X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Diyarbakır'da 'brunch'lı pazarlar başlayacak!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Diyarbakır'da 'brunch'lı pazarlar başlayacak!

  • Giriş Tarihi: 25.5.2013

Türkiye'nin başarılı girişimcilerinden Gamze Cizreli, sahibi olduğu Big Chefs'i Diyarbakır'da açmaya hazırlanıyor:

* Gaziantep'te İmam Çağdaş'ın olduğu yerde et satıyoruz artık. Samsun'da, Adana'da, Mersin'de şube açtık. Sırada Diyarbakır var.

* Diyarbakır benim ana, ata yurdum. Toprağım. Annem Nakipzadeler'in kızı, babam Cizrelioğulları'ndan. İkisi de Diyarbakır'ın köklü ailelerinden. Bir Diyarbakırlı olarak topraklarıma yatırım yapacağım. Tıpkı İstanbul'daki şubelerimizde olduğu gibi Diyarbakır'da da 'Brunch'lı Jazz' sabahlarına az kaldı.

* Hayalimdeki işi yapabilmek için iş çıkışından sonra akşam restoranda çalışıyordum. Garsonluk da yaptım, bardak da sildim, bulaşık da yıkadım.

* Türkiye'de en büyük sorun; kadının sermayeye erişimi.

Bugünlerde barış süreciyle birlikte Diyarbakır'a kalkan uçaklarda yer bulmak kolay değil. İstanbul'dan, yurtdışından girişimciler Diyarbakır'a uçuyor. Onlardan biri, 2009 yılında Kagider'in yılın kadın girişimcisi olarak seçtiği Gamze Cizreli. Pek yakında sahibi olduğu Big Chefs restoranlarının 17.'sini Diyarbakır'da açmaya hazırlanıyor. Hayatında önemli kırılma noktaları olan Cizreli'nin çocukluğu Dicle kıyısındaki Erdebil Köşkü'nde geçmiş. Gamze Cizreli'nin annesi Nakipzadeler'in kızı, babası ise Cizrelioğulları'ndan. Atalarının toprağına yatırım yapma arzusunu yıllarca yüreğinin derinliklerine atmış. Şimdi heyecanlı. "Tıpkı İstanbul'daki şubelerimizde olduğu gibi Diyarbakır'da 'Brunch'lı Jazz' sabahlarına az kaldı," derken gözleri pırıl pırıl parlıyor. Bu sohbeti onunla niçin yaptım? Girişimci olmak isteyen ama bu adımı bir türlü atamayan kadınların, korkularını yenmesi için....

