X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ailede fetret dönemi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ailede fetret dönemi

  • Giriş Tarihi: 15.3.2014

Babasız bir ailenin bir arada kalma çabasını anlatan Deniz Akçay'ın Köksüz'ü, aileye psikolojik temelli bakan, minör ama katmanlı yapısıyla güçlü duran bir film

KÖKSÜZ / ****
Sinemamız aileye genelde sosyolojik temelli bakmaya heveslidir. Bundan dolayı da aile fertleri filmlerde toplumsal rollerini oynayan karakterler olarak belirir ve karakterler arası çatışmaların da temelinde bu roller vardır. Deniz Akçay'ın ilk filmi Köksüz, bu bakışa çok da yüz vermiyor. Daha çok psikolojik temelli bir bakış atıyor aileye. Belki filmin tazeliği de bu bakışta gizli. Akçay'ın filminde İzmirli bir aile var karşımızda. Babasız bir aile. Üç çocuklu bu aileyi bir arada tutma görevini anne Nurcan (Lale Başar) üstlenmiş gibi görünüyor ama onda bu 'kudret' yok. Takıntılı, depresif ve belli ki babanın yokluğuna alışamamış. Bütün hırsını, ailenin yükünü sırtlamak zorunda kalan büyük kızı Feride'den (Ahu Türkpençe) çıkarıyor. Ailenin lisede okuyan tek erkeği İlker (Savaş Alp Başar) ise evin reisliğini üstlenmek istiyor içten içe. En küçük kız Özge (Melis Ebeler) ise öylece olanı biteni izliyor... Yani Köksüz babasız bir ailenin iç çatışmalarını anlatıyor lakin aile fertlerinin hayatın sert gerçekleriyle yüzleşmesini de hesaba katarak. Bu yüzleşmeyi en çok yaşayan Feride. Bunun için bir çıkış arayıp duruyor. Akçay karakterlerine eşit mesafede duran, onları yargılamayan, hem zaaflarını hem de erdemlerini göstermeye çalışan senaryosuyla ailenin yaşadıklarını çok güçlü bir şekilde duyumsatıyor bizlere. Ergen İlker'in hırçınlıkları, Feride'nin çıkışsızlığı, Özge'nin ben de buradayım tavırları, Nurcan'ın nevrotik hallerinin nedenlerini çok iyi anlıyorsunuz. Ayrıca senaryo karakterlerin davranış motivasyonlarını da net bir şekilde ortaya koymaktan sakınmıyor. Bu tavır karakterleri daha derinlikli hissetmemizi sağlarken filmdeki samimi havayı da yoğunlaştırıyor. Akçay böylesi iyi bir senaryoyu filme aktarırken de iyi bir yönetmen kumaşı olduğunu gösteriyor. İlk defa kamera arkasına geçmesine rağmen kamerasına çok hakim, atmosfer yaratma ve oyuncu yönetimi konusunda oldukça başarılı. Lale Başar, Ahu Türkpençe ve Savaş Alp Başar bir uyum içerisinde yüksek performans sergiliyor. Minör bir film olmasına rağmen katmanlı yapısı ile güçlü duran Köksüz, (gerçi geçen yıl festivallerin gözdesiydi) bu yılın önemli yerli yapımlarından biri. Ama bunun ötesinde kadın gözünden ailedeki kadınların yaşadıklarını anlatması açısından da önemsenecek bir yapım.

KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN / **

Kararsızlık ve 'iş kazası'
Malum, Ferzan Özpetek insanların duygu dünyasına dokunmayı iyi bilen bir yönetmen. Aşk, arkadaşlık, aile gibi temaları da sıkça filmlerinde işliyor. Kemerlerinizi Bağlayın bu üç temayı harmanladığı bir film olarak karşımızda duruyor. Sinematografik olarak çok şık ve üst düzey iki sahne ile açılan film, maalesef devamını getiremiyor ve film özellikle senaryo sorunları nedeniyle yönetmenin filmografisinin en aşağılarında duran bir yapım olarak kalıyor. Açıkçası film, zıt karakterli iki insanın aşkını ve evlilik sürecinde yaşanan krizi mi, yoksa mutlu giden hayatı kanserle kesintiye uğrayan bir hastanın yaşadıklarını mı anlatıyor, belli değil. Elde bir aile var ama karakterler yüzeysel işleniyor. Film bir türlü hikayesini izlediğimiz Elena'nın (Kasia Smutniak) ruh dünyasına giremiyor. Yani bir olmamışlık ve kararsızlık hali var filmde. Bu kararsızlık filmin finaline de sirayet ediyor. Filmin net bir finali yok. Dolayısıyla film, eksik cümle kuruyor. Ne yalan söyleyelim Ferzan Özpetek gibi bir sinemacının, 10. filminde, böylesi bir vasat senaryonun açmazlarını görememiş olması çok şaşırtıcı. 'İş kazası' deyip Özpetek'in yeni filmlerini beklemek en iyisi galiba.

BÜYÜK USTA / THE GRANDMASTER ***

Usta seslendi bize!
Wong Kar Wai'nin Kunf- Fu'nun ustası Ip Man'in hayatını anlattığı Büyük Usta/ The Grandmaster kaç zamandır merak edilen bir yapımdı. Bu merakın nedeni de Wong Kar Wai'nin Uzakdoğu'nun en yetenekli yönetmenlerinden biri olması ve filmde Bruce Lee'nin hocası olan IP Man'i anlatacak olmasıydı. Ama baştan söyleyelim bu merak elde kalıyor. Yönetmen kendinden beklenildiği gibi sinematografik yeteneklerini gayet iyi sergiliyor filmde. Atmosfer yaratma konusundaki becerisini yine üst düzey bir şekilde ortaya koyuyor. Ama nedendir bilinmez hikayesini didaktik anlatmayı tercih ediyor. Güney Çin'deki Foshan'da ortaya çıkan Ip Man'in dövüş ustalığı, onun savaşlarla örselenen hayatı, kızlarını kaybetmesi, karısına olan bağlılığı belgeselvari bir anlatımla sunuluyor. Ki buna rağmen kimi sorular açıkta kalıyor. Mesela Ip Man neden Foshan'da bıraktığı o çok sevdiği karısı için bir şey yapmıyor? Ki bunlar senaryonun vasatlığından kaynaklanıyor. Hal böyle olunca da elde dört-beş çok iyi çekilmiş, koreografisi olağanüstü olan dövüş sahnesi kalıyor. Lakin bu sahneler de ilham verici...