X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkülerle uzakları yakın etmeye çalışıyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkülerle uzakları yakın etmeye çalışıyorum

  • Giriş Tarihi: 4.5.2013

Müzikseverlerin Karmate grubuyla tanıdığı Resul Dindar, lansmanı bugün yapılacak ilk solo albümü Divane'yi, müziğine ilham veren Karadeniz'i ve hayata bakışını anlattı

Bazı insanların yüzleri, hikayelerini ele verir. Onların bakışlarında pek çok sorunuzun cevabını bulursunuz. Karadenizli müzisyen Resul Dindar da onlardan biri. Mavi gözlerinde sevinciyle, hüznüyle, heyecanıyla durmadan dalgalanan bir denizi görmemek, yaşadığı coğrafyayı hissetmemek imkansız. Şarkı söylemeye başladığında, Karadeniz'e giden bir aracın pencere kenarındaki koltuğunda yerinizin ayrıldığını hissedersiniz, yol boyunca o pencereden yüreğinizden dökülenleri görürsünüz. Müzikseverlerin Karmate grubuyla tanıdığı 31 yaşındaki müzisyenin ilk albümü Divane kısa bir süre önce yayınlandı. Çıkar çıkmaz çok satanlar listesine giren albümün lansman konseri bu akşam saat 20.30'da Bostancı Gösteri Merkezi'nde yapılacak. Konser öncesi Dindar ile sohbet ettik...

- Hikayeniz, Karadeniz'in neresinde başlıyor?
- Artvin-Hopa doğumluyum ve yaşamımın 25 yılını orada geçirdim. Yaşadığımı hissedebileceğim kadar doğal, özüyle güzel ve kıymetli olan; yaylasıyla, deresiyle, balığıyla, insanıyla, kültürüyle gerçekten kendimi şanslı hissettiğim bir memlekette büyüdüm.

- Etrafınızdakilerin 'Bu çocuk büyüyünce sanatçı olacak,' dediği çocuklardan mıydınız? Ciddi anlamda şarkı söylemeye ne zaman başladınız?
- Belki bu şekilde fazlaca ifade edilmedi ama ilkokulda öğretmenim, evde dedem, askerde komutanlar ve arkadaşlar, fırsat buldukça benden şarkı söylememi isterdi. Memleketim Hopa'dayken çeşitli kafelerde, barlarda sahne alıyordum. Serüvenin asıl başlangıcı, 2005'te İstanbul'a gelişimle oldu. Arkadaşlarımla kurduğum So Bulurt adlı grupla ilk konserlerimi verdim. Ardından Karmate grubunun kuruculuğunu ve solistliğini üstlendim. Beş yıl birlikte müzik yaptık ve Nani ve Nayino adlı iki albüm çıkardık.

- 'Karmate' ne anlama geliyor?
- Lazca'da değirmen anlamına geliyor. Karadeniz'de değirmenlerin önemi büyüktür; karşılığı emek, paylaşım, beraberliktir.

BULUNDUĞUM YERİ DEĞİŞTİRİRİM
- Grup özellikle Karadenizliler tarafından çok sevildi. Neden ayrıldınız gruptan?
- Kendi adıma, inançlarım, hedeflerim ve yürüdüğüm yol adına orada misyonumu tamamladığımı düşündüm. Daha kendim olabileceğim bir yol istedim.

- Divane albümü nasıl ortaya çıktı?
- Karmate'den ayrıldıktan sonraki dönemimi en iyi anlatan isim ve eser oldu Divane. Çünkü ayrılışımın ardından yönümü bulma aşamasında, kendimi anlatma konusunda divaneydim belki de. Ardından yola koyuldum; gruptan birlikte ayrıldığım arkadaşlarım ve ekibe yeni dahil olan müzisyen dostlarımla bu albüme gönül verdik.