- Hayatınızdaki kırılma noktalarını merak ediyorum...
- Birkaç büyük kırılma noktam var. Ankara'da büyüdüm. Babam doktor, annem ev hanımı. Girişimci olmak üzere yetiştirilmedim. ODTÜ İşletme'yi bitirdikten sonra ailemin 'Güzel bir yere gir çalış, mümkünse Hazine falan olsun,' ısrarlarıyla kendimi Savunma Sanayi Projesi'nde çalışıyor buldum. Orada 10 yıl sonra kendimi görmek istediğim yerin bir genel müdür pozisyonu olmadığını farkettiğimde, iş hayatımda ikinci yılımı dolduruyordum. Bir Amerikan ortak savunma sanayi projesiydi; bir yandan bana çok iyi bir çalışma disiplini verdi, bir yandan da iyi kazandım. Annemin ve babamın gözünde herşeyim çok iyi giderken bir gün 'Ben istifa ediyorum. Bu işi sevmiyorum,' dedim. Ve babamın tansiyonu 22'ye çıktı, onu acile kaldırdılar. İşten istifa etmemem için ikna ettiler ama ben de 'Mesai saatlerimdem sonra bir restoranda çalışacağım o zaman,' diyerek onları ikna ettim. Hayalimdeki işi yapabilmek için iş çıkışından sonra akşam restoranda çalışıyordum. Her işi yaptım. Garsonluk da yaptım, bardak da sildim, bulaşık da yıkadım. Her deliğe girdim çıktım, restorancılığı öğrendim. Bir gün teyzem annemi arıyor. Annem ona, 'Biz bu kızı o kadar okullarda çaycı, çorbacı olsun diye mi okuttuk?' diyor. 1994 yılında Ankara'nın ilk kafesini açtım. Bana deli dediler. O zaman İstanbul'da da sadece bir Kafe Keyif vardı Mim Kemal Öke Caddesi'nde. Ankara'da ilk olduğumuz için ve misafirlerimize daha iyisi başka yerde sunulamadığı için çok hata yaptık.
- Ne tür hatalar?
- Mesela Cappucino'muz çok iyi değildi; çünkü o zamanlar iyi kahve çekirdeği bulamıyorduk. Kahveciler Türkiye pazarına yeni giriyordu. Kahve içme alışkanlığı, çaydan kahveye geçişimiz aslında o yıllarda başlamıştır. Cheescake'imiz iyi değildi çünkü labneler yoktu. Kor peynirlerini karıştırarak yapıyorduk. Ama o küçük bahçe içinde çok büyük yol aldık. Arjantin Caddesi'ndeki o kafede herkesin bir anısı var. Şimdiki bakanların, Silivri'de yatanların, bürokratların; herkesin bir anısı var orada.
- 90'lı yıllar dışarda yemek alışkanlığının başladığı yıllar mı?
- Evet. Yavaş yavaş... O hâlâ eski Karadeniz usulü bol kremalı pastacılıktan yavaş yavaş 'cookie' dediğimiz kurabiyeye, çaydan kahveye geçiş yılları... Restoranlardan kafelere geçiş yılları.
- İstanbul'a gelme fikri nasıl çıktı?
- O da ikinci kırılma noktam. Ankara'da 2005 yılında Bigs Chefs'i kurarken 'Marka olmalıyım,' diye düşündüm. Uluslararası marka olmanın ilk kuralı İstanbul'da olmaktan geçiyor. Ankara huzur, Ankara dostluk, rahat çalışma ortamı demek. Ama İstanbul'a gelmeye karar verdiğimde her şey değişiverdi. Hayatta şans ve tesadüfler olmasa hiçbir şey olmuyor.

- İstanbul kurtlar sofrasıdır. Siz de kurt oldunuz mu bu şehirde?
- Ben hâlâ olmadım. Hâlâ Ankara'yla olan iletişimimi koparmadığım için ve evimin orada olmasından dolayıdır belki. Beş sene sonra yine konuşalım. Ancak o zaman söyleyebilirim, İstanbul'a tam anlamıyla taşındıktan sonra (gülüyor). Bigs Chef's'i kurduktan sonra 2009'da artık İstanbul'da şube açma fikri iyiden iyiye oturmaya başlamıştı. İşte o zaman Saruhan Tan çıktı karşıma. 'İstanbul'a gelmek istiyorsanız ben ortak olmak isterim,' dedi. Hem riski paylaşmak hem de bir işte omuz omuza verme fikri çok hoşuma gitti. Kabul ettim. Tam o günlerde Ferit Şahenk bir Ankara ziyaretinde bizim Bigs Chef's'e yemeğe geldi. O da kırılma noktamdır. Hayat bence tesadüf ve işaretlerle dolu. Her olumsuz olayın sonunda olumlu şeyler olacağına da inanan bir yapım vardır. Ferit Bey yemeklerimizi, ekibimizi o kadar beğenmiş olmalı ki, bana 'Neden İstanbul'a gelmiyorsunuz?' diye sordu. 'Karar verdik, geliyoruz ama yer arıyoruz,' dedim. 'Bizim yer var,' dedi. Şu anda Etiler'deki Bigs Chef's'in olduğu yerdi orası! Ertesi gün uçağa bindim ve beş gün içinde orayı kiraladım! İlk başladığımız nokta o kadar ses getirdi ki, şans, çok çalışma ve işini severek yapan, yıllardır birlikte çalıştığım ekiple hızla yükselişe geçtik.