X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Vitrinlere onun eli değiyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Vitrinlere onun eli değiyor

  • Giriş Tarihi: 15.2.2014

48 yıldır Vakko'nun vitrinlerini tasarlayan Hayri Güzel, dokunuşlarıyla kıyafetleri kadınlar için arzu nesnesi haline getiriyor. Bu işi, henüz meslek olarak kabul edilmeden yapmaya başlayan Güzel, "Kıyafet yalnız başına anlamsız, ona ruh katacaksın" diyor

Yıl 1966. Türkiye'de kıyafetlerin yeni yeni moda kavramıyla tanıştığı, vitrinlerinse cansız mankenlere giydirilen etek bluzlardan hazırlandığı yıllar. Tam bu zamanda, dönemin en iddialı mağazası vitrinlerini 22 yaşındaki Hayri Güzel'e teslim ediyor. Güzel, aradan geçen 48 yılda hazırladığı vitrinlerle insanları bazen hız motorlarıyla deniz kenarına, bazen de dağların tepelerine taşıyor. Vakko'nun yaratıcısı Vitali Hakko'nun keşfi olan Hayri Güzel'le mesleğinde yarım asrı doldurmasına iki yıl kala, vitrin matematiğini konuştuk.
- Türkiye'de hatta dünyada 'vitrin tasarımcılığı' diye bir meslek yokken başladınız bu işe. Vitrinler hayatınıza nasıl girdi?
- Daha 20'li yaşlarımın başındayken Beyoğlu'nda bir mağazada tezgahtarlık, bugünün tabiriyle satış danışmanlığı yapıyordum. O dönemde bir gazete ilk defa 'Anneler Günü Vitrin Yarışması' açtı. Ben de vitrinlere çok meraklıydım, mağazanın sahiplerinden yarışmaya katılmayı rica ettim. Yarışmaya girdim ve kazandım. Sonra bir arkadaşım beni Vitali Hakko ile tanıştırdı. Tanışma, o tanışma oldu, 48 senedir buradayım.
- Bir vitrin yaptınız beğenildi, gerisi nasıl geldi?
- Evet, bir yarışma kazandım ama vitrin tasarımı bilerek yaptığım bir şey değildi. O dönemde Bay Vitali İngiliz bir dekoratörle anlaştı, Avrupalılar daha değerli ya. Buna çok bozuldum. Bay Vitali'ye 'Beni Avrupa'ya gönderin, eğer döndüğümde onları aratıyorsam işime son verin' dedim. Hiçbir şey söylemedi, aradan 15 gün geçince beni çağırdı, 'Zürih'e gidiyorsun' dedi. Sonrasında her yıl değişik Avrupa başkentlerine vitrin görmeye gittim.
- Staj mı yapıyordunuz, çalışıyor muydunuz?
- İkisi de değil. Bay Vitali'nin beni oralara göndermesinin sebebi 'gözümü çalıştırmak', kıyafetlerin nasıl teşhir edileceğini öğrenmemi sağlamaktı. Algılarımı açtım, gördüklerimi burada uygulamaya başladım.
- Bu arada size teklifler de gelmiştir. Hiç değerlendirmeyi düşünmediniz mi?
- Her şey para değil. Bu iş bana bir yaşam şeklini öğretti. İşimi çok seviyorum ama önce Vakko'yu çok seviyorum. hep mesleğimin en tepesinde olduğuma inandım. Bir daha dünyaya gelsem yine bu işi, bu markada yapmak isterdim.
- Unutamadığınız bir vitrininiz var mı?
- Beyoğlu Vakko vitrinini hazırlıyorum. İçinde derinlik versin diye mürekkep olan suların, kayaların olduğu bir vitrin. Vitrinin son haline bakıp, 'Bir de martı olsa ne iyi olurdu' diye geçirdim. Arkamı döndüm ki, elinde doldurulmuş martı tutan bir adam bana bakıyor. İşte bunu hiç unutamam ve her hatırladığımda tüylerim ürperir.

Kadın kıyafete vurulmalı

- Kadınları vitrinlerle ilgili ne cezbediyor?
- Bence kadınlar dekordan ziyade ürünleri görüyor. Ama kıyafeti öylece vitrine koyarsanız hiçbir anlamı kalmaz. Ürünün kadınlarla konuşmasını sağlamak için küçük dokunuşlar yapmak, onları arzu nesnesi haline getirmek gerekir. Kadın vitrinde bir kıyafeti gördüğü zaman ona vurulmalı, 'Ben de giyersem böyle olacak' demeli.
- Bu işin bir matematiği var mıdır? Siz mağazaya girmeyecek müşteriyi vitrinle içeriye çekebilir misiniz?
- Bu işte bir kural var: Vitrinde dekor ürünün önüne geçmemeli. Bir de 'Ne kadar çok ürün koyarsanız o kadar çok satış yaparsınız' gibi bir denklem de yok. Olay vitrine koyduğunuz ürünü en güzel şekilde sunmaktan geçiyor.
- Vitrinle sadece göze mi hitap etmeyi hedefliyorsunuz?
- Görmek en önemlisi ama biz mağazalarımızın dışına taşan sesler ve kokudan da yararlanıyoruz. Mesela şu anda Vakko vitrinlerinde baharı görüyorsunuz. Çiçekler vitrinden taşıp mağazasının dışına kadar uzanıyor, etrafa mis gibi çiçek kokuları yayıyoruz, bir de kuş cıvıltıları koyduk.