X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Doğası, tarihi ve mutfağıyla bir efsane Toskana
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Doğası, tarihi ve mutfağıyla bir efsane Toskana

  • Giriş Tarihi: 25.10.2014
Doğası, tarihi ve mutfağıyla bir efsane Toskana
Doğası, tarihi ve mutfağıyla bir efsane Toskana

Pisa, Lucca, Floransa, Siena... Her köşesi ayrı bir hikaye barındıran, geçmişten geleceğe köprü kuran Toskana tam bir açıkhava müzesi. Doğaysa doğa, tarihse tarih, mutfaksa mutfak... Yok yok yani...

Rönesansı bugüne taşıyan Toskana, Ortaçağ'dan kalma binaları, katedralleri, sokakları, yemekleriyle insana başka bir dünyanın kapılarını açıyor. İtalyanlar şehirlerinin tarihi dokusunu büyük bir özenle korumuş. Pisa, Lucca, Floransa ve Siena'yı kapsayan gezide gördüğümüz mimari standart bunu gözler önüne seriyor. Ortaçağ'dan kalan binalarda yaşıyor, çalışıyor İtalyanlar. Elbette yeni binalar da var. Ama hiçbiri sırıtmıyor, hepsi tarihi dokuya uygun şekilde projelendirilmiş. "Toskana'da bulunduğumuz süre içinde yüksek bina görmedik" desek yalan olmaz. Ataları ne yaptıysa korumuş İtalyanlar, bazen küçük bir duvar parçasını bile gözden çıkarmamış yeni binayı o duvarı kapsayacak şekilde inşa etmişler. Tarihle iç içe, barışık bir şekilde yaşıyorlar. İnsan Toskana'dan mutlu ve aklı açılmış, gözü gönlü doymuş olarak dönüyor. Doğaysa doğa, tarihse tarih, mutfaksa mutfak... Yok yok yani.

294 BASAMAKLI KULE
İlk durağımız Pisa şehri oldu. İçinden nehir geçen bir şehir Pisa. Bölgenin en uzun nehri Arno şehri ikiye bölüyor. Pisa'nın eski şehir olarak adlandırılan bölümü Ortaçağ'dan kalma. En yeni binanın 1800'lerde yapıldığı söyleniyor. İnsan kendini bir başka tarih dilimindeymiş gibi hissediyor. Bilim adamı Galileo bu şehirde doğmuş ve yaşamış. Pisa aynı zamanda bir üniversite şehri, dolayısıyla hareketli. Pisa kulesi şehrin sembolü. Şehir Katedrali'nin çan kulesi olarak 1173'te yapılmış. Yumuşak zemini nedeniyle daha yapım aşamasında, üçüncü kata gelindiğinde kule eğilmeye başlamış, çeşitli önlemler alınmış ama zamanla kulenin eğimi giderek artmış, yakın zamanda yapılan oldukça masraflı bir çalışmayla kulenin güneye doğru eğilmesi yavaşlatılmış. Kule Piazza dei Miracolide yani Mucizeler Meydanı'nda yer alıyor. 56 metre yüksekliğinde olan Pisa'ya tırmanmak için tam 294 basamak çıkmak gerekiyor. Baştan söyleyelim bu o kadar kolay değil. Kulenin eğimi nedeniyle tırmanış esnasında zaman zaman dengenizi kaybediyorsunuz ama yukarıya çıktığınızda hissettiğiniz zafer hissi muhteşem. Kuleye çıkmak için eğer öncesinde internet üzerinden rezervasyon yaptırmadıysanız uzun bir kuyruğa girmek zorundasınız. İçeriye her seferinde belli sayıda insan alınıyor. Ve kuleye çanta ile girmek yasak. Kule eğimli, merdivenler dar, dolayısıyla bitmez tükenmez merdivenleri tırmanırken çantalarla duvarlara zarar verme ihtimaliniz var. Bu nedenle kuleye giderken yanınıza küçük bir çanta almanızda fayda var. Aksi takdirde çantanızı kule dışında bekleyen ve belirli bir ücret karşılığında çantanıza göz kulak olan birilerine teslim etmek zorundasınız. Kuleye giriş 18 avro. Şehir katedralini, vaftizhaneyi ziyaret etmeyi unutmayın. Vaftizhanede zaman zaman konserler yapılıyor, yakalarsanız muhteşem bir deneyim yaşayacaksınız demektir. Binanın inanılmaz bir akustiği var.