- Nasıl bir çalışma oldu?
- 18 parçanın yer aldığı albümün aranjörlüğünü Muhterem Sur, müzik yönetmenliğini Cem Sait Arslantunalı gerçekleştirdi. Türkçe, Lazca, Hemşince ve Gürcüce dillerinde; hemen hemen Karadeniz'in tüm bölgelerine dokunacak çeşitlilikle seçtim eserleri.

- Albüm çıktığı hafta en çok satanlar listesine girdi. Bu sizi şaşırttı mı?
- Bu yola çıkarken 'Olsa da, olmasa da gönlümün doğrultusunda, inandığım yolda yürüyeceğim,' demiştim. Albümün bu denli sevilmesi, elbette çok mutlu etti beni. Demek ki aynı derenin balıkları, aynı doğanın insanıymışız; renklerimiz, dillerimiz farklı olsa bile gönüllerimiz birmiş.

- Karadeniz size ne ifade ediyor?
- Sadece bir coğrafi bölge değil, bir yaşam biçimi, anlayabilene içinde felsefe barındıran bir bütündür bence Karadeniz. Beni var eden, yüreğime işleyen, çocukluğum, sevdam, sesim, memleketim, varlığım, zenginliğimdir Karadeniz...

- Şu an İstanbul'da yaşıyorsunuz. Karadeniz'den ayrı olmak sizin için zor değil mi?
- Alışması, adapte olması güç, fakat benim yaşama dair edindiğim duruş 'Bulunduğun yere göre değişme, bulunduğun yeri değiştir,' anlayışı. Bu yüzden içimdeki Karadeniz'i günlük yaşamımda zaten hissediyorum. Uzakları yakın etmeye çalışıyorum türkülerle, çok darlanınca 'Yağarsa yağmur yağar, ben zaten ıslanmışım,' diyorum.

- Konserleriniz büyük ilgi görüyor. Sahnede nasılsınız?
- İnsanlar memleket özlemlerini bir nebze de olsa türkülerle gideriyor. Bir yayla havası alıp geliyorum, sahnede bir destan söylerken. Tıpkı memleketteymiş gibi coşku doluyorum horona ses verirken. Böyle hissettiğim için, coşkum dinleyicilere de yansıyor demek ki...

KİMSE KAZIM KOYUNCU OLAMAZ
- Sizi hep Kazım Koyuncu ile karşılaştırmalarına, sesinizi onunkine benzetmelerine ne diyorsunuz?
- Bu durum, aynı kültürün sesi oluşumuzdan, aynı topraktan gelmemizden kaynaklanıyor büyük ölçüde. Kazım Koyuncu bizlere ve gelecek nesillere açtığı yolla ayrı bir yerdedir gönüllerimizde; bu anlamda tektir, kimse Kazım Koyuncu olamaz. Diğer yandan her birey, her sanatçı kendi değeriyle vardır ve var olmalıdır.

- Hiç bir araya gelmiş miydiniz?
- Kazım Ağabey'le gönül bağı dışında akrabalığımız da var zaten. Yaşamı süresince bir araya geldiğimiz zamanlardan ziyade, sahnede gözlerimi kapattığım her an onunla birlikteyim, onu duyuyorum ve hissediyorum.

DENİZİMİZ GİBİ DALGALANIRIZ BİZ KARADENİZLİLER
- Karadenizliler genelde biraz sinirli olur. Sizin de sinirli, hırçın taraflarınız var mı?
- Karadeniz'in sularında herkes yüzemez; fırtınası serttir, alışık olmayanı çarpar. Yaşam koşulları mücadele gerektirdiği için; insanın kişiliğine, tavrına da işleniyor her doku. Ben de Karadeniz'den az da olsa hırçınlığı, siniri almışım tabii. Denizimiz gibi dalgalanırız biz. Çok hareketli ve heyecanlıyımdır, çok fazla sabit duramam yerimde. Sahnede bile durgunlaştığını sezdiğim seyircilere 'Darlanan var mı?' diye takılıyorum.