X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Tarihi Yarımada'da baharat kokulu lezzet turu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Tarihi Yarımada'da baharat kokulu lezzet turu

  • Giriş Tarihi: 11.10.2014

Eminönü'nden her gün milyonlarca kişi geçiyor ama kaçı durup şehri keşfediyor dersiniz? Amerikan tarzı restoranları, şekercisi ve kebapçısıyla Eminönü lezzet tutkunlarını bekliyor

Kimi yerler vardır önünden neredeyse her gün geçeriz ama durup da keşfetmeyiz. İstanbul'un tarihi yarımadası Eminönü işte tam da böyle yerlerden biri. Her gün milyonlarca insan geçiyor Eminönü'nden. Birçoğumuz işlerimize ya da evlerimize gitmek için bu noktadan toplu taşıma araçlarına biniyoruz. Ama hep dilimizde olan Eminönü turunu kaçımız gerçekleştiriyoruz? Oysa gastronomi ve tarih iç içe bu semtte. Mısır Çarşısı'ndan muhteşem sofralar kurmak için gereken tüm baharatları ve malzemeleri tedarik edebiliriz. Ama çarşıya dalmadan önce Yeşilçam filmlerinden aşikar olduğumuz geleneği bozmayalım ve Yeni Camii önündeki güvercinlere yem atarak tura başlayalım. 1 lira verip bir kap yem alabilir ve hatıra fotoğrafınızla sosyal medyada dostu düşmanı kıskandırabilirsiniz. Ne de olsa tarihi yerler asla trend olmaktan çıkmıyor, tam tersi hem revaçta oluyor.

KINOA ÇILGINLIĞI BURAYI DA SARMIŞ
Yem atma işleminden sonra istikamet Mısır Çarşısı. Peru'dan ülkemize ulaşan kinoa çılgınlığı Kapalıçarşı'da da varlığını sürdürüyor. Üstelik klasik kinoa dışında burada kırmızı olanı da var. Satıcıya "Bu nedir?" diyorum "Daha şifalı, kilo vermek için birebir" yanıtını alıyorum. Kinoayı alışveriş çantama ekleyip kuruyemişçilere doğru ilerliyorum. Peynir, balık çeşitleri, kelle, paça... Pizza yapmak için ayrı peynir, mıhlama için ayrı peynir satılıyor. Üstelik Mısır Çarşısı'nı gezerken insanın gastronomi bilgisi de artıyor. Hangi baharat ne işe yarıyor, hangi yemeğe yakışıyor, tüm bu bilgiler satıcılar tarafından bizzat veriliyor. Ama bizim Eminönü gezimizin asıl nedeni lezzet keşfi. Kurukahveci Mehmet Efendi'de kahve kuyruğuna girdikten sonra küçük lezzet diyarlarını keşfe başlıyoruz. İlk durak elbette Filibe Köftecisi. Bayram boyunca kapalıydı, epey özleyeni olmuş belli. Ankara Caddesi üzerindeki küçücük dükkan hıncahınç dolu. Kendi küçük ama müdavimleri epey fazla. Yılmaz Erdoğan genelde burada, Ediz Hun da. Köftesinin sırrı hiç ekmek kullanılmamasında saklı. Ya da usta beni başından savmak için bu bilgiyi paylaştı, kim bilir. Bir porsiyon köfte yanında da piyaz ve ayran... Sırf bunun için semte gelen yemek meraklıları var. Ama bu arada o kadar yoğun ilgi var ki akşam 16.00 olmadan köfteler bitiyor ve dükkan kepenkleri kapıyor. Filibe Köftecisi'ne yetişemediniz ya da mekanda yer bulamadınız mı? O halde istikamet yıllarca Almanya'da Michelin yıldızlı bir restoranda çalışan ve üç yılda aynı restoranın şefliğini yapan Can Oba. Ufacık, salaş bir kebapçıyı andırıyor burası. Ama kebap menüsünün içinde bir de günlük özel menü çıkıyor. İlk bakışta "Bu restoranın nesi bu kadar matah olabilir?" diye düşünseniz de yemekler masaya geldikçe fikriniz değişiyor. Burada ne mi yemeli? Kesinlikle içinde karides ve kum midyeleri olan balık çorbasını tatmalı. Ama porsiyonu o kadar büyük ki sadece bunu içerek bile karnınızı doyurabilirsiniz. Trüflü kestane çorbası, limon soslu somon ızgara, çikolatalı mousse... Menüdeki her şey lezzetli ve fiyatları oldukça makul. Ufacık yerde harikalar yaratmış Can Oba. Öyle ki "Burayı nasıl daha önce keşfedemedim?" diye iç geçirmeden edemiyorum.

YAPMADAN DÖNMEYİN
Mısır Çarşısı'nın Galata'ya bakan kapısından içeri girince solda kalan Pandelli'yi es geçmek olmaz. Dönemin birçok devlet adamını ağırlayan restoranda kuzu incikli beğendi ve patlıcanlı paçanga böreği epey lezzetli.
Hamdi Restaurant çağa ayak uydurdu, Şişli ve Pera'da iki şube daha açtı. Ama Eminönü'ndeki klasik Hamdi'nin eline kimse su dökemez. Zaten fıstıklı kebabı daha iyi yapan yer var mı? Üstelik tüm işadamları da yabancı misafirlerini mutlaka bir kez Hamdi'ye getirir.
Eminönü'nün ortasında, tam da oyuncakçıların olduğu yerde bir Amerikan tarzı burgerci var. Adı: Angus Burger. Menüde burger ve patates kızartması dışında bir şey yok. Burgerler muhteşem. Bu salaş mekanda her an ünlü bir oyuncuya rastlamanız da cabası.
Biraz da şeker zamanı... Ali Muhiddin Hacı Bekir'de Paris'te görmeye alışık olduğumuz portakallı çikolataların alası var, benden söylemesi.
Yine meydandaki Hafız Mustafa'nınsa peynir helvası dillere destan.

DÜNYADA YENİ TREND: SAĞLIKLI BİNALAR
Amerika'da başlayan 'stay well' yani insan sağlığına önem veren mimari anlayışı Türkiye'de de uygulanmaya başladı. İklimlendirmesinden kullanılan suya, nem oranından sağlıklı beslenme uzmanına yaşayanların tüm sağlık koşullarını göz önünde tutan yaşam alanlarının ilki SoHo'daki bir binada uygulanmıştı. Hatta sağlıklı mimarinin ilk kullanıcıları arasında Leonardo DiCaprio gibi Hollywood yıldızları da yerini almıştı. Türkiye'de ise bu uygulamayı Bağdat Caddesi'ne Taş Yapı, Four Winds projesiyle getirdi. Osman Müftüoğlu ve ekibi tarafından kaliteli yaşam felsefesine uygun tasarlanan projede diyetisyenden 24 saat hazır bekleyen ambulansa, şeften güzellik ve estetik danışmanına kadar birçok sağlıklı detay düşünülmüş. Artık bir binaya taşınırken sadece fitness salonu olup olmadığı değil, suyun alkali olup olmadığı, nem oranı, ambulans gibi hizmetler sağlayıp sağlamadığı da önem kazanacak gibi gözüküyor.