X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Babası göremedi ama o Venedik'te
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Babası göremedi ama o Venedik'te

  • Giriş Tarihi: 31.8.2013

Yönetmen Deniz Akçay, 16'sında babasını kaybetti ama onun gidişini kabullenemedi. İçindeki acıyla, Köksüz'ü çekerek yüzleşti. Film şimdi Venedik Film Festivali'nde gösterilecek

90'lı yıllar, İzmir... Üç çocuklu bir ailenin en küçük kızıydı Deniz Akçay. Lisedeydi, gençti, kanı kaynıyordu, yazmaya çizmeye düşkündü. O günlerde okulda bir tiyatro oyunu sahneleyecekti, arkadaşlarıyla afilli bir broşür hazırlamıştı. Üzerinde 'Yönetmen: Deniz Akçay' yazıyordu. Heyecanla broşürü eve getirdi ve babasına gösterdi. Babası uzun uzun inceledi ve "Sen iyi bir yönetmen olacaksın, ama ben göremeyeceğim," dedi. Deniz elinde broşürle kalakalmıştı. Babasız kalan bir ailede, anne ile çocuklar arasında yaşananların anlatıldığı, 70. Venedik Film Festivali'nde Geleceğin Aslanı için yarışan Köksüz'ün hikayesi belki de o gün başladı. Deniz yıllar sonra o anı "Karşılıklı boğazımıza düğümlenenleri, uzun süre üzerimden atamadım," diye anlatacaktı.

YAŞAM ENERJİSİ SÖNDÜ
Deniz'in babası o günlerde kanserdi "Hastalığını öğrendiğinde öleceğine inanmıştı. Mücadeleye gerek duymadı," diyor Deniz. Öylece teslim olmak, ölüme yatmak, yaşam enerjisiyle dolu bir kız çocuğunun anlayacağı bir şey değildi. Anlamadı da Deniz! Babası 48 yaşında vefat ettiğinde, o 16'sındaydı. Ağır bir kayıptı. Her an 'Bir kapı aralığından, bir sokak köşesinden çıkıverecekmiş' umuduyla yaşadı': "Bizi öylece bırakışına öfkelenmekten kendimi alamadım yıllarca. Onun bu peşin kabulünü hazmedemediğimi kendime itiraf etmem uzun yıllar aldı. Sanki onun elindeymiş, biraz savaşsa kurtulacakmış gibi geldi bana." 16'sında coşkusu, yaşam enerjisi sönüp gitti. Hayatı usulca ve öylesine yaşamaya başladı. Çünkü "Hayatın ayak uydurmaya değmeyecek bir zırvalık olduğunu," düşünüyordu. Yazmayı, okumayı bıraktı. İşe girip çıkıyor, vakti geldiği için de üniversite sınavına hazırlanıyordu. Ama öylesine... Birkaç kere girdi sınava. Sonuncusunda neden tercih ettiğini hâlâ bilmediği Ege Üniversitesi Tarih Bölümü'nü kazandı. Okul, yeni çevre iyi gelir diye düşündü. Ama olmadı: "Okula gidince saçmaladığımı fark ettim. Mutsuz oldum. Ne tek satır okudum, ne yazdım, ne de okulda arkadaş edindim. Babam gideli iki yıldan fazla olmuştu ve ev hâlâ rayına girmemişti. Herkes kendi köşesinde yasını tutuyor, kimse birbiriyle ilgilenemiyordu." Okuldan geldiğinde, evde kimse olmuyordu. Bir gün saat 18:00 sularında TV'yi açıp bakmaya başladı. Öylece bakıyordu. Sonra o saatte hafta içi her gün Ayrılsak da Beraberiz dizisinin oynadığını fark etti. 20 dakika süren bu dizi absürtlüğü ile dikkatini çekti: "Gülmeye başladım. Dizi bitince TV'yi kapatıp odama çekiliyordum ama biraz keyiflenmiş oluyordum. Tekrar okumaya, notlar almaya başladım. Dizinin kendisinden bağımsız bir anlamı vardı benim için ve o 20 dakikanın."

BUNU ÇEKİYORUZ, GEL PARANI AL
Bir gün eve geldiğinde TV'yi açtı. Ama dizi yoktu, onu güldüren o 20 dakika elinden alınmıştı. Ertesi gün yine yoktu. Dizinin yapımcısı Birol Güven'e upuzun bir mail attı. İçindeki öfke, acı da karışmıştı yazdıklarına. İçten, sıcak, samimiydi yazdıkları. Güven de ona yanıt yazdı. Haftada beş gün yayınlanan dizi iki güne düşmüştü. Sonra mailleşmeler devam etti. Deniz o çok sevdiği dizisiyle ilgili bir şey yapmak istiyordu, bir bölümlük senaryo yazdı, Güven'e gönderdi. Belki içinden bir-iki diyalog kullanılır diye beklerken Güven'den gelen cevap hayatını değiştirecek kadar netti: "Bunu çekiyoruz, gel paranı al." 19 yaşındaydı ve senaristliğe başlamıştı. İyi geldi Deniz'e senaristlik. Tarih bölümünü bıraktı, Radyo-TV ve Sinema okumaya başladı. Yavaş yavaş kendine geliyordu. Okul ve aile İzmir'de, iş İstanbul'daydı; böylece ilk yıllarda iki kent arasında mekik dokudu. Sonra İstanbul'a geldi ve Hayat Bilgisi, Şöhret, Küçük Kadınlar gibi dizilerin senaristliğini yaptı. Deniz hayata yeniden tutunsa da içinde bir yerlerde bir yumru duruyordu. Hâlâ babasının, kaybıyla yüzleşemiyordu. Aslında o günlerde Köksüz'ün senaryosunu içinde büyüttüğünün farkında değildi. Terapiye gidiyor ama yine de iyileşmeyen yarasıyla yaşıyordu. İçindekiler birikti birikti ve o, yapmayı en iyi bildiği şeyle, yazıyla içindeki yaraya dokundu: "Filmde baba kaybını kendine astar edinen bir anne-kız hikayesi anlattım. Zemini itibariyle otobiyografik. Ama içeriği kurgusal. Kurgusal olmasına rağmen yazarken çok zorlandım. Bilgisayarın başında ağlayıp kendime sövüyor, durmak istiyor ama duramıyordum. Zaten ilk filmler genelde kusar gibi çıkıyor. Ağır bir deneyim oldu."

BABASININ ÖNGÖRÜSÜ OLDU
Ahu Türkpençe, Lale Başar, Savaş Alp Başar, Sekvan Serinkaya, Mihriban Er, Melis Ebeler'in oynadığı Köksüz ilk olarak İstanbul Film Festivali'nde gösterildi. Çok beğenildi. 35 yaşında trafik kazasından ölen, yönetmen Seyfi Teoman anısına ilk defa bu yıl verilmeye başlanan En İyi İlk Film Ödülü'ne değer görüldü. Törende Teoman'ın babası da vardı. Hayat işte, evlatsız bir babayla, babasız bir evladı Köksüz bir araya getirmişti. Film şimdi de Venedik Film Festivali'nde gösterilecek. Arkasından Altın Koza'da yarışacak. Deniz'in o tiyatro broşürünü babasına göstermesinin üzerinden 16 yıl geçti. Artık babası yok, o da bunu kabulleniyor. Ama babasının öngörüsü de doğru çıktı. Deniz iyi bir yönetmen oldu.

FİLMLE AĞIDIMI YAKTIM, BİTTİ
Deniz Akçay sete çıktığında dört aylık kızı Çiçek vardı kucağında. Deniz "Anne-kız çatışmasıyla hesaplaştığım filmin öncesinde kız çocuk sahibi olmam hayatın enfes bir ironisiydi," diyor. Babasız bir ailenin yaşadıklarını, babasız kaldığı İzmir'de çekti. Yıllar süren yüzleşmenin son anlarını yaşıyordu. Kimi sahnelerin çekiminde duygusal olarak zorlandı. Çekimlerinin bittiği günse bir gerçeği kabullendiği fark etti: "Babam bir köşe başından çıkıvermeyecekti. Ben de ağıtımı yaktım ve bitti."