X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Samos adasında dostluk rüzgarları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Samos adasında dostluk rüzgarları

  • Giriş Tarihi: 23.8.2014

Yunan adalarından Samos, Türk turistlerin akınına uğramış. Yıllarca birbirlerinden uzak tutulan iki halk adada kaynaşmış; kaş, göz ve el hareketleri ortak dilleri olmuş

Ağustosta sayısı günde 133'lere ulaşan gemi seferleri, Yunan adalarına akın eden yerli ve yabancı turistlerle dolup taşıyor. Türk turistlerin rağbet ettiği adalardan biri, Kuşadası'ndan bir buçuk saat uzaklıktaki Samos... Ben de geçen hafta aldığım bir davetle, motosikletimi feribota attığım gibi Samos (Sisam) adasına gittim.
Samos adasına bu ikinci gelişim. İlk kez, eski dışişleri bakanlarından rahmetli İsmail Cem ile Yunan meslektaşı Yorgos Papandreu'nun da katıldığı bir konferansı izlemek için gelmiştim. Ama, haliyle adayı dolaşma fırsatı bulamamıştım. Türk-Yunan ilişkileri yeni yeni düzelme yoluna giriyordu. Adada henüz Türk turist görmek mümkün değildi. Değil Türk turistin ayak basması, Yunan adalarının limanlarında fotoğraf çekimi, normal turistlere bile yasaktı...
Aradan yıllar geçti. İlişkiler düzelme yolunda hızla ilerliyor olmalı ki, bu gelişimde Samos adasında binlerce Türk turist gördüm. Tavernalar, lokantalar, kafeler, plajlar, marinalar, yollar, mağazalar Türk turistlerle dolmuş.
Rastladığım Türk turistlere kendilerini Yunan adalarına mıknatıs gibi çeken şeyleri sordum. Verdikleri yanıtlar sırasıyla şöyle oldu diyebilirim: "Yunanlar bize çok benziyor... Birbirimizin dilini bilmesek bile kaş, göz ve el hareketleriyle anlaşıyoruz...Yemekler bol ve ucuz. Denize sıfır noktadaki otel ve pansiyon fiyatları da öyle... Çakılı ya da kumlu plajları, sahilleri de bol ve temiz... Ulaşım kolay... Vizede kolaylıklar sağlanıyor... Merak ettiğimiz Yunan insanını ve yıllarca karşı kıyıdan görüp de bir türlü gelemediğimiz Yunan adalarını ziyarete geldik..."
Samos Adası'nın her köşesinde yalnız Türk turist değil, Poseidon Körfezi'nde iki Türk gulet de gördüm. İçleri tıka basa turist dolu, besbelli günübirlik tatilciler adanın kıyılarında denize giriyor.

ÜÇ DİLDE TRAGEDYA
Ama asıl sürpriz, adanın antik Pythagorion (Pisagor) Açık Hava Tiyatrosu'nda Türk, Yunan ve Alman tiyatro oyuncularının yer aldığı bir tragedyayı izleme fırsatını bulmam oldu... Euripides'in, Truvalı Kadınlar tragedyası dönüşümlü olarak üç dilde yani, Türkçe, Yunanca ve Almanca oynanıyordu...
Açık hava tiyatrosunu dolduran turistler belki de hayatlarında ilk kez bu denli ilginç, savaş karşıtı ve asırlarca önce kaleme alınmış olmasına rağmen günümüzde yaşanan trajik olaylarla bağdaşan ve ders çıkartan bir eser izliyordu. 16 Türk, Yunan ve Alman oyuncunun oynadığı Euripides'in tragedyası Truvalı kadınların "Savaşan insan akılsızdır..! Savaş beraberinde büyük acılar getirir..! Hem yenene hem yenilene..!" şeklinde, üç dildeki haykırışlarıyla sona eriyor...
Tiyatroyu zevkle izledikten sonra Pithagorion limanındaki sıra sıra dizili lokanta, kafe, bar ve mağazalardan oluşan kıyıda dolaşırken 'Nevin Aladağ- Borderlines' yazılı dev bir sergi afişiyle karşılaştım. Almanya'da doğup büyümüş, tahsil görmüş Nevin Aladağ'ın sergisi "zahiri sınırlar, doğanın müzik aletleri üzerindeki sesleri ve gurbetçilerin sılası" ile ilgiliydi...
Nevin, 'zahiri sınırlar' temasını o denli ince işlemiş ki, Samos adası ile Kuşadası arasındaki mesafenin 1430 metre olduğunu ölçmüş ve aynı uzunluktaki halatları 15 ayrı büyük makaraya sararak, komşuların 'işte bu kadar yakın' olduğunu kanıtlamaya çalışmış..
Serginin başka bir bölümünde Nevin, davulları, defleri ve dümbelekleri kâh denizin dalgalarına, kâh yağmur altına bırakarak ya da yollarda yuvarlayarak, mızıkaları da rüzgarın kaderine bırakarak 'zahiri' ancak aslında tabiat ananın müzik aletleri üzerindeki etkisiyle çıkan 'ulvi' seslerin farkına varmamızı başarmış.
Samos adasından ayrılırken şunu düşünmemek elde değil: Yunan adalarının Türk turistlerden; Türk kıyılarının Yunan turistlerden yıllar yılı esirgenmesinin, hiçbir suçu olmayan halkların birbirlerinden, üstelik kasıtlı olarak ve 'savaş korkusuyla' bu denli ayrı tutulmasının şimdiye kadar kime ne faydası oldu ki?