Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Terk edilmiş bir otelde tiyatro deneyimi

Giriş Tarihi: 8.11.2014
Terk edilmiş bir otelde tiyatro deneyimi

New York'ta bir binanın 5. katında asansörden indim. Zifiri karanlıkta arkamdan gelen var mı diye döndüğümde asansör çoktan gitmişti. Çok korktum ama bu korku bir anda bütün duyularımın harekete geçmesine neden oldu ve asıl oyun o beş duyunun harekete geçmesiyle başladı

Ne sıklıkta tiyatro izliyoruz? Ayda bir, haftada bir yoksa senede bir mi? Ne yazık ki tiyatro Türkiye'de her zaman bir konu olmuştur. Ya yeterli destek yoktur ya da yeterli sahne. Oyuncular da tiyatro oyuncuları ve televizyon oyuncuları olarak ayrılıyor maalesef. Elbette ikisi de oyunculuktur fakat apayrı kulvarlardır. Özel tiyatro grupları kurulmaya başladığından beri sanırım izleyici için de bu sektördekiler için de önemli bir platform oluşmaya başladı. Kimi devlet tiyatrolarından vazgeçmedi, kimi çok abartılı bulduğu teatral oyunculukları eleştirdi, kimileri ise bu özel tiyatro gruplarını tercih etti yıllar boyunca. Gerçeklerden bahsetmek gerekirse ülkemizde büyük çoğunluk tiyatroya gitmiyor. Evde dizi, yarışma programı izlemek ya da sinemaya gitmek daha çekici geliyor. Oysa yeni bir oyun izlemenin keyfi, kimlerin ne rolde karşınıza çıkacağı, oyunun atmosferi ve o iki saat boyunca yaşayacağınız keyfin yeri bambaşkadır. Tiyatroya gitmenin heyecanını unutmuş ya da hiç yaşamamış olanlara gelsin o zaman bu yazı...

TOPUKLU GİYMEYİN!

Temmuz ayında yapacağım New York seyahati kesinleştiğinde (geçtiğimiz hafta seyahat konusunda da bahsettiğim gibi) görülecek yerler ve oyunlarla ilgili birkaç arkadaşımdan tavsiye aldım. Bana mutlaka Sleep No More adlı oyunu görmemi hatta görmeden gelmememi tavsiye eden arkadaşıma buradan teşekkür ediyorum. Fakat New York'a gittiğimde oyunun tam 3 saat sürdüğünü öğrenip gitmekten vazgeçtim çünkü çok sınırlı zamanım vardı. Bir akşamüstü Stella Adler Konservatuar'ındaki sınıf arkadaşlarımla buluştum. Bu oyundan konu açılınca ısrar kıyamet görmem gerektiğine dair beni ikna ettiler. İyi ki de etmişler. Son kalan bileti alıp oyunun sergileneceği McKittrik Otel'de aldım soluğu. Bizim marka müdürümüz Ahmet de benimle geldi. Bu arada bileti internetten satın aldım. Son aşamada bir dolu talimat gözüme çarptı. Yok efendim rahat kıyafetler giyin, topuklu ayakkabıyla gelmeyin, oyun başlamadan 1 saat önce otele check in yapın gibi...

CÜZDAN DA VESTİYERDE

Bütün bu talimatlardan dolayı enteresan bir durum olduğunu sezmeye başladım ama Ahmet'e de çaktırmıyorum. Oyun uzun olduğu için otelin hemen karşısındaki pizzacıda hızlıca birşeyler atıştırıp, giriş kuyruğundaki yerimizi aldık. Çantalarımızı, cüzdanlarımızı yanımızda ne varsa vestiyere teslim ettik. Bizi bir Hitchcock filmi olan Rebbeca'nın çekildiği, 1930'lar atmosferli loş ışıklı bara yönlendirdiler. İçkilerimizi aldıktan sonra ufacık sahnenin etrafındaki o tek abajurlu iki kişilik masalara oturup ne olacağını beklemeye başladık. Bir süre sonra oldukça yavaş hareket eden ve konuşan smokinli bir oyuncu sahneye çıkarak bizi bir odaya davet etti. Yaklaşık 20-30 kişiydik, girdiğimiz küçük ve loş odada ne yapacağımızı anlatmaya başladılar. Yanlış duymadınız bize ne yapacağımızı anlattılar, oyun boyunca konuşmak yasaktı ve dağıtılan beyaz Venedik Karnaval'ı maskelerinden takmak zorundaydık. Siyah maskeli kişilerin yol göstericiler olduğunu ve kimseye soru sormamamız gerektiğini öğrendikten sonra topluca bir asansöre bindirildik. 5. kata çıktık. Ben hemen kapı ağzında olduğum için kapı açılınca indim. Zifiri karanlık bir alanda arkamdan gelen var mı diye döndüğümde asansör çoktan gitmişti ve tek başımaydım. Size ne kadar korktuğumu kelimelerle tarif edemem fakat iliklerime kadar hissettiğim bu korku bir anda bütün duyularımın harekete geçmesine neden oldu ve asıl oyun o beş duyunun harekete geçmesiyle başladı. Terkedilmiş 5 katlı bir otel düşünün. Her katında ayrı bir hikayenin kurgulandığı, Shakespeare'in Macbeth oyununun ana temasının işlendiği bu serüvende, kendinizin de oyuncularla birlikte an be an birlikte hareket ettiğini hayal edin. Hangi hikayede kalıp hangi oyuncuyu takip edeceğiniz size bırakılmış. İster bir tanesinin peşinden oradan oraya koşup neler olacağını öğrenin, isterseniz ayrı ayrı farklı hikayeler deneyimleyin. Seçim sizin. Merak duygunuzun had safhada tetiklendiği bu deneyimde çoğunluğu dansçıların oluşturduğunu düşünecek olursak oyunda bol bol dansa, şarkılara, gizli notlara ve sürpriz gelişmelere tanık olmanız kaçınılmaz.

BİLDİKLERİNİZİ UNUTUN

Sleep No More/Artık Uyku Yok
ilk olarak 2003 yılında Londra'daki Beaufoy Building'de daha sonra 2009 yılında Punchdrunk adlı İngiliz tiyatro topluluğunun, Boston Amerikan Repertuvarları Tiyatrosu ile yaptığı işbirliği sonucunda, 2011 yılında Manhattan'daki depolarda sergilenmeye başladı. En iyi özgün tiyatro deneyimi, sahne tasarımı ve koreografi ödüllerine layık görülmüş bu oyun şu anda terk edilmiş bir otelde hayat buluyor. Hani tiyatro denilince akla ilk gelenler sahne, ışıklar, oyuncular, kostümler, izleyiciler ve oyunun konusudur ya, işte size tiyatroyla ilgili bütün bildiklerinizi unutturan, hayal gücünüzün sınırlarını zorlayan, her bir bireye farklı deneyimler yaşatan hayran olunacak bir eser... Hem de vakit ayırmaya değil yaratmaya değecek türden.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Terk edilmiş bir otelde tiyatro deneyimi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz