Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Keçenin cefasını çekti, şimdi sefasını sürüyor

Geleneksel sanatları yaşatmak ve ustaların sesini duyurmak isteyen All Arts İstanbul Fuarı geleneksel sanatlarla uğraşan 92 ustayı, sanatseverlerle buluşturuyor. Bu ustalardan keçe ustası Mehmet Girgiç ile sanatını ve fuarı konuştuk

Türkiye'de geleneksel sanatlara olan ilgi gün geçtikçe artıyor. Her gün bir yenisi açılan kurslarda meraklıları ebru, hat, minyatür, keçe gibi sanatları öğreniyor.Bir yandan da koleksiyonerler bu özel sanatların nadide eserlerini biriktirmek için birbiriyle yarışıyor. İstanbul Kongre Merkezi'nde perşembe günü başlayan ve yarın akşama dek sürecek All Arts İstanbul-Klasik ve Modern Sanat Fuarı da bu ihtiyaç üzerine hazırlamış. Ali Güreli'nin yönetim kurulu başkanlığını, SABAH yazarı Hasan Bülent Kahraman'ın genel koordinatörlüğünü üstlendiği fuarın amacı, geleneksel ve modern sanatı buluşturmak, bir yandan da ustaların sesini duyurmak. Bu kapsamda fuarda 260 sanatçının 880 eseri yer alıyor. 92 geleneksel sanat ustası hem kendilerine ayrılan stantlarda eserlerini sergiliyor. Bu ustalardan biri UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi unvanına sahip Konyalı keçe ustası Mehmet Girgiç. İngiltere, Almanya, Hollanda, ABD, Macaristan ve Avusturya'da keçe atölyeleri düzenleyen Girgiç şu anda 60 yaşında ve 47 yıldır keçeyle uğraşıyor. Biz de fuarın havasına kapılıp, ustadan geleneksel sanatların sır dolu dünyasını dinledik.
- Bu fuarda sizinki gibi geleneksel sanatlara sahip çıkılıyor, ne düşünüyorsunuz?
- Bizim, benim gibi arkadaşların burada olması çok önemli. Buradaki ustalar aileden, ustalarından öğrenmişler bu işi. Önemli olan beni değil, sanatımı onurlandırmaları burada.
- Nasıl başladınız keçe sanatına?
- Babam da keçeci, dedem de. Dedemin babası ise çiftçi. İlkokulu bitirdikten sonra babam ve dedem çalışmama için beni sanayiye götürdü. Ama ben adapte olamadım. Dedem bunu görünce, 'Senden ancak keçeci olur, hadi dükkanımıza gidelim,' dedi. Dedem dükkana gidince bana 'Yünü aç da yardım et,' dedi. Ben bir yıl kadar onlara yardım ettim, 13 yaşımdaydım. İşi öğrenince, dedem arkadaşlarını topladı, bana kepenek (çoban kıyafeti) yaptırdılar, ben desturu aldım. O önemliydi benim için. Bana bir hava verdiler ben hâlâ o havayla gidiyorum. 30'larımın başında İstanbul'a geldim. İki yıl lastik tamirciliği yaptım. Tek çocuğum, anam orada ağlar, geri döndüm Konya'ya. Sonra kilim yapmaya başladım. Arada ufak tefek başka şeyler de yaparak hayatımı idame ettiriyorum.
- Okula devam etmeyi düşünmediniz mi?
- Bu arada okumam için de zorladılar. Ama ben okumak istemedim. Şimdi çok pişmanım.
- İngiltere'de ders vermeniz nasıl oldu?
- Ben Konya'dayken, bir grup İngiliz keçe meraklısı beni buldu. Onlarla üç gün atölye çalışması yaptım. Sert bir çalışmaydı. Geleneksel çalışmayı gösterdim. Ertesi sene beni İngiltere'deki üç günlük bir fuara çağırdılar. Bu fuarın öncesi ve sonrasında atölyeler düzenlemişler. Bir ay kaldım. Daha sonra tekrar davet edildim benzer atölyeler için ve tekrar gidip ders verdim.
- Bunun üzerine talep arttı mı Türkiye'de?
- Bizim insanımız kendi özünü bir görebilse... Neler olur. Ama hiç ilgi yoktu. İnsanlar keçeye ilgi duyunca, ben bunu nasıl yaparım, fayda sağlarım diye düşünmeye başlıyor. Oysa ben bunun acısını çektim, 10 yıl ara verdim, tamircilik yaptım, siz bu acıyı bilmezsiniz. Dedenin dükkanından çıkıp, lastik tamirciliği yapmak kolay değildi. O yüzden insanlar bunu kolay yoldan öğrenmek isteyince 'Bunun kolay yolu yok,' diyorum.
- Mevlevihanelerde de çalışmışsınız.
- 1986'da Konya'da Mevlevi Müzesi'nde sandukaların üstündeki derviş sikkelerini falan yeniden yaptım. O dönem bu sikkeler güveler tarafından yenmişti. Şimdi artık ağaçlarda da kullanılan ilaçtan katıyoruz keçeye böyle bir sorun kalmadı artık. Konya'daki müze için Afyon'dan ustalar gelmişti. Ama bana nasip oldu. Çünkü Afyon'dan gelen Mevlevihane'yi bilmez. Daha sonra Yenikapı Mevlevihanesi'ndeki keçeleri de tamir ettim. Şu anda Galata Mevlevihanesi'nde çalışıyorum.
- UNESCO sizi nasıl buldu?
- UNESCO çok araştırmış. Ama benim haberim yoktu. Onlar beni buldu. Keçenin bugüne, bu noktaya gelmesi benim becerim değil. Ben 47 yıldır bu işi yapıyorum ve hâlâ öğreniyorum. Avrupa'ya gittiğimde orada gördüğüm tekniklerden sonra Osmanlı motiflerini keçe üzerine çalıştım. Biz kendimize dönüp bir baksak bizim gibi bir ülke yok. El sanatları konusanda dünyada bir benzerimiz yok. Ben yaptığım işten asla ödün vermem. Dedeme, babama karşı da vermedim. Zaten lakabım Deli Mehmet. Kimseye bir kötülüğüm olduğundan değil tabii, ama ben mozaik şeklinde keçe halılar yaptım. Akıllı olsam bunu yapar mıyım? Hayatım boyunca çalıştım, hayatımı güzel geçirdim. Kimseye muhtaç olmadım.