VE İŞTE DAVUT

Floransa'ya tekrar tekrar gitmek için insan onlarca gerekçe üretebilir. Tarih, yemek ve mimari, eşsiz sanat ürünleri bu gerekçelerden ancak birkaçı olabilir. Michelangelo'nun Davut heykelini görmek için bu şahane şehre gitmek tek başına bir sebep mesela. Rönesans sanatçısı Michelangelo'nun başyapıtı David (Davut) heykeli Floransa'nın sembolü haline gelmiş. 5.17 metre yüksekliğindeki heykel uzun yıllardır Galeria de'll Accademia'da sergileniyor. Galeriyi gezmek için biletinizi önceden internetten alın, rezervasyon ücretiyle birlikte 15 avro ödeyeceksiniz. Aksi takdirde sonu görünmeyen bir kuyrukta saatlerce beklemek zorunda kalırsınız. Floransa'da aç kalmazsınız ama özel bir yemek yiyelim derseniz, şu aralar çok popüler olan Ora d'aria'yı tercih edebilirsiniz, herhangi bir restorandan daha pahalı ama değer. Biraz Floransa'nın tarihi dokusuna uyumsuz, modern hatta soğuk bir dekorasyonu var ama yediğiniz her şey çok orijinal ve lezzetli.

MİNİ MİNNACIK SAN MINIATO

Bu küçük yerleşim yerinde, o meşhur o bildik yemyeşil Toskana manzarası karşılıyor sizi. Adı gibi küçücük bir yer. Sokaklar muhteşem fakat bir o kadar ıssız. Ama her zaman bu kadar ıssız değil, özellikle mantar toplama zamanı yani sonbaharın sonları, kış başı en hareketli zamanları. Çünkü tüm dünyanın meftun olduğu trüf mantarları bu bölgede yetişiyor. Öyle her canı isteyen trüf mantarı toplayamıyor, bu faaliyet belediye tarafından çok sıkı denetleniyor. San Miniato Belediyesi şimdilerde düğün turizmine kolları sıvamış. İsteyen herkes belediyenin 1390 yılında yapılan, muhteşem fresklerle süslü salonunda evlenebilir. 45-50 kişilik bir düğün 10-20 bin avro arasında yapılabiliyormuş. Romantik bir nikah için neden olmasın? Miniato'da çok sayıda otel, motel var. Ayrıca çiftlik evi kiralamak da mümkün. Miniato'ya kadar gitmişken, TV yıldızı ünlü şef Gilberto Rossi'nin Pepe Nero adlı restoranına uğramayı ihmal etmeyin. Restoranın mütevazı terasında, muhteşem Toskana manzarasına karşı bir yemek yiyin, pişman olmazsınız.

ŞARAP CENNETİ SIENA
Dünyaca ünlü Chianti şarapları bu bölgenin üzümlerinden üretiliyor. Her yer göz alabildiğine üzüm bağlarıyla dolu. Yeşilin her tonu mevcut. O klasik, şatoların bulunduğu fotoğraflar birebir karşınıza çıkıyor. Doğa tam anlamıyla büyüleyici. Bizde mezarlık ağacı olarak bilinen servi ağaçları sık göze çarpıyor. Ama burada kullanımı bizden farklı. Servi bir tür tabela olarak kullanılıyor. Uzun ve dar yapısı nedeniyle çok uzaktan görülebilen bu ağaç insanlara yol gösteriyor. Eğer serviler görüyorsanız bilin ki yolun sonunda bir yerleşimle karşılaşacaksınız. Siena'da nereye baksanız tarih göreceksiniz, kendinizi Ortaçağ filmi çekilen bir platoda hissedebilirsiniz. Hele Santa karia Del Fione Katedrali'nin içine girdiğinizde, nereye bakacağınızı şaşıracaksınız. Bir yanda Michelangelo'nun eserleri diğer yanda Raphael'inkiler. 1296'da inşa edilen katedral tam anlamıyla büyüleyici. Katedralin hemen karşısında Ortaçağ'dan 1990'lı yıllara kadar kullanımda olan bir hastane binası var. Şimdi müze olarak düzenleniyor. Mutlaka görün, duvarlarındaki freskler o dönemin hastanelerine dair çok şey anlatıyor. Bu tür tarihi yapıların hepsinde çok renkli ve ayrıntılı freskler bulunuyor. Bunun en önemli nedeni o dönemde okuma-yazma öğrenmenin sadece din adamlarına tanınan bir hak olması ve halkın okuma bilmemesi. Bu nedenle halk anlasın diye her şey resmetme yöntemiyle anlatılmış.

Üç halka Lucca

Tarihi çok eskilere dayanan Lucca, iç içe üç halkadan oluşuyor. En içteki halka Ortaçağ'dan kalma. Şehre yine Ortaçağ'dan kalma şehir kapılarından giriliyor. Ve masal başlıyor. Surların içinde yaklaşık 10 bin kişi, sur dışında ise 90 bin kişi yaşıyor. Her isteyen sur içinde yaşayamıyor, zira yeni bina yapılmıyor. Sur içinde tam 43 kilise var, bazıları müze haline getirilmiş. Daracık sokaklar, birbirine bitişik binalar ve bisikletli, modern, bakımlı insanlar. "Modern hayat ve tarih nasıl bu kadar iç içe olabiliyor?" diye bir şaşkınlık yaşıyor, sonra her güzel şeye olduğu gibi bu duruma da alışıyor insan. Ortaçağ'dan kalma, döneminin zenginlerinin bütün aile bir arada yaşadıkları kuleler çok dikkat çekici, binalarda hâlâ yaşam var. Bu kule konutların birkaçı bir arada yer alıyor. O dönemler ancak zenginlerin yaptırabildiği bu kulelerin ne kadar yüksek olduğu, hanenin sahibinin zenginliğiyle doğru orantılı. O nedenle hepsi aşağı yukarı aynı yükseklikte. Sur içindeki ara sokaklara daldığınızda bizim avlu diye tarif edebileceğimiz küçük alanlara rastlıyorsunuz. Bunlar Ortaçağ'dan beri varolan ve döneminin özelliklerini taşıyan meydanlar. Yetkililer tarihi dokuya uygun olmayan hiçbir yapıya, değişikliğe ve hatta renge müsamaha göstermiyor. Örneğin dünya devi Mc Donald's sur içinde dükkan açmak isteyince kullandığı renkler nedeniyle izin alamamış. Konu mahkemeye taşınmış ama sonuç değişmemiş.

Sokak lezzetlerini atlamayın
İtalyan mutfağı kesinlikle Türk damak tadına çok uygun. Çeşit çeşit makarnalar, pizzalar, hamur işleri, renk renk dondurmalar... Hiç kalori hesabı yapmayın, canınızın çektiğini yiyin, pişman olmayacaksınız. İsterseniz adım başı rastlayabileceğiniz pizzacılardan bir dilim pizza alın, isterseniz gördüğünüz her restorana, kafeye oturun, fiyatlar gayet makul. Elbette özel mekanları tercih ederseniz ödemeniz gereken miktar artıyor. Ama yine de özel bir yemek için, içki dahil kişi başı 60-70 avro ödüyorsunuz. Söz yemek-içmekten açılmışken hatırlatmakta fayda var, yerel halkın tercih ettiği mekanlara gidin. Özellikle turistlik bölgelerdeki kafeleri, restoranları es geçin. 'Turist işi', orada da geçerli. Cecina, sokakta tadabileceğiniz en güzel lezzetlerden biri. Nohuttan yapılıyor, sert bir krep düşünün. Biraz yağlı ama çok lezzetli. Dana işkembesi kullanılarak yapılan Lampredotto ise tam bir sokak lezzeti. Seyyar arabalarda yapılıp, satılıyor. İşkembe önce haşlanıyor sonrasında tavada soteleniyor ve ekmek arası sandviç olarak tüketiliyor. AB standartları gereği bu sandviçin yasaklanması gündeme gelmiş. İtalyanlar kazan kaldırınca sembolik olarak birkaç satıcının kalmasına müsaade edilmiş. Rastlarsanız kaçırmayın.

Nerede kalınır?
Tüm Toskana'da geceliği 50 avro'dan 700 avro'ya kadar oda bulmak mümkün. Toskana vadisinde yer alan özel villalarda kalmak ise biraz tuzlu. Bu evlerin kiraları aylık 10 bin dolar civarında.