Huzurlu turizm cenneti Antakya

Giriş Tarihi: 10.5.2014

Medeniyetlerin beşiği Antakya gerçek anlamda bir yeme içme cenneti. Huzur içinde yaşayan kent son beş yıl içinde mucizevi bir değişim geçirmiş

Yurtdışından Türkiye aşığı yaşlı karı koca İngiliz konuklarımız bizi ziyarete gelecekti ve daha önceki gelişlerinde olduğu gibi, onlara ülkemizin henüz görmedikleri güzel bir beldesini göstermeyi düşünüyordum. Suriye olayları patladıktan sonra, İstanbul'da yaşamak sanki daha güvenliymiş gibi, Suriye sınırına en yakın Hatay ilimize gitmeyi hiç içim çekmemişti. Ama uygun yer ararken, neden bilmem, birden güvenlik konusundaki önyargılar kafamdan siliniverdi; tek bir yere odaklandım: onları Hatay vilayetinin merkezi Antakya'ya götürmeliydim. Uçak bileti alırken şaşırdım: Bilet fiyatları 300 TL sınırını aşmıştı. Demek ki buraya gidenlerin sayısı İzmir, Bodrum gibi gözde tatil yörelerinin yolcularından az değildi. Uzatmayayım; biletler alındı, yerler ayırtıldı ve güzel bir uçak yolculuğu ile bir buçuk saatte Hatay Havalimanı'na, yarım saat sonra da otelimize ulaştık. Sabah, Hıdır Köyü'nde oluşturulan Defne Yürüyüş Yolu üzerinde, küçük çavlanlar arasındaki mekanlardan birinde kahvaltı edecektik. Daha önce de buralara gelmiş, bin yıla yakın yaşıyla anıt Musa Ağacı'nın gölgesinde çay içmiştim. Şimdi bir kilometrelik bir güzergah boyunca çardaklar yerleştirilip kahvaltı turizmine kazandırılmış. Köylüler buralarda el yapımı yerel ürünlerle konukları ağırlamaya başlamış; valiliğin yaptırdığı satış kulübelerinde yetkililerin denetimi altında reçel, biber salçası, nar ekşisi gibi ürünleri standart etiketli hijyenik ambalajlar içinde satıyorlar. Burada ağaçların altında Hıdır Bey köylülerinin kahvaltı sofrasını paylaştık, çalışmaları denetlemeye gelen Samandağ Kaymakamı Süleyman Özçakıcı'yla tanışıp onun heyecanını paylaştık. Daha şimdiden burası kentin en cazip mesire yeri haline gelmişti. Türkiye'nin tek Ermeni Köyü Vakıflı'ya da uğradık. Daha önce ortalıkta değil turist, köyün yerlileri bile görülmüyordu. Şimdi turist kaynıyor, kilise avlusundaki el ürünleri dükkanı satışa mal yetiştiremiyor. 300 kadarı bölgeye endemik olmak üzere 2 binin üzerinde çeşidiyle bir bitki cenneti olan Hatay'da bir de Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi kurulmuş. Kurtuluş Caddesi'ne açılan sokaklardan birinde restore edilip turizme kazandırılan bir Antakya evi içindeki ülkemizin bu alanda ilk ve tek müzesini gezdik, avlusunda nefis bir bitki çayı içtik. İyi düşünülmüş bir eser. Şimdi daha fazla işlev kazandırılmayı bekliyor Öğle yemeğini ise Uzun Çarşı içindeki PÖÇ Kasabı'nda yedik. Kebap tarihine bakarsanız, ilk kebapçıların, dükkanın önündeki ızgarada etlerini pişiren kasaplar olduğunu görürsünüz. Antakya bu geleneği yaşatıyor. Dahası, çok güzel bir sosyal dayanışma var. Kasap yörenin ünlü tepsi köftesini, kağıt kebabını hazırlıyor, karşıdaki fırına yolluyor. Burada pişen et, kasabın arkasındaki salonda bekleyen müşterilere sunuluyor ve yemek tepsiden yeniyor. Doğrusu böylesine lezzetlisini tatmamıştım. Sırf bu kebap uğruna Antakya'ya gitmeye değer. Hıristiyanlar için en önemli hac yerlerinden Saint Pierre ise kapalı. Bu ilk kilisenin yolları, teşhir ortamı yenileniyor, yamaçlardan düşen taşlar temizleniyor. Her önüne gelenin bir kısmını çitle çevirip sahiplendiği Harbiye şelaleleri için de projeler var; önümüzdeki dönemde burası da düzene kavuşacakmış. Antakya'da iki uygulama daha beni etkiledi. Biri, valiliğin kadınlara çeşitli kurslar düzenleyip el işlerinde uzmanlaşmalarını ve kendi işlerini kurmalarını sağlaması. Halil-i Cebbar Camii'nin karşısında onlar için satış yeri tahsis edilmiş. Paranın tamamı, eseri yapan kadına ödeniyor. Eserlerin kalitesine hayran kaldım. İkinci uygulama da yine bir başka eski Antakya evinin yenilendikten sonra Medeniyetler Korosu'na tahsis edilmiş oluşu. Koroyu dinleyemedim ama burayı gezdim, koro hakkında bilgi aldım ve gerçek bir hoşgörü kenti olan Hatay'a sempatim daha da arttı. Amasya'da görev yaptığı dönemde kentte ilk Saray Yemekleri yarışmasının düzenlenmesi talimatını veren vali Celalettin Lekesiz'in atandığı Hatay'da son dört yıl içinde neredeyse küçük bir mucize yarattığını görmek de beni çok mutlu etti. İki gün kaldığımız Antakya'dan ayrılmadan önce yabancı konuklarımla birlikte Ayakkabıcılar Çarşısı'nda, Ahmediye Camii önündeki küçük meydanda, Çınaraltı'nın harika ev künefesi ve çayıyla bu güzel kente veda ettik. Antakya'dayken ne huzur kaçıran bir durum gözledim, ne de ortalıkta asker ya da polis gördüm. Antakya, biz İstanbullulardan daha huzurlu ve güvenli bir ortamda gündelik hayatını keyifle sürdürüyordu. Önyargılarımdan ve gereksiz endişelerimden utandım. Müze açılınca tekrar gideceğim.

ARKADAŞINA GÖNDER
Huzurlu turizm cenneti Antakya
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz