X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir zamanlar İstanbul'da
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir zamanlar İstanbul'da

  • Giriş Tarihi: 11.5.2013

Çocukluğu ve gençliği İstanbul'da geçenler bilir. İstanbul'da büyümek başka bir yerde büyümekten farklıdır. Sadece siz değilsinizdir büyüyen. Sizinle birlikte şehir de büyür, hayalleriniz de... Farklı mesleklerden başarılı isimlerin kapılarını çaldık ve bizim için o günlere dönmelerini istedik. Ortaya birbirinden güzel hikayeler çıktı

TUNCEL KURTİZ 1936 doğumlu oyuncu

"Dedem Selanik'ten Arnavutköy'e göç etmiş. Babam da Robert Kolej'de okumuş. Bu sebeple gençliğimin geçtiği Arnavutköy'ün yeri, benim için bambaşka! Dünyada en özlediğim yer! Şimdi birçok şey değişti ama babamın da bana anlattığı Arnavutköy bambaşkaydı. Deniz tertemiz. Laciverti bambaşkaydı. Sürekli bir akıntı vardı Arnavutköy'de vapurların üstünden atlardık, görevliler bizi kovalarlardı. Sayfiye yeriydi. Avrupa'dan gelen arkadaşlarımla, üzerlerinde bikini, yürürdük sahilde, sonra denize atlar akıntıda bırakırdık kendimizi. Bazen Kandilli'den atlardım, akıntıyla Arnavutköy'den çıkardım. Istakoz, istiridye en temiz denizde olur. Galatasaray Adası'nda istiridye çıkarırdık. Çok güzel bir meyhane kültürü vardı. Yukarıda futbol oynardık, aşağıda sahilde meyhanede oturur keyif yapardık. Sahilde ne sazlar dinlenilir, ne şarkılar söylenirdi. Bulgar muhallebici Trifo vardı. Kızlar erkekler orada buluşurdu. Müthiş su muhallebisi yapardı. Karamiço'nun karısının yaptığı midye tavanın tadı bugünkü gibi damağımda. Ben artık meyhanelere gitmekten hoşlanmıyorum. Çünkü o günkü lezzetleri bulamıyorum. Manor'un dükkanı vardı, iki kardeş işletirlerdi. Toplu iğneden tutun da lastik donuna kadar incik cıncık ne ararsanız bulurdunuz. Ufacık bir dükkândı ama her şeyin yerini bilirlerdi. İstanbul'da en çok Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani arkadaşlarımı özlüyorum. Hep birlikte yaşardık. Zenginliğimizin en büyük parçasıydı…"

HÜLYA KOÇYİĞİT 1947 doğumlu oyuncu

"Çocukluğum, 15 sene yaşadığımız Kuzguncuk'ta geçti. Bostanlarında, sokaklarında iskelesinde çok dolaştım. Bence İstanbul'da değişmeden kalan yegâne yerlerden… Bugüne kadar başarıyla muhafaza edilmesinin en büyük nedenlerinden biri, o semtte oturan sanatçıların oraya sahip çıkması. Kuzguncuk'un en büyük özelliği kilise, sinagog ve caminin bir arada oluşudur. Adeta küçük bir Türkiye maketidir. Serbestçe dolaşan, istediği yere giden bir gençlik dönemi değildi bizimkisi. O yüzden ben İstanbul'u ancak film setlerinde keşfetmeye başladım. Zaten 15'imde çalışmaya başlamıştım. Gençliğimden aklıma ilk gelen yer de Yeşilçam sahnelerinin önemli mekanı Çamlıca Tepesi… Adalar'ın da eşimle orada tanıştığım için ayrı bir önemi var benim için. Eski İstanbul deyince gözümün önüne hep vapur gezilerinde gördüğüm İstanbul'un ihtişam dolu kıyıları gelir. Tabii bu mekanlarda gezen, söyleşen insanların güzelliği… Beyoğlu, üst düzey insanların gittiği son derece nezih bir semtti. Ona bu özelliği veren de kültürel ve sanatsal aktivitelere ev sahipliği yapan tiyatro ve sinema salonlarıydı. Bugün çok üzülüyorum, sinema salonlarının AVM'ler içine sıkıştırılmasına… Beyoğlu'nda Lebon ve İnci Pastaneleri, Emek Sineması, Mısırlı gibi yerler benim ilk gençliğimin mekanlarıdır. Harbiye'deki İnci Sineması'nı çok severdim."

FATMA GİRİK 1943 doğumlu oyuncu

"Bu fotoğraf 1958 yılında Salacak Plajı'nda çekilmişti. Büyük bir keyif ile İstanbul'u ve Kız Kulesi'ni seyrediyordum. Şimdi de çok güzel İstanbul; ama o zaman daha tarih kokan bir şehirdi. Tarihi bir tablo gibiydi adeta. Ben İstanbul'u deniz kenarına tüm güzelliği ve ihtişamıyla uzanmış bir kadın gibi görüyorum. Maalesef şu anda bu kadının saçı başı yolunmuş, her tarafı yara bere içinde. Bu haldeyken bile ona bunu yapanlara inat, tüm güzelliğiyle ayakta kalmaya çalışıyor. O yıllarda Koca Mustafa Paşa'da oturuyorduk. Şimdi oralara gittiğimde tanıyamıyorum. Bence İstanbul tarihiyle güzel, tarihi mimarisiyle özel. Bu nedenle bu tarihe sahip çıkılmalı diye düşünüyorum."

CAHİT BERKAY 1946 doğumlu müzisyen

"İstanbul'un her tarafı değişti, gene de çirkinleştiremediler. Cihangir, Ayazpaşa ve Gümüşsuyu'nda geçti çocukluğum. Top oynadığımız boş arsalar vardı. Denize Kabataş'tan girerdim. Su taşıyan gemilerin yanaştığı dubalar vardı, yerine iskele yaptılar. Arkadaşlarımla en çok gittiğim yer Beyoğlu'nda Sinepop'un olduğu yerin ucunda Bub Kafeterya isimli bir mekandı. Türkiye'deki ilk self-servis hizmet veren yerlerden biriydi. Müzisyenlerin takıldığı dört merkez vardı: Beyoğlu, Fatih, Kadıköy ve Bağdat Caddesi. Ben müzik grubundaki arkadaşlarımla Taksim Meydanı'ndaki Kafe Bulvar'a giderdim daha çok… Şimdi yerli yabancı her marka, her çeşit müzik aleti bulunan Galata'da bu kadar çok dükkan yoktu. Bizim zamanımızda gitar telini bile zor buluyorduk… İstanbul'da yaşanmışlığın silip süpürülmesiyle değişimler yapılması kötü. Eski doku muhafaza edilmeli."

TÜRKAN ŞORAY 1945 doğumlu oyuncu

"Annem zaman zaman beni, dedemle anneannemin evine bırakırdı ve bir süre onlarda kalırdım. Evleri Fatih'te Mehmet Dede sokağındaydı. Aynı isimde cami, hamam, yatırı da olan bir külliye... Osmanlı mimarisi ahşap bir bina, camları kafesli cumbalı bir ev. Kafesin arkasından sokağı seyretmek çok eğlenceli gelirdi bana. Annem arada külliyenin hamamına götürürdü beni. Hamamda tasla suyla oynamaya bayılırdım."





VEDAT TÜRKALİ 1919 doğumlu yazar

"İstanbul'a, Samsun Lisesi'ni bitirip üniversite eğitimi için geldiğimde, görür görmez aşık olmuştum! Öbür tarafta da İstanbul olacağını bilsem, seve seve giderim! Şehrin merkezi ve ana caddeleri hep aynı fakat İstanbul'un çevresinde yeni kasabalar, şehirler ortaya çıktı. Şişli Camii'ni geçtiğiniz zaman, o zaman cami de yoktu tabii 1949'da açıldı, bahçeler başlıyordu. Bir yol vardı Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne gidiyordu. Her yer boştu bina falan yoktu. Harbiye'de askerken Hürrriyet-i Ebediye Tepesi'ndeki kırlarda talim yapardık. Şimdi binalarla dolu, tıklım tıkış… Beyazıt Meydanı çok başkaydı. Kıraathane yeriydi. Belli başlı kahvelerde toplanır, tartışırdık… Ben en çok Beyazıt Cami'nin yanındaki Küllük Kahvesi'nde vakit geçirirdim, bir efsaneydi… Özellikle benim gibi Türkoloji öğrencileri, önemli yazar ve çizerler takılırdı. Çitlembik, kestane, akasya ağaçlarıyla dolu yemyeşil bir bahçe içindeydi."



BATUHAN PIATTI 1975 doğumlu şef

Yer Feneryolu, Kameriye. Hafta sonları gelen atçı amca beklenir, sonra Feneryolu'nun meyve bahçelerinde tur atılırdı.



BUSE TERİM 1989 doğumlu blogger

"Fotoğrafın çekildiği yıl babam (Fatih Terim) Akdeniz Olimpiyatları'nda altın madalya kazanmıştı. Babama sürpriz yapmak istedik. Dönüş günü onu bütün komşularla beraber pankartlarla karşıladık, en sevdiği yemekleri hazırladık, o gün çok ama çok eğlenmiştik."





AHMET MEKİN 1932 doğumlu oyuncu

"Ailem, 1700'lerde Bakırköy'e yerleşmiş. Dolayısıyla benimde de gençliğim, dört kuşaktır bağlı olduğum Bakırköy'de geçti… Mahalledeki lakabım, fiziksel özelliklerimden dolayı Filiz'di. Arkadaşlarla sokakta, sahilde, çok spor yapardık. Sahilde Viyano Gazinosu vardı. Açık havada tango geceleri olurdu. En şık kıyafetlerimizi giyer, sevgililerimizle dansa giderdik. En büyük eğlencemiz tren istasyonunda gelenleri izlemekti. Demir parmaklıklara yaş sırasına göre dizilirdik. Herkes yerini bilirdi. Kimi sevgilisini bekler, kimisi de işten dönen babasını karşılardı. 1960'larda sahil yolu doldurulduğunda, ahşap evler yıkıldı, çevre çok değişti."