X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hollywood usulü bir yaradılış hikayesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hollywood usulü bir yaradılış hikayesi

  • Giriş Tarihi: 5.4.2014

Yönetmen Aronofsky, Nuh: Büyük Tufan'da bilinen hikayeye genel hatlarıyla bağlı kalıyor. Lakin meseleyi Hollywood yüzeyselliğine sıkıştırıyor

NUH: BÜYÜK TUFAN/ NOAH **
Peygamberlerin sinemada hikayelerinin anlatılması her daim sorunlu ve tartışmaya açıktır. Neticede kutsallar ve kutsala da dokunmak kolay değil. Hatırlayın Mel Gibson'un hani bir dönem dünyayı kasıp kavuran olay filmi Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi'ni... İsa peygamberin son günlerini ve çarmıha gerilişini resmediyordu. Az tartışılmadı. Ama film kelimenin tam anlamıyla yaşananları resmediyordu. Bilineni olduğu gibi çekmişti Gibson. Belli bir perspektiften bakarak bir yorum getirme gibi derdi yoktu. Ama film çekmek demek biraz da yorum demek. Darren Aronofsky'nin Nuh: Büyük Tufan filmi bu konuda Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi kadar yoruma kapalı değil. Aronofsky hikayeyi yoruma açık işliyor. Baştan söyleyelim bunlar 'uslu yorumlar', radikal bir yorum söz konusu değil. Açıkçası hemen hemen her kültürün mitolojisinde yer alan bütün semavi dinlerde anlatılan Nuh Tufanı ile ilgili bilinenler benzerdir. İnsanlık yaradana ihanet edince yaradan da insanlığı cezalandırmaya karar verir. Doğadaki canlılardan birer çiftin ve yaradana inanların kopacak kıyametten kurtulması için de Nuh peygamberi görevlendirir. Ondan büyük bir gemi yapmasını ister. Gemiye de inanları ve canlıları almasını ister. Çünkü kıyamet koptuğunda inanmayanlar ölecektir. Nuh Tufanı aslında yeni bir başlangıca işaret eden, Tanrı'dan, inançtan uzaklaştıkça insanın kötülüğün pençesinde canavarlaştığını anlatan epik bir hikaye. Aronofsky hikayenin genel hatlarına bağlı kalarak filmi kotarıyor. Bir yaradılış temasıyla filmi ele alıyor. İyilerle kötülerin mücadelesi izleğinde hikayeyi anlatmayı tercih ediyor ve hikayeye genel olarak iyilik ve kötülük insanın içindedir şeklinde bir yorum getiriyor. Lakin böylesi bir hikayede daha derinlikli bir yorum yapmak mümkünken bu tür bildik bir yorum açıkçası zayıf kalıyor. Galiba bunun da sebebi Aronofsky'nin Hollywood anlatısı içerisinde meseleye yaklaşması. Malum Hollywood'da, hele hele günümüzde, her türlü meseleyi ele alırken yüzeysel işlemeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusu. Film bu yüzeysellik sorununu senaryoda çözemeyince görsel anlatımıyla üzerini kapatmaya çalışıyor. Bunu da aksiyon, epik hatta yer yer de fantastik sinemanın görsel gücünden yararlanarak yapmaya çalışıyor. Tabii olmuyor. Yani iddiasını karşılamıyor. Görsel olarak güçlü olsa da tatminkar bir sonuç çıkmıyor ve Nuh: Büyük Tufan Aronofsky'nin sinema hanesinde kırık not alan bir film olarak yer ediniyor.

MANDELA: ÖZGÜRLÜĞE GİDEN UZUN YOL MANDELA: LONG WALK TO FREEDOM ***

MANDELA'YI DİNLİYORUZ
20. yüzyılın özgürlük fenomenlerinden biri Nelson Mandela. Geçen aralık ayında 95 yaşında yaşamını yitiren Madiba, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde siyahların özgür olması için verdiği mücadeleyle birçok insana ilham olmuş bir insan. Mandela: Özgürlüğe Giden Uzun Yol, işte bu ilham veren hayatı ve bu mücadeleyi beyazperdeye taşıyor. Madiba'nın çocukluk günlerinden başlayan film, avukatlık günlerini, evliliklerini, ırkçı hükümetle mücadelesini, Afrika Ulusal Kongresi'ne katılmasını, pasif direnişten silahlı mücadeleye geçişini, yargılanmasını, 27 yıllık hapis dönemini ve devlet başkanlığını krolonojik bir sırayla anlatıyor. Yönetmen Justin Chadwick kudretli, sabırlı, ne istediğini bilen bir lider portresi çiziyor. Gladyatör ve Sefiller gibi filmlerin senaristlerinden William Nicholson'un imzasını taşıyan senaryoyu dinamik bir şekilde aktarıyor. Ki film Madiba'nın kişisel portresini de ihmal etmiyor. Bir eş ve baba olarak da Mandela'nın yaşadıklarına eğiliyor. Filmin Mandela'yı ikonlaştırma derdi yok. Bu tür biyografik filmlerde olması gerektiği gibi onu zaaflarıyla, erdemleriyle göstermeye çabalıyor. Mandela'yı canlandıran Idris Elba, onu ve mücadelesini ruhen iyi kavramış anlaşılan. Onun kararlılığını, dinginliğini, muazzam bir performansla sergiliyor. Mandela'nın ikinci eşi Winnie Madikizela rolünde Naomie Harris de filmde devleşenlerden. Sonuçta, bir hayat öyküsünden özgürlük mücadelelerine adanan bir yapım çıkıyor. Film hiçbir şekilde ırkçılık ve ayrımcılığın sonuç vermeyeceğini Madiba'nın kişisel hayatı üzerinden vurguluyor. Mandela'nın ve arkadaşlarının ömür boyu hapis cezası almalarına rağmen devletin ırkçılığı ve ayrımcılığı bitirmek için onunla görüşmesi sanırım filmde bizim için en dikkat edilen noktalar olacak. Malum çözüm süreci nedeniyle bizde de benzer görüşmeler yapılıyor. Hani bu tür görüşmelerin nasıl yürüdüğü ve işe yarayıp yaramadığına dair kaygıları olanlar için filmin bu bölümü dikkate değer.