X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şöhret ve para için oynamak suçtur!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şöhret ve para için oynamak suçtur!

  • Giriş Tarihi: 27.7.2013

Camille Claudel 1915'te başrol oynayan Juliette Binoche, heykeltıraş Claudel'i canlandırabilmek için yönetmen Bruno Dumont'u telefonda ikna etmek zorunda kalmış

Fransız sinemasının uluslararası starı Juliette Binoche'un bildik melankolik bakışlarında bu kez daha bir çaresizlik var. Bu hafta ülkemizde de vizyona giren Camille Claudel 1915'te filme adını veren ünlü kadın heykeltraşı canlandırıyor. Ailesi tarafından kapatıldığı ve ancak 30 yıl sonra ölümüyle çıkabildiği akıl hastanesindeki üç gününü anlatan filmde oynamak için yönetmeni ısrarla aramış ve ünlü oyuncularla çalışmayan Bruno Dumont'u ikna etmiş, "Oscarlı olduğum için önce beni istemedi," diyor. Binoche'un meşhur gülüşü kadar ağlaması da çaresiz bırakıyor; hele ki Camille Claudel'in trajik yalnızlığından bahis açtığımızda.

- Süslü püslü bir oyuncu olarak tanınmıyorsunuz. Sizi karşımızda bu denli doğal görmeyi beklemiyorduk. Özgüven böyle bir şey midir?
- Ben de arada süslenmeyi seviyorum inanın! Ama günlük hayatta makyajlı, saçı yapılmış ve şık gezmek çok yorucu. Doğallık ise müthiş bir konfor. Günlük hayatımda da bu role bürünmeyi sevmiyorum. Ben rol yapmayı sevmiyorum zaten.

- Ama mesleğiniz oyunculuk?
- Benim için oyunculuk, 'mış gibi yapmak' değildir. Karakterin iç dünyasını anlamak gerek. İzleyiciye sıradan bir şey değil, kafasında soru işaretleri oluşturacak malzeme vermek gerek. Sinema çok özel bir sanat. Şöhret ve para için oyunculuk yapılmaz! Bu büyük bir suçtur!

- Şöhretle aranız nasıl?
- Paris'te yaşamanın avantajları var. Hollywood'da yaşasam başa çıkamazdım. Özel hayatım benim içim kutsal. Gazetecilerle aslında benzer bir iş yapıyoruz. İşimiz araştırmak, keşfetmek... Ama yalan yanlış habere tahammülüm yok!

CLAUDEL BENİM İDOLÜMDÜ
- Camille Claudel'i canlandırmanın cazibesi neydi sizin için?
- Çocuk yaştan bu yana hayranıyım. 16 yaşımda odamın duvarında pop starlar yerine Camille Claudel'in resimleri vardı. Genç bir kız için ağır bulacaksınız ama benim idolümdü. Yaşadığı dönemde anlaşılmamış, sonradan keşfedilmiş çok sanatçı var. Ama Camille Claudel'in kadın olması olayı daha da trajik yapıyor sanki. Bir oyuncu için onun dünyasına girebilmeyi düşünmek dahi büyük bir meydan okuma. Ben de zorlukları seviyorum.

- Bu rol için yönetmen Dumont'u kendiniz aramışsınız, şaşırdı mı?
- Evet, çünkü ünlü oyuncu kullanmak istemediğini alem biliyor. Seçiçi bir oyuncu olduğumu bilmesine rağmen 'Oscar kazanan bir suratı oynatmak istemiyorum,' dedi. Ama ikna etmem zor olmadı. Bence Bruno Dumont, Fransa'nın son dönem en iyi yönetmeni. Hayranı olduğum sinemacılar Tarkovski ve Dreyer'i hatırlatıyor. Bunu söylediğimde sanırım onu savunmasız bıraktım.

- Sizce Camille Claudel'in trajedisi nerede saklı?
- Kimsenin onu rahat bırakmaya yanaşmaması... Yaşadığı 1900'lü yıllar zaten tutucu. Ayrıca bir sanatçı ve yaratma iştahı sonsuz. Gece gündüz heykel yapıyormuş ve ünlü heykeltıraş Rodin'in dikkatini de böyle çekmiş. Onu bunun için seven Rodin, aynı nedenlerden de terk etmiş. Düşünsenize yapayalnızsınız, iradenizin dışında akıl hastanesine kapatılmışsınız ve çıkamıyorsunuz. Korkunç bir şey! (Ağlamaya başlıyor) Şu anda ağlamaya başladım ama biraz izin verin, geçecek.

- Ağlamak da gülmek gibi bulaşıcıdır, derler..
- Ağlamak iyidir. Yalnız bir çocukluğum oldu. Kötü anlamda söylemiyorum. Çünkü hayal gücünüzün gelişmesine izin veriyor. Camille Claudel'in yaşadıkları günümüzde de yaşanıyor. Hastaneye kapatılmasalar da anlaşılmamak ve aşağılanmak da bir türlü hapis.

'ÇEKİMLERİN İLK ÜÇ HAFTASI SÜREKLİ AĞLADIM!'
- Film Claudel'in 30 yıl kapatıldığı akıl hastanesindeki üç gününü anlatıyor, role nasıl hazırlandınız?
- Çekimlerin ilk üç haftası sürekli ağladım! Yönetmen 'Yeter, çok abartıyorsun, ağlama,' diyordu ama elimde değildi. Derken sakinleştim.

- Gerçek hastalarla oynamak sizi çok zorladı mı?
- Önce zor oldu. Çünkü ben onların hemşiresi olmak, şevkat göstermek istiyordum ama rolüm icabı uzak ve soğuk davranmak zorundaydım. Onlara 'Oyun oynuyoruz,' dedik. Şahane insanlarla tanıştım.

- Film çekmediğiniz zamanlarda ne yaparsınız?
- Seyahati çok seviyorum, resim yapıyorum. Ayrıca çocuklarım büyüyor, yaşlı babamla ilgileniyorum, derken hayat sizi sürüklüyor. Seyahat insana büyük kapılar açıyor. Her an her yere gitmeye hazır şekildeyim. Daha geçenlerde Peru'ya gittim.

- İstanbul'a geldiniz mi?
- Evet! Istanbul'a ilk kez yıllar önce bir belgesel için Elia Kazan ile geldim. İki hafta kaldık, sonra İran'a geçtik. O kadar hayran kaldım ki sonra tatil için yeniden geldim. Büyülü kelimesini çok duymuşsunuzdur ama gerçek anlamda büyülendim. Tüyler ürpertici ve baştan çıkarıcı... Batılı bakış açısını kırmak, önyargılardan kurtulmak için mutlaka dünyanın doğusu görülmeli.