Gerçek İstanbul'un izinde

Giriş Tarihi: 20.4.2013

Oyuncu Hazal Kaya'nın annesi Ayşegül Kaya, İstanbul Bitmeden kitabında tarihi yarımadaya dair efsaneleri güncel bilgilerle birlikte sunuyor. İstanbul'u gerçekten tanımak isteyenler için...

Yolunuz İstanbul'un tarihi yarımadasına düşerse, bir noktada durun ve toprağı avuçlayın. Yalnızca toprağın kokusu değil, tarih boyunca yaşanmış milyonlarca olaya dair görünmez kalıntılar da elinizde kalacaktır. Bin yıl önce şu an durduğunuz yerde nöbet tutan bir Doğu Roma askerinin mızrağı da olabilir o kalıntılar arasında, bir hırsızın cebinden düşürdüğü ve bir başkasının üzerine basarak farkında olmadan toprağa gömdüğü Reşat altını da. Belki bir pazarcının taşıdığı biberlerin zerreleri vardır avucunuzda, belki de suikaste uğrayan bir paşanın kanı... Oyuncu Hazal Kaya'nın annesi emekli avukat Ayşegül Kaya'nın tarihi yarımada için hazırladığı İstanbul Bitmeden adlı rehber, bizi Hellenistik dönemden başlayıp, bugüne kadar devam eden bir İstanbul yolculuğuna çağırıyor. İnkılap Yayınları'ndan çıkan ve modern hayatın kaosuna direnen son İstanbul'u kucaklamak isteyenler için 14 gezi rotası sunan rehberden bazı pasajları paylaşmak istedik...

LALELİ'NİN ADI 'HACET' KEHANETİNE DAYANIYOR
"Sultan III. Mustafa, edebiyata, bilime olduğu kadar müneccimliğe de meraklı bir padişahmış. (...) Bir gün külliyesini yaptırdığı semtte, bir kulübede yaşayan, bağrında lale taşıyan, Laleli Baba denilen bir kişiden söz etmişler. Padişah bu kişiyi görmek istemiş. III. Mustafa, Laleli Baba'ya "Hayatta en önemli şey nedir?" diye sormuş. Laleli Baba fazla düşünmeden "Yiyip içtikten sonra hacet gidermektir," demiş. Padişah saygıda kusur etmese de bu cevaba içerlemiş. Aradan bir zaman geçmiş. Bir gün sultan hastalanmış, karnı ağrıyormuş, tuvalete gidemiyor, hacet gideremiyormuş. Ne doktor ne de müshil fayda etmiş. Padişah çaresiz "Laleli Baba'yı getirin," demiş. Laleli Baba huzura çıktığında padişah "Haklıymışsın Laleli Baba, beni bu dertten kurtar, ne istersen iste, istersen makamımı iste," demiş. Laleli Baba "Bir hacet gidermeye vereceğin makamın zaten kıymeti olmaz benim için, ama yaptırdığın camiye benim ismimi ver, insanlar da kıyamete dek beni ansınlar, ruhuma Fatiha okusunlar," demiş. Sonra da okumuş, üflemiş ve III. Mustafa'yı bu dertten kurtarmış. O günden sonra cami, Laleli Camisi diye anılır olmuş, hatta tüm sent 'Laleli' diye bilinen bir semt olmuş."

BEYAZIT MEYDANI'NDA ÜCRETSİZ MUAYENE
"İstanbul'da ilk eczane Beyazıt Meydanı'nda açılmış. 19. yüzyılın ortalarında doktorların çoğunlukla Beyoğlu ve Galata civarında oturmaları nedeniyle bir düzenleme yapılmış. Buna göre İstanbul ahalisi gece doktor ve cerrah bulamadıkları için çok zorluk çekiyormuş. Padişahın buyurdupu düzenlemeye göre Beyazıt'ta, Simkeşhane'nin karşısındaki eczaneler doktorların nöbet yeri olarak belirlenmiş. Seçilen doktorlar geceleri sabaha kadar burada nöbetçi olarak bulunurlarmış. Doktorların maaşlarıyla yoksullara ücretsiz verilecek ilaçların parası hazineden ödenirmiş. Parası olmayan hastalardan asla muayene ücreti alınmazmış."

AYASOFYA'NIN KADROLU ŞARKICILARI
"İmparator Iustinianos kiliselerden birisinde kendisine sunulan kutsal ekmeği yere düşürmüş. Eğilip kutsal ekmeği alacağı sırada, bir arı yerden ekmeği kaparak uçup gitmiş. Bunun üzerine İdört bir yana haber salıp kutsal ekmeğin ve arının bulunmasını istemiş. (...) Bir zaman sonra, arıcının biri bir gün elinde hiçbir peteğe benzemeyen bir petekle çıkagelmiş. Bu petek Ayasofya'nın planı olmuş." "(...) Bizans'ta kiliseler, giderlerini karşılayabilmek için ticarete atılmak zorundaymış. Gelirlerini garanti altına alabilmek içinse tekel hakkı alıyorlarmış. Tekel hakkı olan Ayasofya, tüm Kostantinopolis'in cenaze işlerini elinde tutmalıymış, çünkü şarkıcıdan bekçiye 500'ün üzerinde çalışanı varmış."

BİNBİRDİREK SARNICI'NDA SERİ CİNAYETLER
"R. Ekrem Koçu'nun anlattığına göre IV. Murad döneminde Binbirdirek Sarnıcı'nda işlenen cinayetlerin hikayesi Tayyarzade'de anlatılmış. Hikayenin ilk baskısı 1873 yılında yayımlanmış. Hikayeye göre Fazlı Paşa'nın geçkin yaştaki kızı Gevherli Hanım, genç ve güzel bir cariyesini kullanarak çektiği erkekleri mahzenlere hapsediyor, servetlerini ellerinden alıp öldürtüyormuş."

GÜLHANE'DEKİ CEVİZ AĞACININ SIRRI
"(...) Gülhane denince aklıma hep sözlerini Nâzım Hikmet'in yazdığı, Cem Karaca'nın şahane sesiyle yorumladığı "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda/Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında" şarkısı gelir. Rivayete göre ceviz ağacı gördüğü her şeyi cevizlerinin kabuklarına resmeder ve arşivinde saklarmış. O nedenle kimse ceviz ağacının altında gizli bir şey yapmak istemezmiş."

YANGIN KULESİ'NDE İFTAR
"Bir zamanlar Ramazan ayının 20'sinden sonra iftar açmak için kuleye çıkılırmış. Ayın karanlık olduğu ünlerde, yıldızların ve İstanbul'un dört bir yanının ışıklı halinin seyrine doyum olmazmış.

YÜZDE 60'I ÇEKİRDEK AİLE
"Nüfus sayımlarına göre 1885- 1905 yıllarında İstanbul'da kadınlar 19-20 yaşlarında, 1905-1940 yılları arasında erkeklerse 30 yaşında evleniyormuş. 1885'te İstanbullu Müslüman bir ailenin nüfusu 3,9 kişiyken, 1907'de İstanbul'un ailelerinin yüzde 60'ı ya çekirdek aile halinde ya da dul bir anneyle yaşıyormuş. Kadınlar çoğunlukla 30 yaşından sonra çocuk doğurmazken, 1885 ve 1907'de evli erkeklerin ancak yüzde 2,5'i çok eşliymiş."

ARKADAŞINA GÖNDER
Gerçek İstanbul'un izinde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz