X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Roma'nın içi beni dışı seni yakar!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Roma'nın içi beni dışı seni yakar!

  • Giriş Tarihi: 8.2.2014

Muhteşem Güzellik / The Great Beauty *****
Muhteşem Güzellik/ The Great Beauty, Avrupa Film Ödülleri'nde En İyi Film dahil dört ödül alsa da başarısı kimi diğer önemli filmlerin, mesela Mavi En Sıcak Renktir gibi, gölgesinde kaldı. Lakin Yabancı Dilde Oscar adayı olması ve yine aynı kategoride Altın Küre almasıyla tekrardan dikkatleri üzerine çekmeyi bildi. Baştan söyleyelim Muhteşem Güzellik; Aşkın Bedeli, Il Divo, Olmak İstediğim Yer gibi filmleriyle tanıdığımız, İtalyan sinemasının en yetenekli yönetmenlerinden Paolo Sorrentino'nun başyapıtı. İtalya'nın kalbinden Roma'dan bir yüzleşme, masumiyet arayışı ve çürüme öyküsü anlatıyor Sorrentino. Filmin baş karakteri Jep Gamberdella (Toni Servillo). Jep, yaşlı ama karizmasını yerinde bir yazar. Yıllar önce yazdığı ve çok iyi bulunan kitabından sonra bir daha kitap yazmasa da dergilere ironik sanat röportajları yapıyor. Roma'da Colosseum manzaralı bir evde oturan Gamberdella, Roma entelijansiyasının da kara kutularından biri aynı zamanda. Film, Jep Gamberdella'yı adeta bir gözlemci olarak Roma'da dolaştırıyor, partilerde, yemeklerde, sohbetlerde hep Jep var. Sorrentino eğlenceli, renkli görünen bu hayatın perdesini onunla birlikte kaldırıp, gerçeklikle ilişkisi kesilmiş, kendini kandıran, var oluş sorunları yaşayan bir tuhaf insanların ya da şöyle söyleyelim 'beyaz İtalyanların' portrelerini sunuyor. Kabul edelim renkli bir entelijansiyası var İtalyanlar'ın. Sorrento da içten içe çürümüşlüğünü ve enkazını gösteriyor. (Sorrentino bu konuda haftanın diğer filmlerinden Para Avcı'sında Socersese'nin yapmak isteyip de yapamadığını çok iyi bir şekilde kotarıyor) Jep bu manzaranın farkında ve hem Roma'yla hem de onun koynunda büyüttüğü o tuhaf insanlarla bağını sorguluyor ve masumiyetin peşine düşüyor. Muhteşem Güzellik'in başarısında Toni Servillo'nun performansı elbet önemli. Ama bu filmdeki takdir edilesi her şey yönetmenin. Sorrentino, Fellini, Pasolini gibi İtalyan sinemasının ustalarına saygı sunmayı unutmadan, yarattığı mizansenleriyle, çekim açılarıyla filme damgasını vuruyor. Filmin her dakikasında kendini hissettiriyor. Filmin ferahlık veren yönleri ironisiden ve Sorrentino'nun 'arayış' halindeki taze bir sinemandan kaynaklanıyor. Naçizane evladiyelik filmlerden biri Muhteşem Güzellik. İzlememek olmaz!

PARA AVCISI / THE WOLF OF WAL STRET ***
Wall Street aslında Oliver Stone'un uzmanlık alanı. Malum Borsa (1987) ve devam filmi sayılabilecek Borsa: Para Asla Uyumaz ile Stone bu borsa dünyasının her türlü çirkinliğini ve bu çirkinliğin insanları nasıl çürüttüğünü anlatıyordu. Martin Scorsese de Para Avcısı/ The Wolf of Wall Street filminde işte o çürüyen insanlardan birinin, Jordan Belfort yükseliş ve çöküş öyküsünü anlatıyor. Scorsese'ye boşuna usta denilmiyor. Elindeki senaryoyu sinemaya aktarmayı çok iyi biliyor. Unutulmaz sahneler çekmeyi başarıyor. Oyuncuların içinden performanslarını söküp çıkarma konusunda bir sorunu yok. Ama buna rağmen Para Avcısı'nda oturmayan bir şeyler var. Psikopat ve çelişkili adamları anlatma konusunda maharetli olan Scorsese için Jordan Belfort'un portresini çizmek sorun değil. Ama film Belfort'a alttan alta bir sempati besliyor. Oturmamışlık da buradan kaynaklanıyor. Ayrıca film uzun ve bu uzunluk anlatılan hikayenin gerekliliğinden kaynaklanmıyor. Son tahlilde Para Avcısı insanın parayla sınavının nelere mal olacağını görmek isteyenler için iyi bir seçenek olsa da Scorsese'nın filmografisinde çok da iz bırakmayacak bir yapım olarak kalacak.