Bizi bize bizimle anlatacak bir film!

Giriş Tarihi: 12.7.2014

Cem Yılmaz'ın sezonun iddialı filmlerinden Pek Yakında'nın çekimleri bitmek üzere. Sürprizi bol olan film 3 Ekim'de vizyonda. Hokkabaz misali bizi güldürürken hüzünlendirecek olan film sinemaya bir saygı duruşu da sunuyor. Yılmaz iyi bir takımla sahaya çıkan takım kaptanı gibi...

Esnafla aranı iyi tutacaksın. Her bilgi onlarda, gözleri keskin, kulakları radar kadar hassas... Geçen gün Kadıköy'deki Neşeli Günler tutkunu turşucu bir abimizin arayıp "Cem Yılmaz mahallede film çekiyor" demesiyle uyandım. Sahi kaç zamandır Cem Yılmaz sette, sezonun en iddialı filmlerinden birini çekiyor, üstelik ayağımıza kadar da gelmiş. Gidip bir bakmak şart! Lakin biz gidene kadar Pek Yakında ekibi çoktan çekimi yapıp tası tarağı toplayıp gitmiş. O sete girilecek, en azından turşucu abimizin gözünde çizilen karizmayı düzeltmek için! Ama nasıl? Bazen işleri zorlamaya, türlü numaralar düşünmeye gerek yok. Sadece "Müsaitseniz bir kahve içmeye geleceğim" demeniz yetiyor. "Pek tabii" diyerek çağırdılar sete Pek Yakında ekibi. Geçen salı günü Beykoz'daki eski Paşabahçe Fabrikası'ndaki sete bir grup gazeteci kahve içmeye gittik. Cem Yılmaz, Zafer Algöz, Ozan Güven, Özkan Uğur, Tülin Özen, Hale Sürel, Cengiz Bozkurt, Çağlar Çorumlu ve Muhittin Korkmaz karşıladı bizi. Tatlı bir yorgunluk vardı üzerlerinde. Filmin bitmesine birkaç gün kalmış. Yüzler gülüyor. Bu, işlerin planlandığı gibi gittiğinin göstergesi...

YEŞİLÇAM MÜZESİ GİBİ SET
Sette işler yolunda ama işin aslı bizim kafamız pek karışık. Pek Yakında'nın nasıl bir film olduğunu hâlâ çözebilmiş değiliz. "Sürpriz bir film" cevabı aslında net bir cevap. Ama işte o sürpriz lafı insanı fena halde meraklandırıyor. O meraklı gözlerle etrafı keşfetmeye çalışırken Özkan Uğur'un canlandırdığı Ejder Abi'nin dükkanını görüyoruz. Sanat yönetmeni Hakan Yarkın ile kostüm tasarımını yapan Gülümser Gürtunca'nın emekleriyle inşa edilen bu dükkan, Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'nin Yeşilçam versiyonu gibi. İçinde hani o Süt Kardeşler'deki ünlü Gülyabani'nin kocaman kuklasından, Badi Ekrem'in eşofmanına, afişler, fotoğraflar... Yok yok yani. Saatlerinizi geçirebilirsiniz bu müze gibi dükkanda, ki bir an Yeşilçam evreninde yolculuğa çıkıvermişim... Filmin uygulayıcı yapımcılarından Pelin Ekinci Kaya, kolumdan çekiştirmese kendime geleceğim yok. Meğer kahveler gelmiş. Sohbet başlıyor, Cem Yılmaz, çekimlerin sonuna geldiklerini söylüyor. Sekiz haftalık sürecin pazartesi biteceğini, her şeyin yolunda gittiğini anlatıyor, "4.5 ay ön hazırlık sürdü. İyi hazırlandık" diyor. Ön hazırlığın önemi sinemacıların ağzından düşmez ama genelde bazı şeyler sete bırakılır. AROG'dan biliyoruz, Cem Yılmaz sete bir şey bırakmayanlardan. Görüntü yönetmeniyle, oyuncularla, sanat grubuyla önceden kuyumcu titizliğiyle çalışır. Sete net bir plan program dahilinde çıkar. Pek Yakında'da da böyle olmuş. Peki Pek Yakında'da nasıl bir film? Dedik ya kafamız karışık. Günümüzde mi geçiyor yoksa 70'ler mi? Cem Yılmaz açıklık getiriyor. Korsancı Zafer'in, ailesini tekrar kazanmak için illegal işleri bırakması ve sonrasında 'onuruyla' bir film çekerek karısının gözüne girme çabasını seyredeceğimizi anlıyoruz. Yani film günümüzde geçiyor.

FİLMİN CÜMLESİ ÇOK!
O zaman bu 70'lerin Yeşilçam havası nereden sızdı filme? O süper kahraman kostümlü fotoğraflar ne anlama geliyor? Yılmaz yine devreye giriyor. "Film günümüzde geçiyor, ama film içinde çekimini izleyeceğimiz Şahikalar- Kötülüğün Sonu'nun senaryosu 70'lerde yazılmış. Yönetmen de eski bir Yeşilçamlı olduğu için Pek Yakında'nın bir ayağı Yeşilçam kültürüne basıyor." İşte bu sözle fotoğraf netleşiyor. Anlıyoruz ki film, geçmişten günümüze filmcilik dünyasının gayri resmi geçidi olacak bir anlamda. Filmin cümlesi meselesi açılıyor birden. Yılmaz "Alaycı versiyonu 'Bizi bize bizle anlatan film" diyor. Ozan Güven'in ağzından "Gaye tabii ki aşk" cümlesi dökülüveriyor. Yılmaz ise aslında cümlenin "Bakalım arzular zafere dönüşebilecek mi?" olduğunu söylüyor. Gülerken düşünüyoruz! Ama hani şu içimize sinen, bir işi yapabilmek için arzu ve istek duyma ama gereğini yapamama halimizle mi yüzleşeceğiz filmde diye içimizden de geçmiyor değiliz. Bakalım göreceğiz! Sohbetin ortasında Karadayı'nın çocuk yıldızı Ata Berk Mutlu geliyor. Cem Yılmaz onu öve öve bitiremiyor.

CEM YILMAZ HERKESE PAS DAĞITIYOR
Cem Yılmaz iyi bir takımla maça çıkan takım kaptanı gibi. Takım oyuncularının yeteneğini göstermesi için herkese pas dağıtıyor. Bütün golleri kendisi atma heveslisi değil yani. Ki bunu filmde de hissedeceğimize eminiz. Emin olmadığımız ama tahmin ettiğimiz ise, Pek Yakında'nın sinemanın büyülü hali ve ona yüklediğimiz naif anlamlar ile gerçek hayatın keskin dramı arasındaki tezata işaret eden bir yapım olacağı. Film 3 Ekim'de vizyona girince tahminimizin tutup tutmadığı ortaya çıkacak. Eve giderken turşucu abimizin yanına uğrayıp malumatı veriyorum. Gözünde karizmam düzeliyor. Bu sefer turşular ondan. Evde turşumu yerken TV'de Dünyayı Kurtaran Adam'a denk geliyorum. Nasıl bir kafayla bu filmler çekildi diye düşünürken, gaipten bir ses duyuyorum: "Pek Yakında"...

BİZİM YÖNETİLECEK BİR HALİMİZ KALDI MI?
Peki Cem Yılmaz nasıl bir yönetmen? Oyunculara sorarsanız iyi bir yönetmen. Ya teknik ekip? Rahmetli Atıf Yılmaz "Bir yönetmenin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsan, ışıkçıya sor" derdi. Biz de çaktırmadan görüntü yönetmeni Gökhan Atılmış'a, namıdiğer Doktor'a soruyoruz. Doktor, Yılmaz'ın sahne kurma, mizansen yaratma konusundaki yeteneğinden ve keskin zekasından övgüyle bahsediyor. Ama Yılmaz tevazuu sahibi bu konuda. Ortak bir iş yapıyoruz, herkes elinden geleni yapıyor tavrıyla yaklaşıyor meseleye. Her ne kadar "Bizim yönetilecek bir halimiz kaldı mı ki" şakasını yapsa da "Bu sette herkes eşit" diyor. Öyle bir otorite kurayım, sert davranayım durumları yok. Yılmaz "Açıkçası bu tür filmler hazırlıksız çekilecek filmler değil. Biz de burada, öncesinde planladığımız şeyi uyguluyoruz. Yani sete gelip sakal karıştırmalık bir iş yapmıyoruz" diyor. Lakin yönetmen olarak setteki insanlarla iyi ilişki kurduğu da ortada. Herkesi iyi motive ediyor. Hal böyle olunca sette çalışanlar da işi canı gönülden sahipleniyor. Zaten bu pozitif havayı hissediyorsunuz. Mesela setin çaycısı Mali abimiz sürekli kahve getirip duruyor! Tabii seçenek de sunuyor: Latte mi espresso mu diye!

