları birbirine karıştırmamak lazım. Mesela ben sahneyi sokağa hiçbir zaman taşımam. Abartılı olmayı sevmem, ama tabii zaman içinde bazı düşüncelerim değişti, artık marka kullanmayı çok sevmiyorum.

- Geçmişte hep markalı ürünler mi kullanırdınız?
- Baş görgüsüz olarak, eskiden hep marka giyerdim. Yves Saint Laurent, Chloe giyerdim sürekli. Bir de o zamanlar Louis Vuitton'un olmazsa sana ters ters bakıyorlardı, ben de bu markayla neredeyse akraba olmuştum. Şimdiki aklımla; o zamanlar parayı tasarıma değil, markaya döktüğümü ve bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Markalı kıyafetlere çok para harcanıyor, günah. Bir de insanlar markayı gösteriş için giyiyorlar, ben bu durumdan rahatsızım.

YORULARAK UNUTTUM
- Hepimiz kadar, kendinizi beğenmediğiniz izlenimi yaratıyorsunuz, doğru bir tespit mi bu sizce?
- Kusursuz tespit. Her şey olabildim bu hayatta ama bir tek bu konuda kendimi geliştiremedim.

- Hayatınız boyunca eleştirildiniz, nasıl böyle önyargısız olabiliyorsunuz?
- Güzelseniz onun spekülasyonu oluyor, çirkinseniz sizinle ilgili başka konuşuyorlar. Bir aşk, üç aşk, beş aşk her neyse, sizin yerinize onların değerlendirmeleri yapılıyor. Sanatçı olmak bu demek zaten, tüm bunları sineye çekmeyi başarabilmek.

- Tüm bu anlattıklarınız yatak odanızda sizi ağlatır mıydı?
- Buna tek bir cevabım var: Çalışarak atlattım. İnsan yorularak, bu kötü hisleri uzaklaştırabiliyor ancak. Eleştirilmediğiniz zaman yok, herkes sizinle ilişkisine önyargıyla başlıyor, bunu ancak daha fazla üreterek aşıyorsunuz. Siz onların bu duruşuna, kötü düşüncelerden, önyargılardan arınarak karşılık veriyor, bir zaman sonra umursamıyor, işinize bakıyorsunuz.