X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Şöhret geldiği gibi gider
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Şöhret geldiği gibi gider

  • Giriş Tarihi: 4.10.2014

Yeni filmi Pek Yakında'da şöhretin gelip geçiciliğine ilişkin zekice bir gönderme yapan Cem Yılmaz'a göre şöhret ağır bir yük, zor bir iş. Yılmaz "Gerçek hayatta şöhretli olmayı sevenler var, bir de sevmeyenler. Buna dikkat etmek gerek" diyor

Cem Yılmaz ile basın gösterimi sonrası söyleşi için ofisine giderken genç bir kadın yanımıza yaklaşıyor. Ortada bir şey yok ama kadın kahkaha attı atacak durumda... Cem Yılmaz'a "Neden insanlar sizi görünce gülmeye başlıyor?" diye soruyor. Cem Yılmaz da gülerek "Bilemiyorum" diyor. Cem Yılmaz için kullanılan 'bizi güldüren adam' lafı artık çok eskilerde kaldı. Evet, isterse bizi güldürüyor, ama sinemacı kişiliği de zihinlerde bu 'güldüren adam' tanımının gölgesinde kalıyor. Oysa 15 yıl olmuş sinemaya başlayalı. Yaptığı filmler ortada. G.O.R.A., AROG ve Yahşi Batı gibi komediler de çekti, Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz gibi hüzünlü, sıcak filmler de. Pek Yakında, Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz'ın aktığı yataktan giden bir film. Lakin hem Cem Yılmaz hem de sinemaseverler için özel bir yapım. Çünkü Yılmaz bu filmle Türk sinemasına olan sevgisini ve saygısını sunuyor. Bugünden başlayarak Yeşilçam'a doğru adeta arkeolojik bir kazı yaparak 100. yılını kutlayan Türk sinemasına saygı duruşunda bulunuyor ve onu şereflendiriyor. Bu saygı duruşunda Zeki Demirkubuz'un Kader'i, 70'lerin avantür/fantastik filmleri de çıkıyor karşımıza, Ertem Eğilmez sineması, Yavuz Turgul ve Şener Şen gibi ustalar ve birlikte kotardıkları Eşkıya da. Sinemamızdaki bir geleneğin varlığını gösteriyor bize. Sinema sevgisi, kültürü ve geleneği üzerine katmanlı bir harmoni oluşturuyor film. Bunu da dokunaklı bir aile dramı ve aşk hikayesi içinde önümüze koyuyor. Kişisel kanım sinema sevgisi üzerine sinema tarihimizdeki özel filmlerden biri olacak Pek Yakında. Cem Yılmaz, filme gelen olumlu tepkiler karşısında mutlu. ABD yollarına düşmeden önce yapmak istediğinin anlaşılmasının verdiği bir rahatlık var üzerinde. Yola çıkmadan önce sorularımızı içtenlikle cevapladı.

- Boğaziçi Üniversitesi'ndeki söyleşinizde sinemamızda bir gelenek olmadığından dem vuruyorsunuz. Pek Yakında filminde sanki kişisel perspektifinizle bir gelenek kurma çabanız var...
- Eyvallah! Malum 70'ler, 80'lerdeki sinemamızla 2000'lerdeki sinemamız arasında sanki bir kopukluk var. Yaşım itibariyle filmleri izlesem de ustalarla organik bir sohbetim pek olamadı. Bir de tiyatro ya da sinema kökenli olmadığım için o usta çırak ilişkisini, kamera arkasında çok gözlemleyemedim. Lakin seyirci olarak sinemamızdaki kopuk da olsa geleneğin izlerini filmlerde sürdüm. Bendeki yansımaları ortaya çıkmıştır bu filmde herhalde.

- Pek Yakında, Eşkıya ile başlıyor ve birçok isme ve filme göndermeniz var. Badi Ekrem gibi bir miti de unutmamışsınız.
- Sinemamızla ilgili bazı şeyleri hatırlamak, hatırlatınca onun önemsendiği görmek çok güzel. Birçok Arzu Film filmine gönderme var. Çünkü sinemamız içindeki çok önemli semboller üretmiş filmler çıktı oradan. O ekolden gelen iki ustayla Yavuz Turgul ve Şener Şen'le çalışma fırsatım da oldu. Bu filmle gerek fikir gerekse yapım aşamasında sağolsun Yavuz Abi çok ilgilendi.

- İzledi mi üstat, olur verdi mi?
- Yavuz Abi iki kere izledi. Düşün, Av Mevsimi'ni bir kere izlemiş. (Gülüyor) Çok güzel şeyler söyledi. "İnsanların filmi beğeneceğini tahmin ediyorum" dedi.