YAVUZ TURGUL'A DANIŞTIM
Pek Yakında sinemanın sinemaya baktığı bir film olacağı için, bu alandaki en iyi yapımlardan Yavuz Turgul'un Şener Şen'li filmi Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni geliyor aklımıza. Malum Yılmaz'ın da sevdiği filmlerden olduğunu biliyoruz. Yılmaz da zaten laf açılınca Turgul ve Şener'le Pek Yakında'nın ilişkisini anlatıyor: "Yavuz abiyle, Şener abiyle beraber çalıştık. Tabii bir abilik bekliyoruz doğal olarak. Yavuz abiye filmin her evresinde danıştım. Çok yardımcı oldu. İki kere toplantı yaptık. Önerileri oldu. Fikirlerini söyledi. Önemli hatalar yapmamamız için kimi konularda uyardı. Açıkçası 70'lerle 2000'ler arasında bir kopukluk var. 70'lerden günümüze aktif kalan birkaç insan var. Onlar son kaleler. Biz de onlara danışıyoruz." Yılmaz, bir hayalinden de bahsediyor:" Yavuz Turgul ve Şener Şen'le bir komedi yapmak istiyorum. Ama Hoca'yı kandıramıyorum."

KLİŞE SORUYA BIYIK ALTI CEVAP
O malum soruya gelelim. Eğleniyorlar mı? Eğlenerek film çekiyorlar meselesi aslında bir klişe artık günümüzde. Vakti zamanında setin sorunsuz geçtiğine dair bir ifadeyken, zamanla bağlamından koptuğu için tuhaf algılara sebebiyet vermeye başladığının farkında sinemacılar. Bunun için de bıyık altında gülerek cevap vermeyi tercih ediyor. İşin aslı egolar sette bir kenara bırakılmış. Mesela öyle zeka gösterisinde bulunayım diye zorlama espri yapan yok. Kendini öne çıkarana da denk gelmedik. Tamam ciddi bir iş yapılıyor ama ciddiyetten kimse kasılmıyor. Herkes işinin hakkını vermeye çalışıyor, iş yaparken de hem profesyonel hem de insani bir dayanışma söz konusu. Yani insanların kendini iyi hissettiği bir set burası. Yoksa 7/24 gülünen, kahkahaların göğe yükseldiği bir durum yok yani. Ki böyle bir şey varsa zaten o sette durum vahim demektir! Uygulayıcı yapımcılardan Öner Işık da "Oyuncular kendini sette iyi hissediyor. İşleri bittiğinde bile gitmiyor, buranın havasını solumak istiyorlar. İyi bir atmosfer yaratmışız anlaşılan" diyerek setteki dayanışma havasının yarattığı etkiyi anlatıyor.

100 YAŞINDAKİ SİNEMAMIZA BİR ARMAĞAN

Sinemanın sinemaya baktığı pek çok film vardır. Kimi film çekmenin zorluklarını anlatır, kimi insanın içine işleyen sinema sevgisini. Pek Yakında'da bu ikisi de var. Ama fazlası da... Yani içinden sadece sinema geçmiyor filmin, hayat da geçiyor! Korsancı Zafer'in hikayesinde bir aile meselesi, baba-oğul ilişkisi ve bir aşk hikayesi de gizli! Bu gizi de filmi görünce anlayacağız. Yılmaz, Pek Yakında'nın tür olarak komedi drama olduğunu söylüyor. Yılmaz'ın sözlerinden anladığımız filmin, tarz olarak filmografisindeki Hokkabaz ve Her Şey Çok Güzel Olacak'a yakın durduğu. Bir anlamda hüzünlü kaybedenler komedisi... Özkan Uğur o iki filme göre daha kalıcı bir film olacağını söylüyor. Yılmaz da onaylıyor. İşin aslı sinemamızın 100. yılında sinema kültürüne, filmcilik dünyasına ilişkin bir filmin çok şık durduğunu kim inkar edebilir ki? Zaten biraz da bunun için konuk oyuncusu bol filmin. Enis Fosforoğlu, Nurgül Yeşilçay, Yılmaz Erdoğan, Metin Akpınar filmde izleyeceğimiz konuklardan. Haneke ile Zeki Demirkubuz ise filmlerine yapılan göndermelerle konuk olacak!
ARKADAŞINA GÖNDER
Bizi bize bizimle anlatacak bir film!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz