X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Artistliği sevemedim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Artistliği sevemedim

  • Giriş Tarihi: 7.9.2013

İsmail Hacıoğlu, oyuncu olduğu için ayrıcalıklı olduğunu düşünmek istemiyor. 20 Eylül'de, Meryem filminde karşımıza çıkacak Hacıoğlu "Oyuncuyum ama artistliği sevemedim" diyor

İsmail Hacıoğlu'nu, Ömer Kavur'un Karşılaşma filminde öfkeli bir ergen olarak tanımıştık. Yıl 2003'tü... Sonra Hacıoğlu aldı başını gitti, özellikle Bir İstanbul Masalı dizisinden sonra iyice tanınır bir oyuncu oldu. Ömer Vargı, Ömer Faruk Sorak gibi yönetmenlerin yanı sıra pek çok genç yönetmenle de çalıştı. Ama o öfkeye hem filmlerindeki karakterlerinde hem de yaşamında rastlar olduk. Yani dışarıdan bakınca o öfkeli, sert halinin geçmediğini düşünebilirsiniz ama İsmail Hacıoğlu tarafında durum farklı. O, tanınır olmaktan dertli. "Eee oyuncu bu, tanınır tabii," diyebilirsiniz. Ama Hacıoğlu sırf tanındığı için kendini ayrıcalıklı hissetmek istemiyor. Öfkesinin sebebi biraz da buymuş, "Oyuncuyum ama işin artistliğini sevemedim" demesi de bu yüzden. İsmail Hacıoğlu ile buluşmamıza Atalay Taşdiken'in Mommo-Kız Kardeşim'den sonra çektiği ikinci film Meryem vesile oldu. Askerde travma yaşayan bir genci oynadığı film 20 Eylül'de vizyona girecek. Taşdiken yine Mommo-Kız Kardeşim'de olduğu gibi Anadolu'nun orta yerinden iç burkan bir hikaye anlatacak. Lakin en son 2010'da Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak filminde izlediğimiz Hacıoğlu ile hem bir durum değerlendirmesi yapalım hem de bu öfkeli olma halini konuşalım dedik.
- Senin öfkeli bir halin var, bunun üzerine hiç düşündün mü?
- Evet, insanlar öfkeli olduğumu söylüyor. Bunun üzerine çok düşündüm. Sorun olarak görülebilecek bir durum ve halletmem gerekiyor. İnsan günlük hayatında çok çabuk sinirlenebiliyor. Hele bir de tanınmış bir insansan, bir rahatsızlık durumu da oluyor. Birden parladığım, sonra da neden şimdi buna kızdım ki dediğim anlar oluyor.
- Tanınır olman normal değil mi? Oyuncusun, insanlar seni film ve dizilerde izliyor...
-
Oyunculuk benim için bir meslek, bir mesai. Ama dediğin gibi, bu işi yapınca tanınıyorsunuz. İş dışında da bazı şeylere dikkat etmeniz gerektiği dayatılıyor. Neden dikkat edeyim insanlar beni tanıyor diye! Aslında tanınmak bir hastalık gibi... Bence insanlar da bu tanınma halini abartıyor. Bunun için bu mesleğin artistlik tarafını sevemedim. Çünkü ben, tanınıyorum diye insanlardan kendimi ayrı tutmuyorum. Tutmak da istemiyorum. Ayırdığın an artistlik oluyor işte.
- Çok erken yaşta şöhretle tanıştın. Bu duyguyla nasıl baş ettin?
- Hesaplaşma hâlâ devam ediyor. Ara ara kendini gösteriyor, bir yerin şişiveriyor. Bastırıyorum orayı ama yine de bir yerlerden araz olarak çıkıyor.

YÖNETMEN KOLTUĞU TEHLİKELİ

- Geldiğin noktadan memnun musun?
- Memnunum, açıkçası nerdeyim diye hiçbir zaman düşünmedim. Ama bir yerlere çıkıp, kendimi pazarlamadan da bu mesleği yapabiliyorum. Bunun da sebebi, işimi iyi yapmam. Yoksa kimse çalışmak için teklifte bulunmaz. Kendimi bozmadığım sürece böyle de devam eder.
- İki yıldır film çekmiyorsun. Seçici misin?
- Bu ülkede her yıl yüzlerce sinema filmi çekilmiyor. Denk gelmedi diyelim. Seçmeye kalksan zaten film çekemezsin. Bunun için çok seçici davrandığımı söyleyemem.
- Peki gelen senaryolarda neye önem veriyorsun?
- Senaryoyu okurken seyirci gibi davranıyorum. Hikaye iyiyse kabul etmeye meylediyorum. Çeken insanın nasıl bir film çekmek istediğini de öğrenince, doğru bir çorba olduğunu düşünürsem, o zaman benim de tuzum olsun diyorum. Yani biraz içgüdüsel.
- Usta yönetmenlerle de ilk filmini çekenlerle de çalıştın. Set farklı oluyor mu?
- İlk filmini çeken bir yönetmenle çalıştım, ama hiç ilk filmi gibi değildi. Zannedersin beşinci, altıncı filmini çekiyor. Yine bir ilk filmini çeken bir arkadaşla çalıştım. Sonra 'Benim sinemam' diye cümleye başlayan söyleşilerini okudum. İnsanoğlu işte, hemen 'olabiliyor'. Yönetmen koltuğu tehlikeli. Açıkçası ben evini seven yönetmenlerle çalışmak istiyorum.
- Ne demek bu?
- 35 kişinin yağcılık yaptığı bir yönetmenle çalışmak istemiyorum. Adam sabah geliyor sete, yağcılık başlıyor, akşam oluyor, gitmiyor evine. Kim gider ki o kadar insan yağ çekerse... O yüzden yönetmenin neyi nasıl çektiği çok da önemli değil. Adamsan zaten hayata doğru bakıyorsundur. Bunlara ihtiyacın olmaz, ama adam değilsen sabaha kadar otur, çıkan iş bir şeye benzemez.