X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Gastronomi cenneti Berlin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Gastronomi cenneti Berlin

  • Giriş Tarihi: 26.4.2014

Yeme içme kültürü açısından hazin bir geçmişi olan Berlin bugün ucsuz bucaksız bir gurme cenneti. Öyle ki Berlin'in gastronomi dünyasını bir seyahatle tanımak mümkün değil

Bonn henüz Almanya'nın başkentiyken, ortasından duvar geçen bölünmüş Berlin şehri yeme içme kültürü açısından hazin durumdaydı. Yağlı, ağır Alman mutfağı, bu kente yolu düşen gurmeleri tatmin etmekten uzaktı. O dönemde Berlin'in, Avrupa'nın en önemli gastronomi merkezlerinden biri haline geleceğini hayal bile edemezdim. Bugün bu metropolde 6 bin 500 restoran, 546 cafe ve dondurmacı, 2 bin 800 büfe, 225 bar diskotek ve meyhane var.
Duvarın öteki yakasında durum daha da içler acısıydı. Hiç unutmuyorum; bir keresinde Doğu'da dolaşırken acıktım, Alexanderplatz'da bir devlet lokantasının önünde oluşan sıraya girdim, içeri alınmayı beklemeye başladım. Bir süre sonra kimsenin lokantaya girmediğini fark edip pencereden içeri baktım. Masaların ancak üçte birinde müşteri vardı.
Kuyrukta bekleyenlere, "İçersi boş; niye bekliyoruz?" diye sordum. Komünist ideolojiyle beyni yıkanmış biri beni azarladı: "Garson yoldaşlarımız hizmet edebilecekleri kadar müşteriyi içeri alıyor!" Pek aklım ermemişti. "Peki niçin daha fazla garson çalışmıyor?" diye üsteledim. "Bizde herkes üretime katkıda bulunabileceği bir iş arar. İnsanlar hizmet etmekten hoşlanmadığı için garson bulmak kolay değil" diye kestirip attı. Daha fazla tartışmak anlamsızdı, kuyruktan çıkıp bir büfeden ufak tefek bir şeyler atıştırdım, kendimi hemen Batı'ya attım.
Berlin tek bir Almanya'nın başkenti olduktan sonra ara sıra yolum buraya düştü. Önceleri duvar olmadan da eski Doğu Berlin'e geçtiğimi hemen fark ederdim. Bugün artık Doğu-Batı farkı kalmadı.
Berlin dev bir dünya metropolü. Halen Berlin'de Michelin yıldızlı 14 restaurant var ve bunların toplam yıldız sayısı 19. Restoranların amiral gemisi ise Waldorf Astoria otelinin birinci katındaki Fransız şef Pierre Gagnaire'in Les Solistes adlı mekanı.
Kuşkusuz Michelin yıldızları gastronominin zenginliğini yansıtan tek kriter değil. Bence en iyi gösterge, Avrupa'nın en büyük AVM'si, KaDeWe'nin 6. Katı. Burası dünyanın hemen her yerinden lezzetlerin sergilendiği uçsuz bucaksız bir gurme cenneti. Burada 400'ü Fransız olmak üzere 1700'ün üzerinde peynir çeşidi, 1500'den fazla sucuk, salam ve sosis tezgahları süslüyor. Yine bu kattaki çeşitli lüks büfelerde örneğin ünlü Fransız şef Paul Bocus imzasını taşıyan yemekleri yiyebiliyor, bir diğerinde ünlü şampanya markalarını yudumlayarak havyarlı sandviçinizi atıştırıyorsunuz.
Berlin'e bu kez Paskalya döneminde gittim. Resmi tatil öncesi her gün müze gezer gibi bu katı tavaf ettim, bir kez daha ruhumu, göz ve damak hafızamı tazeleyip, yemek kültürümü zenginleştirdim. KaDeWe'nin gurme zenginliğini bütün kentte hissetmek mümkün; sokak yemekleri bile bu zenginlikten payını almış. Amerikan tarzı, kamyonlarda sokak yemekleri satışı Berlin'de de moda olmuş; Berlinliler tatil günlerinde parklar ve nehir kıyısındaki piknik alanlarında birbirinden lezzetli sokak yemeklerini atıştırarak güzel havanın tadını çıkarıyorlardı.
Berlin'de vejetaryen restoranlar da hızla gelişiyor. Eskiden et yemeden sofradan kalkan Almanlar kendilerini doymamış sayardı. Bugün vejetaryen olmayanlar da etsiz yemeklere yöneliyor. Çünkü bu yemekler en sıkı etoburları bile mutlu edebilecek nefasette. Cookies Cream adlı restoran ise bu mekanların en başarılılarından.
Kuşkusuz Berlin'in uçsuz bucaksız gastronomisini bir ziyarette tüm boyutlarıyla tanımak mümkün değil. Berlin, ağzının tadını bilenleri mutlu eden bir kent. Sanırım Almanya'da Türk turistlerin en fazla tercih ettikleri şehrin Berlin olması da bunu kanıtlıyor.

OSMAN'IN KIZLARI TÜRK MUTFAĞININ BAŞARILI TEMSİLCİLERİ
Vaktiyle patlıcan, bamya, kabak gibi sebzeleri Almanlara Türkler tanıtmıştı; döneri de Almanya'ya onlar armağan etti. Zamanla Türkler restoran işine de girdiler. Bugün Berlin'de birçok başarılı gece kulübü ve dünya mutfağı restoranının sahipleri onlar.
Türk restoranlarının en başarılılarından biri Osman's Töchter, yani Osman'ın Kızları adlı iki genç Türk hanımın açtıkları mekan. Prenzlauer Berg semtindeki salaş görünümlü bu şık restoran öğlen akşam dolup boşalıyor ve işin ilginç yanı, müşterilerin pek azı Türk. Menüde domuz eti yok.
Yabancılar meze, zeytinyağlı, tencere yemekleri ve ızgaraları, sütlü ve hamur tatlılarını bayıla bayıla yiyor.
Yan masamızdaki Hollandalı aile ılık zeytinyağlı pırasadan önce birer çatal alıp uzun uzun ağızlarında çevirdiler, sonunda tabağı ekmekle sıyıracak kadar beğendiler. Biz önyargılıyız; yabancıların zeytinyağlı yemekleri sevmeyeceklerini düşünürüz. Ne kadar da yanlış olduğunu bu restoran kanıtlıyor. Benzer görüntüleri ilk kez revani ve kazandibi yedikleri hemen belli olan başka yabancı müşterilerin masalarında gözledim. İnsanlar güvendikleri bir sofrada, önlerine konan yemekleri önyargısız tadıp, beğeniyorlar. Burada yemekleri eli lezzetli ev hanımları pişiriyor. İzmirli bir aşçı da bizim pastane pidemizi andıran ekmekleri ve tatlıları yapıyor. Başta mekan sahipleri olmak üzere elemanların güler yüzlü ve eli çabuk servisi, fiyatların uygunluğu, Osman'ın Kızları'na Berlin ve hatta Almanya sınırlarının dışına taşan bir ün kazandırmış.