En büyük çocuğu 40, en küçüğü dört yaşında
Bildiğim kadarıyla dokuz çocuğunuz var. Onları da yetiştiriyor musunuz?
- En küçüğü dört yaşında, en büyüğü 40. Altı oğlan, üç kız var. Hepsi yünle oynadı, büyüdü. Okumak isteyenin önü açık. Ama onlar keçe işini devam ettiriyor. Kapıdan girene, zamanım varsa hemen öğretmeye başlarım. İstanbul Sultanahmet'te, bir de Konya'daki yerimizde çalışmalar devam ediyor. Bir dönem ABD'de de dükkan açtım, devam edemedim. Bülbülü altın kafese koymuşlar 'İlle de vatanım,' demiş. Ben de buradan başka yerde yapamam.

DERVİŞLİK İNSANIN İÇİNDEDİR
- Konya'da hemen herkesin tasavvufla ilişkisi vardır. Sizin de var mı?
- Ben ona bir şey diyemem. Dervişlik insanın içindedir, derviş 'Dervişim,' demez. Dedem rahmetli derdi ki 'Oğlum biz el emekçisiyiz, bizim dilimize değil, elimize bakarlar'. O yüzden ben kendi hakkında ne söylesem boş. Başkası benim ustalığımı söylemeli.
ARKADAŞINA GÖNDER
Keçenin cefasını çekti, şimdi sefasını sürüyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz