X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Oruç sıradan bir perhiz değil
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Oruç sıradan bir perhiz değil

  • Giriş Tarihi: 19.7.2014

Oruç tutmak bedeni zorla açlığa alıştırmak anlamına gelmiyor. Bu yüzden de tutanlar zorluğuyla baş edebilmeyi başarıyor

Ramazanın son haftasına girdik. Bu yıl da Ramazan ayı yılın en sıcak dönemine geldiği için oruç tutanlar zaman zaman biraz zorlandı. Ama büyük çoğunluk bedenin beslenme dürtüsünü, dış koşullara meydan okuma sürecini başarılı biçimde kontrol altında tutarak oruç temposuna uyum sağladı ve gündelik yaşamlarını aksatmadan oruç tutma vecibelerini yerine getirdi. Oruç hakkında bilgisi olmayan birine onu belli bir süre aç kalma zorunluluğu olarak tarif etmek yanlış olur; meselenin ruhunu kavrayamadığını gösterir. Zira gerçi oruç herhangi bir yemek ve sıvı alma yasağından farklıdır, gücünü de, salt ruh ve beden ilişkisinden, tıp bilimince kanıtlanmış gerçeklerden değil, çok daha derin, bütünsel, son aşamada manevi bir boyuttan kazanır. Kişi orucu benliğini arama aracı olarak da görebilir ama eski dinler ve kültlerde olduğu gibi sadece bu boyuta takılıp kalmaz. Sağlıklı ve reşit her Müslüman'a farz kılınmış olan oruç, aynı zamanda birlikte yaşanan ortak bir eylemin, İslami dayanışmanın ifadesidir. Oruç tutmanın tarihi, insanlık kadar eski... Çok eski dönemlerde bile insanlar orucun beden ve ruhun doğru ve rahat çalışmaya yönlendiren etkisini biliyorlardı. Günümüzde orucun bu yönü 'detoks' adıyla dev bir endüstriye dönüşmüş durumda. Eski çağ şaman ve büyücüleri manevi güçlerini oluşturmak amacıyla oruç tutardı. Orta Amerika'nın ruhani törenleri kapsamında sıkı sıkıya uygulanan orucun kuralları vardı. Aztek dinsel törenlerinin hazırlık aşamasında oruç önemli rol oynuyordu. Büyük şölenden önce rahipler 80 gün süreyle oruç tutmakla yükümlüydü.

KUTSAL GÖREVE HAZIRLIK
Eski kültürler ve dinlerde yaşamın her yeni aşamasından önce oruca başvurulurdu. Örneğin anne ve baba, çocuk dünyaya gelmeden önce, evlenecek çiftler düğün öncesinde oruç tutuyordu. Bereketi kutsayan dinlerde mevsimsel hasat şölenleri öncesinde oruç tutulurdu. Eski Yunanlar ve Romalılar da ilkbahar başlangıcında bu geleneği sürdürdü. Birtakım dini törenlerden önce de tutulan oruç kişinin ruhunu açıyor, coşku yaratıyordu. Bu nedenle kurban törenini yöneten Çinli rahip, atalarının ruhuyla temas kurmaya çalışırdı. Tek Tanrılı dinlerin kurucuları da kendilerine kutsal görevleri yöneltilmeden önce oruç tutmuşlardı. Musa Peygamber, tanrı kendisine 10 Emri göndermeden önce Sina'da 40 gün oruç tuttu. İsa Peygamber 40 gün ve gece oruç tutmak üzere çöle gitti. Ardından Tanrı'nın kendisine verdiği görevi açıkladı. Hazreti Muhammet de kendisine Kuran'ın vahiy yoluyla indirilmesinden önce birkaç yıl Hira Dağı'nda tefekküre daldı; 610 yılında yine Hira Dağı'nda tefekkür halindeyken Cebrail aracılığıyla Kuran kendisine sözlü olarak aktarıldı. Buda da Bodhi, ağacın altında düşünceye daldığı bir sırada aydınlanmaya ulaştı. Kuran'ın 23 yılda gerçekleşen indirilmesi ilk Ramazan ayında başladığı için Müslümanlar bu ay oruç tutar, ibadet eder. Museviler ise dinsel bayramlarında ve gönüllü olarak özel yaşamlarıyla ilgili tövbe, duayı güçlendirmek gibi amaçlarla oruç tutar. Hıristiyanlık'ta başlangıçta oruç yoktu. Zamanla çeşitli mezheplerde farklı oruç uygulamaları başladı. Özellikle Ortodoks mezhebinde dindar bir Hıristiyan yılda 185 ila 210 gün et orucu tutuyor ve bu oruç bütün hayvansal ürünleri kapsıyor. Ramazanın son haftasına girerken oruç tutan Müslümanlar bu anlattıklarımı kendi süzgeçlerinden geçirerek, onlara ve çevrelerindeki aynı yolu paylaşanlara orucun neler kazandırdığını en doğru şekilde değerlendirebilir. Ben ise orucun kesinlikle sıradan bir perhiz, bedeni zorla açlığa alıştırmak olmadığını söyleyebilirim.