- Eşkıya'ya yaptığınız gönderme sahnesinde ne yalan söyleyelim gözlerimiz Şener Şen'i aradı?
- Şener Abi'yi öyle bir zahmete sokmak istemedim. Başından beri teklif etmek aklımdan geçmedi. Bu konuda nazik olmaya çalışıyorum. Ama o sahne gerçekten Eşkıya'nın kamera arkasında çalışan insanlardan oluşuyor.

- Filmde sinemamızın geçmişine doğru adeta arkeolojik bir kazı yapılıyor. Ejder Abi'nin dükkanı sinemamızın Masumiyet Müzesi gibi. Bu karakter ve dükkana Godzilla Selahattin ilham vermiş olabilir mi?
- Tabii ki Godzilla'yı biliyorum. Kaçar mı bizden... (Gülüyor) Setimize geldi, dükkanı görünce gözleri doldu. Sinemamızda böyle kıymetli adamlar var işte, hatırlatmak lazım!

KOMİK OLMA İDDİASI YOK
- Her Şey Çok Güzel Olacak, Hokkabaz gibi Pek Yakında da hüzünlü bir kaybeden hikayesi. Lakin sizin filmleriniz hep komikliğe indirgenerek değerlendiriliyor. Bu rahatsız ediyor mu sizi?
- Pek Yakında'nın, G.O.R.A ve AROG gibi komik olma iddiası yok. Bu nerede başlıyor biliyor musun? Ekibi açıklıyorsunuz, hemen "Gülmeye hazırlanın" deniliyor. Ama daha konuyu açıklamadık ki! Artık bir filmi çektikten, fragman çıktıktan sonra komik mi sorusuyla muhatap olmak istemiyorum. Sinemaya nasıl başladığımı hatırlatma gereği duymam üzücü geliyor bana. İlk filmim Her Şey Çok Güzel olacak. O filmin kalıplarından emsal olabilecek izler var Pek Yakındada. Hokkabaz iyi anılan bir film. Tamam G.O.R.A. ve AROG ya da Yahşi Batı gibi filmler de yaptım. Bizde pek örneği olmasa da kendi janrı içinde sevilen filmlerdir. Ama fark anlaşılsın değil mi? Şunu da söyleyeyim, bu ekiple komik olmayan bir film çekmek istiyorum.

- Siz film yaparken belli bir kaliteyi gözetiyorsunuz? Popüler sinema yapanlarda bu özeni çok da göremiyoruz. Sizce neden?
- Ben filmin ortaya çıkması gereken zamanı o filme ayırırım. Sinemanın gereklerini kollarım... Ama bir diğeri bunu yapmıyorsa ya da yapamıyorsa ona bir şey diyemem. Mesela güçlü oyuncu kadrosuna inanıyorum. Misal G.O.R.A.'da koy Arif'i ortaya, etrafını da döşe. Bu bana göre değil. Yani bir film düşün Neşeli Günler ama Münir Özkul yok. Yaşar Usta'yı kötü oynayan biri var. Olur mu öyle şey? Şimdi kimileri bu kaliteden başka sebeplerden dolayı taviz veriyor olabilir. Yönetmen tercihi ya da kabiliyetinden kaynaklanıyor olabilir. Ya da filmin maliyetinden dolayı yapılması gereken ön hazırlık yapılamamıştır. En kötü ihtimal lezzet. Yapan sinemacı o lezzetten haberdar değildir. Kimseye bir şey diyemem.

- Süt Kardeşler filmini izlerken Gulyabani'yi görüp korkudan koltuktan düştüğünüz doğru mu?
- Evet. Sinemada izlediğimi hatırladığım ilk filmdir. Gulyabani'yi görünce korkup koltuktan düşmüştüm. - Hokkabaz'dan sonra Sevemez Kimse Seni şarkısını yine kullanmışsınız. Sizin için özel bir şarkı mı? - Annemle babamın şarkısı. 47 yıllık evliler. Bu şarkıyı kullandığım zaman hoşlarına gidiyor.

- Pek Yakında'nın başrollerinden biri de Tülin Özen. İlk defa çalışıyorsunuz.
- Tülin çok iyi bir oyuncu ve incelikli birisi. Onunla oynamak çok hoşuma gitti. Filmlerini, tiyatroda oyunları izlemiştim ama tanışmak kısmet olmamıştı. Sonra görüştük kabul etti. Filmde Altın Portakal'lı oyuncumuz var daha ne olsun! (Gülüyor)

- Filmde şöhret olgusunun gelip geçiciliği üzerine de zekice bir gönderme var. Nedir şöhret sizce!
- Şöhret öyle bir şey. Ozan Güven'in oynadığı Boğaç Bora bir proje işte. Adamın sesini değiştirip imaj yapmışlar. Ayrıca şöhret geldiği gibi gidiyor (Gülüyor)... Gerçek hayatta şöhretli olmayı sevenler var bir de sevmeyenler. Buna dikkat etmek gerek.

- Popüler olmak, her yaptığınızın haber olması sıkıntı veriyor mu?
- Belki bir sürü güzel yanı da vardır popüler olmanın. Ama ağır bir yük. Zor bir iş. Hollywood yıldızı diyorsun adama, ama o Sidney'den bir buçuk saat uzaklıkta uçakla gidilen bir çiftlikte yaşıyor, ailesiyle birlikte. Neden? Kendi hayatıyla ilgilenmek için. Ben de çok steril bir hayat arzulamıyorum ama bazı şeylerin normal algılanması için direnmek istiyorum. Bazen öyle şeyler oluyor ki, senin gündeminde olmayan bir konuyla hem sen hem de senin izleyicin meşgul ediliyor.

NE BAKLAVAYMIŞ 50 YILDIR DİNLİYORUM!

- Söyleşi bayramda yayımlanacak. Var mı unutamadığınız bir bayram hatırası?
- Bir sinema filminde kullanmak istediğim babamın bir bayram anısı var. Babam 68 yaşında, bize hâlâ bu anısını anlattığına göre onu epey çarpmış. 1959'da İstanbul'a gelmişler. Eminönü'den takım elbise almışlar, arkadaşıyla birlikte. İngiliz tarzı, iyice kolalanmış takımlar. Üstlerine cuk diye oturmuş. Gayet fiyakalılar. Sonra bayramlaşmak için misafirliğe gidiyorlar. Baklava ikram ediliyor. Ama elbiseleri bozulmasın diye bizimkiler nezaketten teşekkür edip yemiyor baklavayı. Ne kadar içlerinde kaldıysa babam 50 senedir keşke yeseydim diye anlatıyor o baklavayı. Sonra aynı takım üzerlerinde başka bir misafirliğe gidiyorlar. Arkadaşı koltuğa otururken pantolon ütü yerinden poof diye patlamış. Meğer o kadar yıpranmış bir takım almışlar ki, sadece kola tutuyormuş pantolonu. Bayramda her şeye rağmen iyi giyinmekle ilgili unutulmaz bir anıdır bence.

DÜNYAYA AÇILAYIM DİYE BİR İDDİAM YOK
- Standartcy adlı gösterinizle Amerika'ya gidiyorsunuz. Dünyaya açılayım diye bir iddianız var mı?
-Yok öyle bir iddiam. Başka kültürden insanları güldürmek bana sadece haz verir. İstanbul'da doğmuş büyümüş bir insanın gidip de New York'ta anlatacağı şaka ve hikaye sınırlı olur diye düşünüyorum. Yoksa dil ile ilgili bir durum yok. Mesela The Water Diviner'ın çekimlerinde set arasında, İngilizce, 15 dakikada bir hikayeyi sahne temposunda anlatıyorum, çeşit çeşit milletten insan var, gülüyorlar. Dolayısıyla başka bir dilde komik olabiliyor muyum, dediğim zaman bu bir ölçü oluyor bana.

DAHA ÇOK EĞLENCE UMARDIM
- Sinemamızdan sevdiğiniz beş filmin ismini verir misiniz desek?
- Süt Kardeşler, Gölge Oyunu, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Muhsin Bey ve Tosun Paşa. Bu filmler çocukluğumda izleyip sevdiğim filmler. Hepsi aynı adamların filmleri bu arada (Gülüyor). Son dönemden de sevdiğim filmler var. Mesela Vavien, Zeki Abi'nin (Demirkubuz) Kader, Yeraltı. Filmde Yeraltı'na da gönderme var. Zeki Abi'nin seyircisi bu göndermeyi görecek.Bu arada Zeki Abi de izledi filmi, o da beğendiğini söyledi.

- Hayatınız filme alınsaydı adı ne olurdu?
- Rüzgar Gibi Geçti (Gülüyor). Bilemiyorum, birden bir şey demek zor. Ama Dündar'ın Avrupa turnesindeyken Amsterdam'da çektiği bir fotoğraf var. Turne sırasında yanlışlıkla iki fotoğraf üst üste pozlanmış. İlkinde sokakta gençler eylem yapıyor ellerinde pankartlar var, ikincisi de ben kuliste oturuyorum. İki fotoğraf üst üste pozlanınca İlginç bir fotoğraf ortaya çıkmış. Pankartta "Daha çok eğlence umardım" diye yazıyor. Film ismi olur mu bilemiyorum ama benim durumumu özetliyor.