Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dünyanın merkezinden Vefa Bozacısı'na yolculuk

Giriş Tarihi: 30.11.2013

Eğer siz de İstanbul'u köşe bucak dolaşan turistlere gıpta ile bakıp "Ah, şunlar gibi olmak vardı" diyorsanız işiniz kolay. Küçük bir sırt çantası alacak ve bizim peşimizden İstanbul'un sırlarına dalacaksınız

Son 10 yılda İstanbul'a gelen turist sayısı üçe katlandı. 2000'in başlarında 2 milyon civarındaydı bu sayı. Şimdi yılda 8 milyon civarında seyyah bu kenti gezmeye geliyor. Şehrin keyfini onlar çıkarıyor. Sırt çantalarını omuzlayıp mini minnacık çocuklarını kanguruya yerleştirerek yollara düşüyorlar. Onları İstanbul'un en ücra köşelerinde, başka semtlerden insanların adım atmaya cesaret edemeyeceği gizemli ve ürkütücü mahallelerde bile görüyoruz artık. Esnaf lokantalarında, küçük dantel kupürlerin satıldığı loş kırtasiyelerde, oyuncakçılarda, bir kilise kalıntısının gölgelerinde hep onlar çıkıyor karşımıza. Peki ya biz İstanbul'da yaşayan yerlilerde durum nasıl? İstanbul Büyükşehir Belediyesi Turizm Atölyesi'nin yaptığı bir araştırmada, bu kentte yaşayanların sadece yüzde 5'i şehrin tarihinden, kültürel ve doğal mirasından haberdar. 40 yıldır İstanbul'da yaşayıp da Samatya'yı hiç görmeyenler, Cibali'deki Gül Camii'nin aslında bir manastır olduğunu bilmeyenler, hayatlarında bir tane bile kuş köşküyle, güneş saatiyle karşılaşmamış olanlar var. Biz yola çıkmaya karar verdik. Siz de küçük bir sırt çantası alın ve içine fotoğraf makinanızı ve varsa bir rehber kitabınızı koyup ardımıza takılın. Yol boyunca karşımıza Sultanahmet ve Yeni Camii, Yerebatan Sarnıcı gibi önemli eserler çıkacak. Biz çok bilindikleri es geçeceğiz. Bilinmeyene, kıyıda kalana, görmezden gelinene yolculuk yapacağız. Hazırsanız yola çıkalım.

1 Milyon Taşı: İlk durağımız Roma devrinde dünyanın merkezi olarak kabul edilen Milyon Taşı. Ayasofya'nın karşı çaprazında, Sultanahmet Meydanı'nın kuzeybatı köşesinde, Yerebatan Sarnıcı girişinin hemen arkasında bulunan bu taş, Konstantinopolis şehrine ulaşan tüm Antik Roma yollarının başlangıç noktası. Yani burası dünyanın sıfır noktasıydı. Bütün kentlerin İstanbul'a olan uzaklıkları bu taş baz alınarak ölçülüyordu. Büyük Bizans Sarayı'nın hemen çıkışında, hipodromun girişinde yer alıyordu. Taş buraya, kenti 4. yüzyılda yerleştirilmiş.

2 Cağaloğlu Hamamı: Yerebatan Caddesi'nin bitiş noktasında yer alan ve İstanbul'un en büyük çifte hamamlarından biri olan bu aklanma paklanma yerinde başta İndiana Jones olmak üzere tam 186 film çekilmiş. İngiliz Kralı XIII. Edward, besteci Franz Liszt, dünyada hemşireliğin kurucu anası olarak kabul edilen Florence Nightingale, işadamı Rockefeller, ünlü Rus balet Nureyev ve en son Kate Moss bu hamamda yıkanan ünlülerden birkaçı. 1741'de hizmete açılan mekanda klasik Osmanlı hamam sefaları hâlâ sürüyor.

3 Hocapaşa Lokantaları: Cağaloğlu'ndan Sirkeci'ye doğru akan yokuşu bitirdiğinizde sağ yanınızda kalan semtin adı Hocapaşa. Bu semt Bizans devrinde Neorion Limanı'nın kıyısında yer alıyor. 1492'den sonra Endülüs'ten gelen Yahudiler'in yerleşim alanına dönüşmüş. İlerleyen zamanlarda ise ticaret alanına dönüşmüş. Şimdi ise bir yeme içme cenneti. Burada 18 lokanta yer alıyor. Cağ kebabından sulu yemeklere, pideden etli ekmeğe, köfteden balık çeşitlerine kadar canınız ne isterse bulabilirsiniz. Hepsi taze, temiz ve leziz.

4 Büyük Postane: Memleketin en güzel ve en büyük posta işleme merkezi olan bu yapı, Hocapaşa'nın hemen karşısında, kendi adını verdiği sokakta yer alıyor. Eserin inşaatına Posta ve Telgraf Nezareti (yani bakanlığı) binası olarak 1905'te başlanmış, 1909'da tamamlanmış. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın büyük ustalarından biri olan mimar Vedat Tek'in eseri olan yapının girişinde eski harflerle Posta Telgraf Nezareti ibaresi yer alıyor. Cephesi yontma taş ve mermerden olan eser, ilk radyo istasyonuna da ev sahipliği yapmış.

5 Ali Muhittin Hacı Bekir: Büyük Postane'nin hemen karşısından denize doğru inen sokaklardan birine girip ilerlerseniz karşınıza Vakıf Hanı çıkar. Bu hanı sağınıza alıp 50 metre falan devam ettiğinizde memleketimizin en köklü kuruluşlarından Ali Muhittin Hacı Bekir Şekercisi ile burun buruna gelirsiniz. İngilizceye ve sonra da başka dillere Türk Lokumu deyimini kazandıran bu müessese, 1777 yılında Kastamonu'dan gelip İstanbul'a yerleşen bir aile tarafından kurulmuş bir tatlı mabedi. 1873'ten itibaren katıldığı fuarlarda çok sayıda altın ve gümüş madalyalar kazanmış.

6 Mısır Çarşısı: İstanbul'dan başlayıp Hindistan'a, Çin'e kadar uzanan coğrafyalarda üretilen bütün baharatların merkezi burasıdır. Çarşının bugün yer aldığı arazide Bizans devrinde Makro Envalos adında bir çarşı bulunduğu rivayet ediliyor. Depremlerde çöken eski çarşının yerine 1660 yılında Turhan Sultan tarafından bu bina inşa ettirilmiş. Eserin proje ve uygulamasını hassa baş mimarı Kazım Ağa yapmış.

7 Kurukahveci Mehmet Efendi: Mısır Çarşısı'nın kuzey kapısının hemen karşısında yer alan bu küçük dükkan, Türkler'in kahve alışkanlığını topyekün değiştiriyor. Eskiden kahve dükkanlarda çiğ çekirdek olarak satılıyordu. 1857'de Mehmet Efendi, kahveyi kavurup dibekte dövdükten sonra satmaya koyulunca Tahmis Sokağı mis gibi kahve kokmaya başladı. O günden beri de insanlar bu kahve kokusunun peşinden Mehmet Efendi'nin dükkanına gelmeye devam ediyorlar.

8 Rüstem Paşa Camii: Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'ın kocası olan Sadrazam Damat Rüstem Paşa'nın yaptırdığı bu cami bir Mimar Sinan eseridir. Bu eserin en büyük özelliği çinileri. Caminin kubbe eteklerine kadar her yanı çinilerle kaplıdır. Mimar Sinan bu eserinde tam bir renk ve ışık şöleni ortaya çıkarmıştır. İkindi vakitlerinde giderseniz caminin güzelliğinden başınızın döndüğünü fark edersiniz.

9 Zindan Hanı: Bu han ismini hemen bitişiğinde yer alan Baba Cafer Türbesi'nden ve bünyesinde yer alan zindandan alıyor. Burası Bizans devrinden ta 1877'ye kadar hapishane olarak kullanılmış. Hazreti Hüseyin'in soyundan gelen Baba Cafer'in de Bizans döneminde burada hapsedildiği ve öldürüldüğü rivayet edildiği için Osmanlı çağında buraya bir türbe kurulmuş. Borcundan dolayı hapsedilen tüccarlar ve idama gönderilecek olan yeniçeriler bu zindanda yatarlarmış.

10 Ahi Çelebi Camii: Seyahatlerinizin devamının gelmesini istiyorsanız bu camiye gidip dua etmelisiniz. Çünkü Evliya Çelebi bir gece rüyasında bu camidedir ve mihrapta Muhammet Mustafa'yla karşılaşır. Önünde diz çöker "Şefaat ya Resul Allah" diyeceğine dili sürçer ve "Seyahat ya Resul Allah" deyiverir. Peygamber güler ve "Peki o zaman düş yollara" der. Ve hikaye böylece başlar...

11 Küçükpazar: Burası da İstanbul'un en eski çarşılarından biridir. Ağırlıklı olarak şekerciler ve el yapımı bahçe alet edevatları satılır. Kimler tarafından satın alındığı bilinmez ama hâlâ semerler ve eyerler bulunur dükkanlarda. Eğer çok lazımsa çapalar, dirgenler, oraklar, tırpanlar, türlü çeşit çekiçler, atların boynuna asılan boncuk kümeleri, hasır yastıklar bulabilirsiniz. Küçükpazar'da bundan 30 yıl öncesine kadar Anadolu'dan gelen bekar gençlerin kaldığı evler vardı.

12 Ayrancı Sokağı: Küçükpazar'dan başlayıp Süleymaniye'ye tırmanan Kıble Sokak'ı bitirdiğinizde tam tepe noktasında Ayrancı Sokak'la karşılaşacaksınız. Burası hem altında kalan semtin hem de Süleymaniye'nin sivil mimarisin ayakta kalmış en önemli örneklerini barındırıyor. Bu sokakta yer alan ve Fazıl Bilginoğlu'nun alıp restore ederek çok güzel bir otele çevirdiği Hayriye Hanım Konağı da bulunuyor. Muhteşem Haliç manzarasını görmek istiyorsanız Kasım ve Nesrin Yenidünya'nın işlettiği Haliç Kafe'ye de mutlaka uğramalısınız.

13 İMÇ Blokları: Yapımına 1961'de başlanan ve 1967'de tamamlanan İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (İMÇ) İstanbul'daki modern mimarinin başyapıtlarından biri sayılıyor ve içinde çok sayıda sanat eseri barındırıyor. Bakın İMÇ Blokları'nda hangi sanatçıların eserleri var: Kuzgun Acar (duvar heykeli), Füreya Koral (seramik pano), Bedri Rahmi Eyüboğlu (iki mozaik pano), Eren Eyüboğlu (mozaik pano), Yavuz Görey (dekoratif havuzçeşme), Ali Teoman Germaner (duvar rölyefi), Sadi Diren (seramik pano), Nedim Günsur (mozaik pano).

14 Ayınbiri Kilisesi: Bu kilise her ayın birinci günü her dinden ve inançtan insanla dolup taşıyor. Çocuk isteyenler, işsizler, aşksızlar ve evsizler buraya geliyor. Bu yüzden adı Ayınbiri Kilisesi olarak kalmış. Ama esas ismi Meryem Ana Kilisesi. Kilisenin sembolü ise bir anahtar. Girişte bir anahtar alıyor ve dilek tutuyorsunuz. Sonra da ayazmadan su içiyor, dileğinizi tekrarlıyorsunuz. Ve geldiğiniz hayatın ve umutların içine geri dönüyorsunuz. Eğer dileğiniz tutarsa gelip anahtarı iade ediyorsunuzk ki başkalarının dilek kapısını açsın.

15 Şebsefa Hatun Camii: Şebsefa bugünkü dilde 'gece sefası' anlamına geliyor. Caminin kurucusu olan Şebsefa Hatun, Sultan I. Abdülhamit'in eşlerinden biridir. Herhalde bir baba kızına gece sefası anlamına gelen bir isim koymaz. Bu adlandırmayı muhtemelen padişah yapmıştır diye düşünüyorum. Şehzadepaşa Camii nasıl ki Kanuni'nin ölen oğlu Şehzade Mehmet için yapıldıysa bu cami de I. Abdülhamit'in oğlu Şehzade Mehmet için yapılmış. Şebsefa Hatun ve evladı caminin haziresindeki mezarda yan yana yatıyor.

16 Vefa Bozacısı: Artık yoruldunuz ve güzelce bir dinlenmeyi hak ettiniz. Boza denince akla Vefa gelir. Vefa Bozacısı 1876 yılında Karadağ'dan İstanbul'a gelen Arnavut genci Sadık Efendi tarafından kurulmuş ve onun torunları tarafından devam ettirilmiş. 139 seneden bu yana da İstanbul'a hizmet etmeyi sürdüren bu dükkanda Atatürk de boza içmiş. Onun boza içtiği bardağı da görebilirsiniz. Bazıları bozayı sade sever ama siz bu güzel lezzeti karşıdaki kuruyemişçiden aldığınız kavrulmuş sıcak leblebiyle içerseniz misler gibi olur. Hadi bakalım afiyet olsun.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Dünyanın merkezinden Vefa Bozacısı'na yolculuk
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz