X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ken Loach dansa çağrıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ken Loach dansa çağrıyor

  • Giriş Tarihi: 13.12.2014
Ken Loach dansa çağrıyor
Ken Loach dansa çağrıyor

İngiliz yönetmen Ken Loach Özgürlük Dansı'nda 1930'lar İrlandası'ndan bir özgürlük hikayesi anlatıyor. Loach'un öfkesinin yerini yer yer muziplik ve romantizmin aldığı film, 78 yaşındaki ustanın sinemaya 'şimdilik' veda ettiği yapım

ÖZGÜRLÜK DANSI JIMMY'S HALL ****

İngiliz sinemasının en karakterli yönetmenlerinden Ken Loach'un hem sistemle hem de İngilizlerle olan derdi ve her daim ezilenin sesini duyurması onu tüm dünyada mağdurların gözünde önemli bir noktaya taşıyor. Hayatın ve tarihin her alanında o kibarmış gibi görünen İngiliz kibrinin arkasında nasıl bir hoyratlık olduğunu anlatagelir sinemasında. Filmlerinde sistemin sinir uçlarına dokundukça o gerçek otoriter yüzün nasıl ortaya çıktığını gösterir bize. Özgürlük Dansı da böylesi bir film. Fakat bu sefer sinir uçlarına dokunduğu İngilizler değil, onların gölgesinde yaşamayı seçen milliyetçi İrlandalılar. Ken Loach, 1930'lar dünyasında aktivist Jimmy Gralton'ın hikayesi üzerinden bir dans salonunun bile sistem tarafından nasıl tehlikeli göründüğünü gösteriyor. İnsanların bir araya gelmesinden, şarkı söylemesinden, kendini ifade edebilmesinden iktidarın korkması ve bununla topyekûn mücadelesini Gralton'ın hikayesi üzerinden izlerken, Ken Loach, Batı'daki iktidar-kilise işbirliğini de açıkça gösteriyor. Kerkenez, Gizli Ajanda, Ülke ve Özgürlük, Özgürlük Rüzgarı, İşte Özgür Dünya gibi filmlerinin yanında anılması muhtemel Özgürlük Dansı'nda Loach, hikayesini sert bir şekilde anlatmak yerine, öfkesini dizginliyor ve daha muzip yer yer coşkulu, romantik bir şekilde anlatıyor. Rivayet o ki, Özgürlük Dansı 78 yaşındaki Loach'un son filmi. Ustaya veda etmek için buyurun sinemalara demek kaçınılmaz!

YAĞMUR: KIYAMET ÇİÇEĞİ ***

Bir Trabzon portresi


Onur Aydın, aynı adlı kitabından sinemaya uyarladığı Yağmur: Kıyamet Çiçeği, çekimleri boyunca kamuoyuna duyurulduğu gibi, genç yaşta kanserden ölen müzisyen Kazım Koyuncu'nun filmi değil. Koyuncu bu filmde dört temel karakterden biri sadece... Yağmur: Kıyamet Çiçeği bir Karadeniz hatta bir Trabzon filmi. Aydın, ilk sinema filminde Çernobil faciasını, Rus kadınların Karadeniz'e göçünü, futbol-şike ilişkisini ve 1996'daki Trabzonspor'un şampiyonluğu kıl payı kaçırmasını, kendi hayatlarında çıkış arayan dört karakterin kesişen öyküleri üzerinden anlatma derdinde. Takdir edersiniz ki heybesi yüklü... Ama film bu yükü zorlansa da taşımayı başarıyor. Senaryodaki kimi çapaklara rağmen, Aydın anaakım sinemanın anlatım olanaklarından faydalanarak derdini anlatıyor. Hem futbol üzerinden Karadeniz insanının tutkulu halini hem de toplumsal ilişkilerdeki (kadın-erkek, baba-oğul), ahlaki tutumlardaki çelişkileri bir potada eritebiliyor. Ortaya da bir anlamda bütününde bir Karadeniz özelde ise Trabzon'un portresi çıkıyor. Filmde Settar Tanrıöğen, Engin Hepileri ama özellikle Erkan Kolçak Köstendil'in performansları öne çıkıyor. Özellikle Köstendil, baba-oğul hesaplaşması sahnesinde enfes bir performans sergiliyor.

FAKAT MÜZEYYEN BU DERİN BİR TUTKU ***

Zordur güçlü kadına aşık olmak!

Bu İşte Bir Yalnızlık Var filmiyle ilgili yazımızda "Kabul edelim, kentli insanların duygusal dünyası ve varoluş halleri sinemadan daha çok edebiyatımızın ilgisini çekiyor" diye yazmıştık. Fakat Müzzeyyen Bu Derin Bir Tutku da bunun net bir göstergesi işte. İlhami Güngör'ün aynı adlı romanından uyarlanan film, edebiyatçıların kentli insanların dünyasına nasıl daha vakıf olduğu gösteriyor. Geriye Kalan ile iyi bir çıkış yapan yönetmen Çiğdem Vitrinel, uzun zamandır sinemamızda göremediğimiz güçlü bir kadın karakter koyuyor önümüze. Film modern zamanlardaki kadın- erkek ilişkisini, aşk nedir, ilişki nedir sorgulaması üzerinden ele alıyor. Yazar adayı Arif (Erdal Beşikçioğlu) ile onun hayatını ve kadın algısını ters yüz eden Müzeyyen'in (Sezin Akbaşoğulları) yaşadıkları, genel olarak kadın-erkek ilişkileri düşünüldüğünde ezberleri de bozuyor. Mesela bu filmde son sözü kadın söylüyor. Naif, kendi içinde bütünlüklü, meselesini iyi işleyen, sinematografisi yerli yerinde bir film Fakat Müzzeyyen Bir Derin Tutku. Kaçırmayın.