X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Restoranları sanat bastı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Restoranları sanat bastı

  • Giriş Tarihi: 15.11.2014
Restoranları sanat bastı
Restoranları sanat bastı

Çağdaş sanat artık galerilerden kafe ve restoran duvarlarına taşmaya başladı. Artık günümüzde genç sanatçıları destekleyen, eserler sergileyen mekanlar daha 'hip' algısı yaratıyor

Sanat ve yemek arasında ilginç bir bağ var. Leonardo Da Vinci'nin Son Akşam Yemeği tablosuna bakın örneğin... Pablo Picasso, Norman Rockwell, Pierre Aguste Renoir gibi sanatçılar da eserlerinde ekmek temasını yer verirdi. Sadece sanat yemekten esinlenmedi elbette. Bellini, Carpaccio gibi sanatçıların isimlerini alan ve dünyada klasikleşen yemek ve kokteyller de yok değil. Örneğin özellikle kadınların rağbet gösterdiği, tabağa incecik çiğ et, roka ve parmesan konarak süslenen carpaccio yemeği adını Rönesans dönemi İtalyan ressamı Vittore Carpaccio'dan alıyor. Yemeğin yaratıcısı İstanbul ve Bodrum'da da birer şubesi olan Cipriani restoranlarının kurucusu Giuseppe Cipriani. Gastronomi sektörünün dahisi Giuseppe aynı zamanda adını yine bir İtalyan ressam Bellini'den alan kokteylin de yaratıcısı. Beyaz şeftali püresi ve İtalyan köpüklü şarabıyla hazırlanan bu kokteyl son yıllarda dünyanın en trendi içkileri arasındaki yerini koruyor. Uzun lafı kısası sanat ve yemek uzun yıllardır birbirinden besleniyor, esinleniyor. O halde günümüzde popüler ve hit restoranların birer sanat galerisini andırmasına şaşırmamalı.

SANAT DOSTU 'IN' OLUYOR

Aslında sanatla yemeğin yakın tarihteki ilk buluşmaları müzelerde oldu. Örneğin Moma'nın içindeki The Modern restoranı bir Michelin yıldızlı şef tarafından yönetiliyor. Müzenin bahçesinde Alexander Calder, Rodin heykellerine karşı yemek keyfi yapıyorsunuz. Türkiye'de de durum aynı paralelde ilerledi. İstanbul Modern, Sakıp Sabancı Müzesi, sergileri ve kalıcı koleksiyonları kadar iddialı restoranlarıyla da fark yaratmaya başladı. Miro sergisinden sonra Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki müzedechanga'da sergiye özel üretilen yemekleri tatmak birçok kişi için cazip bir fikir oldu.

DOSTLAR SERGİDE GÖRSÜN

Zaten artık tüm dünyada kapılarını sanata açan, sergilere ya da sanat fuarlarının partilerine ev sahipliği yapan mekânlar moda deyimiyle "in" oldu. Bu trendin İstanbul'daki en güzel örneğinin Karaköy olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Gastronomi-sanat paralelinde gelişen semt, son günlerde İstanbul'un en popüler eğlence merkezi haline dönüştü. Karaköy'de açılan galerilerin yanı sıra kafe ve oteller de birer sergi alanı görevi üstleniyor.

PR MALZEMESİ OLUYOR

Bugün artık birçok mekan pr çalışmaları kapsamında sergilere yer veriyor. Çünkü sergiye ev sahipliği yapan mekan sanatseverlerin ilgisini çektiği için kısa sürede 'in' oluyor. Birçok mekan sahibi arkadaşımın ölü sezonlarda nasıl da ardı ardına sergi projeleri yapma çabasına girdiklerini ilk ağızdan biliyorum.

BU İŞİN ÖNCÜSÜ LUCCA
Ülkemizde sanat-gastronomi akımının öncülerinin başında Bebek'teki Lucca geliyor. Kendi de bir koleksiyoner olan Cem Mirap, Lucca'yı açtıkları günden itibaren çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapıyor. Hatta mekan bu yönüyle birçok yabancı medya kuruluşunun da ilgisini çekmeyi başardı ve 'İstanbul'un süper hip mekanı' olarak adlandırıldı. Contemporary İstanbul ve İKSV kapsamında da sıkça sanat partilerine ev sahipliği yapan mekanın başarısı belki de sanatta aldığı aktif rolden besleniyordur, kim bilir! Lucca'nın sanat formülü şüphesiz zaman içinde diğer mekanları da harekete geçirdi. Emirgan'daki La Boom'da şampanyalı, Superman'li brunch partilerine ara verip sergilere ve genç sanatçılara kapılarını açmaya başladı. Karaköy'deki Ops Cafe, The Sofa Oteli'nin içindeki Frankie ve Bebek'teki Chilai de zaman zaman sergilere ev sahipliği yapan mekanlar. Frankie birçok sanatsal buluşmanın da adresi olarak biliniyor. Zincirlikuyu'daki Avangarde Otel'in içindeki ICE Restaurant'ta da hatırı sayılı bir koleksiyon sergileniyor. Hatta fuar boyunca Saba Barlas'ın Avantgarde Collection için hazırladığı eserler sergileniyor. 42 Maslak Projesi de sanata yatırım yapan şirketlerden. Maslak'taki projelerinde sanatın çeşitli alanlarına yer veren inşaat şirketi daireleri sanatsal yaşam konsepti altında pazarlıyor. Kısacası çağdaş sanat ülkemizde çığ gibi büyümeye devam ediyor. Önümüzdeki günlerde çok daha fazla mekan önemli sergilere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Malum yemek yerken sanatçıların yapıtlarını seyredebilmenin hatta dilerseniz alabilmenin keyfi başka oluyor.

DÜNYADAN ÖRNEKLER

Sketch, Londra
Londra'nın en sanatsal restoranlarından biri. Sketch.london adresini ziyaret ederseniz ne demek istediğimi anlarsınız. Sık sık sergilere ve film gösterimlerine ev sahipliği yapıyor. Alt katındaki dev ekranlarda farklı enstalasyonları seyredebilirsiniz.
Rivington Grill, Londra
Londra'da çağdaş sanatla yemeğin birleştiği bir başka mekan da Rivington Grill. Tracey Emin işlerine bakarken yemek keyfi yaşayabileceğiniz bir yer burası. Bir de fish and chips'i şehirde en iyi yapan yerlerden biri.
Four Seasons, New York
New York'taki Four Seasons'ta eserler sergilenenler ve satılanlar olarak ikiye ayrılıyor. Örneğin Picasso'nun Le Tricone isimli eseri sergilenenler arasında. Lobide ise satışta olan eserler bulunuyor.
La Colombe d'Or, Provence
Leger ve Braque'a ait freskler, Miro ve Picasso tablolarıyla burada kendinizi define bulmuş gibi hissediyorsunuz.
Lucio's, Sidney
Burası bir İtalyan restoranı. Yemekleri zaten müthiş. Ama içeri adım atar atmaz kendinizi müzede hissediyorsunuz. Oturduğunuz masaların hemen yanında Avustralya'nın Sidney Nolan ve Charles Blackman gibi en önemli sanatçılarına ait eserler asılı. Yaklaşık 500 eser var. Peçetelerde ise yine sanatçılara ait skeçler yer alıyor.

SOKAK YEMEKLERİNE YENİ YORUM
Şu sıralar İstanbul'da yeme-içme mekanlarında bir değişim yaşanıyor. Bunun sebebi Mars Entertainment Gruop'ta Esra Muslu ve Zeynep Moroğlu ile yolların ayrılması. İki ortak şimdilik Auf'u aldı ve yeni mekanlar açmak için kolları sıvadı. Bebeköy'deki Noi ise Backyard Bistro olarak hizmete açıldı. Nupera'nın içindeki Kauf ise Gile'den tanıdığımız şef Cihan Kipçak ve ağabeyi Çağlar Kipçak tarafından yeni bir konsepte büründürülüyor. Ay sonunda açılması beklenen mekanın adı Tabla. Adana'daki sokak satıcıları olan tablacılara atıfta bulunmak için bu ismi seçmişler. Menüde farklı yörelerden sokak yemeklerinin modern yorumları olacakmış. Örneğin Beyoğlu midyesi yerine istiridye tava olacakmış. İzmir Kestane Pazarı'nda satılan ve akya balığından yapılan 'zahmetsiz' de menüde olacakmış. Foça'nın midye dolmasını sülünez dolma olarak yeniden yorumlayacaklarmış. En ilginç yemeklerinden biri de Adana dürümü olacağa benziyor. Ördek etiyle hazırlanacak olan dürümün üzerine foi gras da ekleyeceklermiş. Cihan Kipçak'ın açtığı tüm mekanlar yaratıcı ve özgün oluyor. Bakalım Tabla İstanbul gastronomi hayatında ne kadar etkin olacak.