X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Acemi er uzaylı avında
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Acemi er uzaylı avında

  • Giriş Tarihi: 7.6.2014

Hollywood, dünyanın geleceğinden kaygılı. Yarının Sınırında'da insanlık uzaylı istilasıyla karşı karşıya. Fim, yaz sezonunun aksiyonu bol gişe yapımlarından biri

YARININ SINIRINDA / EDGE OF TOMORROW ***
Gelecek artık ütopik olmaktan çıktı. Bir distopik halden dem vuruluyor. Bu hal filmlere de ziyadesiyle yansıyor. Farkındasınızdır, Hollywood bile insanlığın geleceğindeki karanlığı görmeye başladı. Ya makinelerle savaşıyoruz, ya uzaylı istilasına karşı mücadele ediyoruz, ya da nükleer felaket, küresel salgınlar sonrası hayatta kalmaya çalışıyoruz. Geçmişi Olmayan Adam, Adil Oyun, Bay & Bayan Smith filmlerinden tanıdığımız Doug Liman'ın yönettiği Yarının Sınırında filmi de geleceğe umutsuz bakan yapımlardan. Onun karanlık gelecek tasavvurunda dünyanın başına musallat olan dert uzaylılar. Öyle bir tür gelip gezegeni istila ediyor ki, insanlığın eli kolu bağlı kalıyor. Bulunan metal bir zırhla uzaylıları yenmek için umut doğuyor. Bir büyük hamle gerçekleştirmek için dünyadaki bütün ordular birleşip saldırı gerçekleştirmenin arefesinde bu saldırının bir kahramanlık destanı olarak algılanmasını sağlamak için sivilken reklamcı olan Binbaşı William Cage (Tom Cruise) cehpeye gönderilmek isteniyor. Lakin Cage ölümü göze alıp cepheye gitmek istemeyince bayıltılarak tutuklanıyor. Gözünü açtığındaysa er rütbesiyle saldırının yapılacağı kampta buluyor kendini. Normandiya Çıkarması'nı andıran saldırının ilk dakikalarında ölüyor. Ama ölürken bir uzaylıyı öldürüyor ve tekrar gözünü açtığında yine saldırının yapılacağı anda buluyor kendini.

KÜLTÜRLÜ UZAYLILAR
Yarının Sınırında
aynı günü sürekli yaşayan bir askerin, edindiği tecrübelerle insanlığı kurtarma macerası olarak özetlenebilir. Zaman döngüsünü kurgusal olarak anlatımda kullanmasıyla uzaylı istilası temalı filmlerden ayrılsa da, temelde savaşmaya cesareti olmayan bir adamın insanlık için kendini feda etme dönüşümünden epik bir hikaye çıkarmaya çalışıyor. Kağıt üzerinde merak uyandıran bir öykü. Ki bunun da sebebi filmin Hiroshi Sakurazaka'nın All You Need is Kill adlı eserinin uyarlanmış olması. Ama filmin kendisi bu kadar ilginç değil. Daha iyilerini izlediğimiz kahramanlık filmlerinden biri. Her ne kadar bilim kurgu olduğu iddia edilse de film, (bilim kurgu ile ilişkisi de uzaylıların varlığından ibaret) aksiyonu bol vasat savaş filmlerinden... Uzaylı istilasının nedenlerini açıklamayan, uzaylıları gizemli ve saldırgan gösterme klişesini kullanan, ele aldığı meseleyi derinleştirmek yerine yüzeysel kalmayı tercih eden bir hali var filmin. Bu yüzeysellik militarizm övgüsüyle ve askerlik güzellesiyle birleşince film iyice sığlaşıyor ve vadettiği orijinalliğe ulaşamıyor. Ha hiç orijinalliği yok mu derseniz. Var tabii. Mesela film, uzaylıların ne kadar kültürlü olduğunu baştan kabul ediyor. Çünkü onlar ana karargahlarını Louvre Müzesi'ne kurmuşlar. Açıkçası filmografisinde hınzır bir Bay & Bayan Smith, ayakları yere basan Geçmişi Olmayan Adam gibi filmler bulunan Doug Liman'ın, Yarının Sınırında'da yetenetlerini gösterdiğini söylemek zor. Onun vasat filmlerinden biri olarak kalacak akıllarda. Ama Liman'ın iyi yaptığı bir şey var. O da filmi tamamen Tom Cruise'a teslim etmemek. Malum, daha önceki aksiyon filmlerinin çoğunda Cruise bütün filmi tek başına sırtlarken bu filmde Emily Blunt'a da fazlasıyla yer açılıyor. Ama bu tür hamleler filmin, senaryodan kaynaklanan yüzeyselliğin içinde boğulmasını engellemiyor. Dolayısıyla Yarının Sınırında kopardığı tüm gürültüye rağmen yaz döneminin aksiyonu bol gişe filmlerinden biri olarak kalıyor.
Paris'te mutlu olmak varken...

PARİS'TE HAFTA SONU / LE WEEK END ***
Paris deyince romantizm akla düşer. Ama eğer bu şehir romantik bir filme ev sahipliği yapıyorsa o zaman çiftlerin ilişkilerindeki arazların ortaya çıkacağını da bilmek gerek. En azından son yıllarda sinemacıların (Paris'te İki Gün, Paris'te Gece Yarısı) filmlerde Paris'e yükledikleri işlev böyle.
Aşk Engel Tanımaz, Venüs gibi filmlerin yönetmeni Roger Michell da Paris'te Hafta Sonu filminde bu kuralı uyguluyor. Orta sınıftan 60 yaşlarını süren, ilişkileri sorunlu yaşlı bir çifti Paris'e taşıyor. Onların hem kendileri, hem hayatları hem de ilişkilerindeki fay hatlarıyla yüzleşmesini anlatıyor. Michell formül romantik komedilerden ziyade daha orijinal bir film koyuyor önümüze. Bu orijinalliğin sebebi de Hanif Kureishi'nin senaryosu... Muhtemel 60'ların özgürlükçü ortamını soluyan çift, bir yandan kimi hınzırlıklarıyla günümüz kapitalist dünyasıyla dalgalarını geçiyor ve Rock'n Roll ruhunun ölmediğini gösteriyor. Diğer yandan ilişkilerin yorgunluğunun insanı nasıl yıprattığını da inceden gösteriyor. Jim Broadbent, Lindsay Duncan'ın müthiş uyumu ve Jeff Goldblum'un alışılmışın dışında kendini gösterdiği film haftanın sürprizlerinden, özellikle de 30 yaş üzeri seyirciler için...