X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Teraslar var sanki uçan halının üstünde
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Teraslar var sanki uçan halının üstünde

  • Giriş Tarihi: 11.1.2014

İstanbul'un kadim semtlerinden Süleymaniye, kapalı bir kitap gibidir. Geleni gideni çoktur ama bileni pek yoktur. Yüzlerce yıllık tarihinin yanı sıra teras kafeleri ve bahçeleriyle insanı büyüleyen bu eski semtte farklı bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?

Bazen gözümüzün önünde, dizimizin dibinde olanları, bize en yakın duranları çok iyi tanımayız. Bu hem insan için hem de mekan için geçerlidir. İstanbul karmaşık ruhlu, son derece yetenekli ve derin bir bilge gibidir. Sürekli sürprizlerle çıkar karşımıza, bize devamlı yeni kapılar açar, hiç bitmeyen bir kitap gibidir. Süleymaniye Camii, batıdoğu hattına göre düşünüldüğünde Tarihi Yarımada'nın tam orta yerine denk gelir. Yani Süleymaniye semti bu kadim kentin ortası sayılır. Geleni gideni çoktur ama bileni pek yoktur. Gelenler de sadece camiye şöyle bir uğrayıp yollarına devam eder. Kütüphaneleri, eski kiliseleri, tekke ve medreseleri, ahşap mimarinin yeryüzündeki en seçkin örneklerinden sayılan Süleymaniye'nin eski konaklarını, küçücük hanları, mescitleri, minnacık müzeleri, botanik bahçesini ve size İstanbul'un üstünde uçuyormuşsunuz hissi veren teras kafelerini ve bahçelerini görmezler. Çünkü buraları pek bilmezler. Şimdi gelin hep birlikte bir uçan halıya binip İstanbul'un semalarında küçük bir yolculuğa çıkalım...

AYRANCI SOKAK DENİLEN BİR GÜZEL HİKAYE
İlk durağımız Ayrancı Sokağı. Bu sokak bize, bir zamanlar Süleymaniye'nin nasıl bir semt olduğuna dair bilgiler veren en önemli kültürel kanıtlardan biridir. Kare planlı bu sokağın dört tarafından yolgeçer. Bir yol Vefa Bozacısı'nın önünden Şehzadebaşı'na çıkar, bir diğeri Unkapanı'na doğru akar, ötekisi Süleymaniye Camii'ne yönelir, dördüncüsü ise Küçükpazar'a iner. Bu sokakta Haliç Kafe adında bir aile işletmesi bulunuyor. Yaklaşık 10 yıllık bir işletme. Bölgede hizmete açılan ilk kafe. Daracık sokaktan, başınızı eğerek girdiğiniz kapının sizi bir başka âleme, sınırsız bir manzaraya çıkaracağını bilemezsiniz. Kafenin deniz tarafına doğru yürüdüğünüzde kademe kademe size kollarını açan bir genişlik, bir sonsuzluk penceresiyle karşılaşırsınız. Bütün köprüler, tüm Haliç ve Boğaziçi girişi, Marmara çıkışı ayaklarınızın altındadır. Kasım ve Nesrin Yenidünya çifti tarafından işletilen bu kafe sabahları çok güzel Rumeli kahvaltıları sunuyor, bu kahvaltı servisi gün boyunca sürüyor, akşamları da grupların taleplerine göre az ışıklı, bol İstanbullu bir lokantaya dönüşüyor. Bir de hakkını teslim etmek lazım ki bu kafe açılmadan önce, Süleymaniye teraslarının bu denli büyülü olduğunu kimsecikler bilmezdi. Haliç Kafe'nin bulunduğu sokağın köşesinde Fazıl Bilginoğlu'nun sahibi olduğu bir konak var. Konağın bahçesinin bitiminde bir seyir terası var ki, güzelliğini ne fotoğraflarla anlatabiliriz size ne de yazıyla. Şimdi İstanbul'un en güzel butik otellerinden birine dönüşmüş olan Hayriye Hanım Konağı'nı Fazıl Bey'in oğulları Burak ve Ömer işletiyor. Küçük, güzel bir kafesi ve lokantası da var bu konağın. Kapıyı çalın, selamımı söyleyin yeter...

BÜTÜN İSTANBUL AYAKLARINIZIN ALTINDA
Kabristanı geçer geçmez hemen sağımızda Mimar Sinan Kafe diye bir tabela göreceğiz. Hadi içeri girelim. Merdivenleri sabırla tırmanıp yukarı, daha yukarı çıkalım, ki İstanbul'un üstünde hep birlikte uçalım. Vardığımız yer Süleymaniye Camii'nin bahçesiyle hemen hemen aynı kodda yer alıyor. Camiye doğru baktığınızda bahçede dolaşanları rahatlıkla görüyorsunuz. Yüzünüzü denize döndüğünüzde ise sanki bütün dünya önünüzde. Batıda Piyer Loti, karşıda sırasıyla Sütlüce, Hasköy, Kasımpaşa, Taksim, Beyoğlu, Şişhane, Galata, Perşembe Pazarı ve Karaköy. Anadolu yakasında Üsküdar, Salacak (ve tabii ki Kız Kulesi), Haydarpaşa, Çamlıca, Kadıköy ve uzaklarda Adalar. Tam sağımızda Sarayburnu, üstünde Topkapı Sarayı, yanında Ayasofya ve Sultanahmet, denize doğru Yeni Camii, Mısır Çarşısı ve Rüstem Paşa Külliyesi. Bütün İstanbul önünüzde, yetmez mi? Kendinizi uçan bir halıya binmiş, İstanbul'da geziyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz, yetmez mi?

KIŞ MEVSİMİNDE AYRI GÜZEL
Burası Haliç Kafe'den sonra ilk açılan teras kafe. Sahibi Balat'ta doğup büyümüş olan Murat Kaymaz adında genç bir adam. Çok çalışkan ve titiz. Mekanı dört yıl önce açmış. Burası bir teras kafeden çok sanki bir tesis. İçinde konferans salonu, çocuk oyun yeri, langırt masaları, kış bahçesi bile var. Özellikle yağmur yağarken ve karlar camların üstünde uçuşurken kış bahçesinde oturup âlemi seyretmek bir başka güzel oluyor burada. Tesis aynı anda toplam 500 kişiye hizmet verebiliyor. Kahvaltısı ve Türk kahvesiyle meşhur. Hayatımız İstanbul'un sokaklarında, cadde ve bulvarlarında geçiyor. Trafik canımızdan can koparıyor, gürültü ve kirlilik bizi atomlarımıza bölüyor. Kutu kutu evlere, sıra sıra ofislere tıkıştırılmış bir şekilde yaşamaya çabalıyoruz. Arada sırada biz de çıkalım şu teraslara da, yürürken, sokaklarında ve odalarında sıkışırken fark etmediğimiz güzelliklerin tadını çıkaralım...