X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER İçimize kapanmamalıyız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

İçimize kapanmamalıyız

  • Giriş Tarihi: 12.4.2014

Alin Taşçıyan, SİYAD'dan sonra geçen hafta yapılan seçimlerde FIPRESCI'nin de ilk kadın başkanı seçildi. Taşçıyan "İsterdim ki hepimiz uluslararası alana açılalım. Türkiye sinemasını dünyaya tanıtalım" diyor

Yılların sinema yazarı Alin Taşçıyan geçen aralıkta üyesi olduğum Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) ilk kadın başkanı oldu. Geçtiğimiz hafta da dört yıldır başkan yardımcılığını yaptığı Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu'nun (FIPRESCI) başkanı seçildi. Taşçıyan böylece SİYAD'dan sonra FIPRESCI'nin de ilk kadın başkanı unvanını aldı. Son günlerin en iyi haberlerinden biriydi bu seçim. Tabii bu başarı karşısında kayıtsız kalmak imkansız. Ayağının tozuyla Türkiye'ye gelen Taşçıyan ile buluşup bu başarının perde arkasını konuştuk.

- Bir söyleşi de film eleştirmeni olmak gibi bir iddianın olmadığı, film tutkunu olduğunu söylemişsin ama bugün FIPRESCI başkanı oldun. Dönüp arkana bakınca neler görüyorsun?
- Mesleki açıdan tutarlı, ara sıra sekteye uğrasa da ruhen tutkulu bir çizgi görüyorum. Bu işler geçici, sinemaya ve diğer sanatlara tutkum kalıcı! Bugün enerjim var başkanlık yapıyorum, yazılarımı yazıyorum, festival programlıyorum ama yarın görev sürem dolunca, belki işsiz kalınca olanaklarımın elverdiği her sınırı zorlayarak film izlemeyi ve diğer sanat dallarını takip etmeyi sürdüreceğim elbette!

- SİYAD Başkanı olunca "Tepe noktalarda kadın ismi görmenin psikolojik etkisi var" demiştin. FIPRESCI'nin ilk kadın başkanısın, bu uluslararası düzeyde nasıl bir psikolojik etki yaratır?
- Yarattı bile! Genel kurulda çok olumlu karşılandı. Geçmişte kadınların önünün bu meslekte de diğer mesleklerde olduğu gibi kesildiğini dile getirenler oldu. Ayrıca yeni başkan yardımcımız Dana Linssen de kadın, böylece yönetim kurulumuzda eşitliği sağladık. Sinemadaki cinsiyetçilik onun da çok hassas olduğu bir mesele.

GAYET İYİ DÜZEYDEYİZ
- Eleştiriye çok açık bir toplum değiliz. Ama bir eleştirmen olarak FIPRESCI'nin başındasın. Türkiye'de sinema yazarı olmak yıpratıcı mı?
- Zaman zaman öyle... Sen filmden söz edersin o senin kişiliğine saldırır... Ama benim derim kalındır. Öyle olmasam zaten film eleştirmenliğine gelinceye kadar cinsiyetten, dinden, milliyetten dem vurarak ayrımcılık yapanların arasında yaşamaya katlanamazdım. Bizde eleştiriye açık olmamak, her şeyden alınmak bir yana eleştiri yapmaktan sövmeyi, hakaret ve iftira etmeyi anlayan çok kişi var. Ne yazık ki birkaç meslektaşımız da ölçüyü kaçırıp duruyor. Saldırılardan payımı aldım ama kendimden ve ne yaptığımdan emin olduktan sonra hiç aldırmam. Çünkü ailem var, dostlarım var, ustalarım var... Hiçbiri sözünü sakınmaz ve yanlışımı görürlerse hemen söylerler.

- Türkiye'deki sinema yazarlığının düzeyi, dünyadakiyle kıyaslandığında nasıl bir konumda?
- Kısmen gayet iyi düzeydeyiz. Dünya çapında eleştirmenlerimiz, akademisyenlerimiz var. Yazar değil okur olarak söylüyorum, dört yabancı dilde okuyorum, Türkiye'deki meslektaşlarımın bir kısmını çok beğeniyorum. Beni en çok üzen bizim sayıca daha içe kapanık olmamız. İsterdim ki hepimiz uluslararası alana açılalım. Hem Türkiye sinemasını tanıtalım hem dünya film kültürünü Türkiye'ye taşıyalım. Ama bunun için finansman bulmak çok zor. Ben de ekonomik olarak çok zorlanıyorum artık...

- Peki SİYAD olarak seni FIPRESCI'ye kaptırdık mı?
- Olur mu hiç! İkisi ayrı şeyler. Zaten FIPRESCI Başkan Yardımcısı'ydım dört yıldır. Ağabeylerin (Atilla Dorsay, Tunca Arslan, Uğur Vardan ve Murat Özer) SİYAD Başkanlığı için ısrar ettiği sırada FIPRESCI seçimlerinde aday olmam gündemdeydi, onu peşinen söyledim. SİYAD'ın yeri başka.

- Elinde olsa sinema için daha neler yapmak isterdin?
- Şöyle dört başı mamur bir sinema tarihi programı yapmayı çok istiyorum. Sinema tarihini anlatayım, hem dünyadan hem Türkiye'den klasikleri göstereyim... İsterdim ki devletin bir televizyonu beni işe alsın, "Seç klasikleri alayım, göstereyim, bu bir kamu görevi" desin. Yolumu kesip bunu talep eden izleyiciler var. Güncel sinema programı da isteyen çok, isterdim ki Cannes'dan, Berlin'den taze haber geçecek, bu ülkenin belgeselcilerine, canlandırma sanatçılarına da yer verecek ciddi bir programa sponsor olmak için büyük şirketlerimiz birbiriyle yarışsınlar...

YAPICI VE HAKKANİYETLİ ELEŞTİRİNİN KIYMETİ BİLİNMELİ
- Sinema eleştirmenleri kimi çevrelerce küçümsenir. Fakat yılmadan usanmadan bu tür kibirli bakışlara aldırış etmeden yola devam etmeye çalışılır. Eleştirinin kıymeti nedir ve bu kıymet biliniyor mu?
- Yapıcı ve hakkaniyetli eleştirinin kıymetini bilmeyen kaybeder bence... Kibir bizdeki durumda savunma mekanizması. Film eleştirmenlerine kibirle yaklaşanlar bence üç temel gruba ayrılıyor Türkiye'de. Kendini eleştirilemez konumda göstermeye çalışan, kaç para kazandığıyla vs. övünenler. Medyada yer alan, sinema kültürü birkaç ticari yapımla sınırlı olan ve onların popülaritesi üzerinden prim yapmak için film eleştirmenlerine saldıranlar. Bir de bu çevreye dahil olmaya çalışan, olamayınca düşman kesilenler var.