X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kostüm ve dekor izleyiciyi bağlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kostüm ve dekor izleyiciyi bağlar

  • Giriş Tarihi: 22.11.2014
Kostüm ve dekor izleyiciyi bağlar
Kostüm ve dekor izleyiciyi bağlar

Bir diziyi izlenir kılan en önemli faktörler nedir sizce? Ya da soruyu şöyle sorayım; kostümleri ve dekoru kısacası sanat yönetimi iyi diye izler misiniz? Ben evet diyen gruptayım

Biz dizi izleyen ve seven bir toplumuz. Hikayedeki karakterlerle kendimizi özdeşleştirmeden, kahramanlarıyla sevinip, kötü karakterlerle üzülüp kahrolmadan iyi bir dizi izleyicisi olunmaz. Sevilen dizinin yayın saatlerine göre program yapmak, eş dostla bir evvelki bölümün meselelerini paylaşmak, o ne giymiş bu ne takmışa bakmak, iyi bir dizi izleyicisinin olmazsa olmazları arasındadır. Bir diziyi izlettiren en önemli faktörler nelerdir sizce? Konusu mu, türü mü, kimlerin oynadığı mı, yönetmeni mi? Yoksa hepsi mi? Peki siz hiç dizileri kostümü ve dekoru kısacası sanat yönetimi iyi diye izler misiniz? Ben evet diyenler arasındayım. Elbette sadece kostüm ve dekor ilginizi belli bir süre ayakta tutabilir, bir de bunun hikaye ve karakterlerle hayat bulduğunu düşünecek olursak, o zaman birkaç saatliğine bu dünyayla vedalaştığımız anlar kaçınılmazdır.

MODA DÜNYASININ FENOMENİ

Mr. Selfridge adındaki diziyi kaç kişi duymuş ya da takip etmiştir merak ediyorum. Oysa kostümleri ve sanat yönetimi bir dönem dizisi için oldukça başarılıdır. Keza Kurt Seyit ve Şura dizisi... Kostümlerini kimin yaptığını merak edip setlerini ziyarete gittiğimde gözlerime inanamamıştım. O mini minnacık atölyeden haftada 70'e yakın kostüm çıktığını öğrenince şaşkınlığım daha da artmıştı. Kostüm tasarımcısı sevgili Sema Saral Yücel'in ve birçok önemli tarihçinin özverili çalışmalarından çıkan sonuç, hakikaten bizleri o dönemin atmosferine sürüklemeyi başarmış yegane yapımlardan biri oldu. Muhteşem Yüzyıl dizisinin de kostüm ve sanat yönetimi bizleri ekranlara kilitleyen en önemli unsurlardan değil midir? Peki daha eskilere gidelim. Sex and The City dizisini hatırlamayan yoktur. Dizi moda dünyasında bir fenomen haline geldi. Kostüm tasarımcısı Patricia Field kendi dünyasını, vizyonunu ve karakterlerin kişisel stillerini yansıtmada öyle bir başarı elde etti ki, bugün baktığınızda karakterlerin hepsinin birer stil ikonuna dönüştüğünü fark edeceksiniz. Kasedi biraz daha başa saracak olursak, küçüklüğümde beni en çok etkileyen dizilerden biri de Dallas'tı diyebilirim. Jr, Bobby ya da Sue Allen dediğimde hemen gözümün önünde şahsına münhasır tarzlarıyla beliriverir o karakterler. Hele zihnimize kazınan o dizi mekanları yok muydu... Hanedan dizisindeki o muhteşem evi kim unutabilir.
TÜRK DİZİLERİ BÜTÇE AYIRSA

Amerikan yapım şirketleri ve kanalları bu sektörü en başından beri tekelinde tutmayı başardı. Çok ciddi bir sermayenin döndüğü bu sektörde hiçbir konu şansa bırakılmadan en ince detayına kadar incelenip araştırılıp, en estetik şekliyle önümüze sunuluyor. Biz de elbette ağzımızı şapırdata şapırdata yiyiyoruz. İntikam ismiyle çevrilen, Türkçe versiyonunun da yayınlandığı Revenge adlı dizideki tasarım koltuğun hikayesi tam da burada 'gizli' bir başrol oynuyor. Dizinin kötü karakterinin orta sınıf bir aileden gelip sosyetenin en varlıklı adamlarından biriyle evlenerek bu ailenin bir üyesi haline gelmesi, sınıf atlaması ve kendini gerçek sosyete olarak konulandırmasında sözü geçen koltuğun oynadığı rol gözardı edilemeyecek kadar önemlidir. O koltuk oraya boşuna konmamıştır. Senaryoda ve hikayede her türlü hesabın yapıldığı bir sektörden bahsettiğimize göre, dizinin yayın tarihinden bu yana bu tasarım koltuğun çeşitli versiyonlarının pazara çıkması ve hatta birebir aynısının çeşitli firmalar tarafından üretilip satış rekorları kırması da şaşırtıcı değildir. Belki de Türk dizi sektöründe bu tip konulara daha fazla bütçe ayrılabilse, biraz daha üzerine düşünülse, ince elenip sık dokunsa, prodüksiyonlarda gerçek sanat eserleri ve antikalara yer verilse hem kültürümüzü ve değerlerimizi en güzel şekliyle yansıtmış, hem de sadece Ortadoğu'da fenomenleşmekten ziyade Batı'da da sesimizi duyurma şansına sahip oluruz. Öyle değil mi?