X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türkiye evim gibi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türkiye evim gibi

  • Giriş Tarihi: 27.12.2014
Türkiye evim gibi
Türkiye evim gibi

Dünyagöz Hastaneleri'nin medikal direktörü Yunan profesör Dr. Ioannis Pallikaris, dünyanın en önemli oftalmologları arasında yer alıyor. Geçen temmuzda eşiyle birlikte İstanbul'a yerleşen Prof. Dr. Pallikaris, Nişantaşı'nda yaşıyor, Beşiktaş'ta gençlerin takıldığı kafelerde vakit geçirmekten hoşlanıyor

Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Derneği eski Başkanı Prof. Dr. Ioannis Pallikaris, lazer tedavilerinde çığır açan Lasik yönteminin mucidi olarak biliniyor. Dünyagöz Hastaneleri'nin medikal direktörü olan 67 yaşındaki profesörle yaklaşık altı aydır yaşadığı İstanbul'da nasıl vakit geçirdiğini, işine olan aşkını konuştuk.
- Daha önce İstanbul'a gelmiş miydiniz?
- 10 yıldır her ay üç günlüğüne İstanbul'a geliyorum. Temmuz ayından beri de devamlı buradayım. Eşimle birlikte Nişantaşı'nda oturuyoruz.
- Nişantaşı'nı siz mi seçtiniz, eşiniz mi?
- Tahmin edebileceğiniz gibi eşim seçti. Aslında kendisi daha çok şehrin dışında yaşamayı seviyor ama Nişantaşı çok merkezi, her yere de çok yakın, Aynı zamanda Avrupai bir yer. Sık sık arabayla trafiğe takılsam bile yine de seviyorum.
- Çocuğunuz var mı?
- Üç tane çocuğum var. Onlar Yunanistan'da.
- Birçok ülkeden çalışmak için teklif almışsınızdır. Neden Türkiye'yi seçtiniz?
- Türkiye evim gibi. Burada kendimi Yunanistan'da, evimdeymiş gibi hissediyorum. Kültürümüz ve alışkanlıklarımız birbirine çok benziyor. Burada arkadaşlarım da var. Türkiye'yi seçmemin en önemli nedenlerinden biri de Dünyagöz Hastanesi'nde çalışmak oldu. Bir süre İsviçre ve Amerika'da da çalıştım ama başka bir ülkeden teklif gelseydi gitmezdim.
- Halkımızı nasıl buluyorsunuz?
- Yüzleri benim yüzüme çok benzediği için seviyorum tabii ki. Davranışları, reaksiyonları, sıkı aile bağları Yunanistan'da da aynı şekilde olduğu için alışmakta zorluk çekmedim.

KİTAP OKUYOR, SPOR YAPIYORUM

- Yoğun bir iş hayatınız var. Bilim insanısınız her şeyden önce. Sürekli üretiyorsunuz. Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?
İstanbul hakkındaki tarihi kitapları okumayı çok seviyorum. Orhan Pamuk'un romanlarını okuyorum. Zaten genelde çok kitap okurum. Ayrıca çok spor yapıyorum.
- Güne sporla mı başlıyorsunuz?
- Her gün spor yapıyorum. Hafta sonu at biniyor, yelken yapıyorum. Sabahları sahilde bisiklet sürüyorum. Haftada üç gün de yoga yapıyorum. Resim yapmayı sevdiğim için zaman bulursam resim yapmak da istiyorum.
- İstanbul'da nereleri gezdiniz?
- Turistik yerlerden çok, gerçek insanların nerede yaşadığını görmeyi tercih ediyorum. Yürümeyi de çok sevdiğimden sanat galerilerine yürüyerek gidiyorum. İstanbul'un eski bölgelerini daha çok seviyorum. Yunan Patrikhanesi'ne de gidiyorum, arkadaşlarımla camiye de. Geçen pazar günü Galata Mevlevihanesi'nde sema törenine katıldım.
- Hastaneden çıktıktan sonra vaktinizi nasıl geçiriyorsunuz?
- Genelde Beşiktaş'ta oluyorum. Üniversitelilerin takıldığı kafelerde vakit geçiriyorum. Ayrıca Nişantaşı'nda bir kahve var parkta, orada da oturuyorum. Kitap okuyup kahve içiyorum.
- Türk yemekleriyle aranız nasıl?
- Çok beğeniyorum ama aynı zamanda çok da tehlikeli buluyorum. Fıstıklı kebap, künefe.... Eşim yedirtmemeye çalışıyor hatta yasakladı.

TEKNOLOJİ ŞAŞIRTIYOR

- Neden göz hekimliğini seçtiniz?
- Aslında mimar olmak istemiştim. İstemeyerek doktor oldum.
- İstemeyerek doktor olduğunuz halde nasıl bu kadar başarılı oldunuz?
- Birincisi Yunancada bir deyim vardır: "Karizmatik olduktan sonra, ne olursa olsun her şeyi karizmatik yaparsın." Şaka bir yana gençken çok fazla resim yapıyordum. Resim çok detaylı bir uğraş olduğundan dolayı işimin de detaylı olmasını istedim. Mikro cerrahi, nöroloji ya da oftalmoloji gibi... Ya göz doktorluğunu ya da sinir cerrahlığını seçecektim.
- En zor alanı seçmişsiniz...
- İnsanların altı hissi vardır. Bu altı hissin en önemlisi görmektir çünkü daha fazla bilgiyi görerek alırız. Bilgilerin yüzde 80'i görmekten geliyor. Bu yüzden en önemlisi görmektir diye düşünerek bu alanı seçtim.
- Körlük tarih olacak mı?
- Bu çok zor bir soru. Teknoloji bizi her gün daha fazla şaşırtıyor.
- Kök hücre ile körlüğe çare bulunabilir mi?
- Araştırmanın dalları kök hücre, gen terapisi ve benzerleri. Dünya Göz Hastanesi'nde seneye çip takmaya başlayacağız. Ama bunun için birçok insan lazım, psikolog, cerrah... 500 kişiden sadece birine yapılabiliyor. Çip tam olarak görmeyi sağlamıyor ama odanın oryantasyonunu verebiliyor.
- Renkler seçilebiliyor mu?
Hayır, renkler seçilemiyor. Ama 20 sene önce kim diyebilirdi ki bir cep telefonuyla hem telefonla konuşabilir hem de resim çekilebilirsiniz diye. O yüzden teknoloji her zaman şaşırtabilir. Belki 20 sene sonra gerçekten bir şeyler bulunabilir. Kök hücrelerde de aynı şey. Bu konuda şu an bir şey denilemez.

ERİŞEMEDİĞİNE ULAŞ

- En büyük hayaliniz nedir? Yapmadan ölmek istemediğiniz...
- Göz doktorluğu, oftalmoloji üzerine en az beş tane projem var önümde. Bunları tamamlamak istiyorum. Lens de tasarladım. Normal gözün lensiyle aynı işlevsellikte.
- Bir yönetici olarak tahammül edemediğiniz çalışan profili nedir?
- Kendine güvenmeyen insanlara, yalancılara tahammül edemiyorum. Motivasyonu yüksek, hırslı, ilerlemek ve basamak atlamak isteyen, vizyonu olan insanları seviyorum. Size Yunan yazar Kazancakis'in ünlü bir sözünü hatırlatmak istiyorum: "Erişemediğine ulaş."
- Bir doktor hangi hatayı yapmamalı?
- Birisine isteyerek zarar verirse, yanlış bir ameliyat yaparsa, yanlış bir müdahalede bulunursa o doktorla çalışmam.
- Gözlerinizden hiç operasyon geçirdiniz mi?
- Lazer yaptırdım. Hem yakın hem uzak için.
- Kim yaptı?
- Ben çok iyi bir öğretmenim, çok iyi öğrencilerim var. Operasyonu da öğrencilerim yaptı.
- Unutamadığınız bir anınız var mı?
- Bir tane hastamı hiç unutamayacağım. O zamanlar asistandım, Zürih Üniversitesi'nde. İsviçreli, çok zengin bir beyefendiydi. Büyük şirketleri vardı. Her sene doğum gününde top atıyormuş. Son seferinde ateş etmeye çalışmış ama patlamamış. İki gözünü de kaybetmiş. Acile gelmişti. Çok özel bir vakaydı. Böyle özel vakalara ilişkin çok fazla bilgim yoktu. Daha çok bir insan olarak konuşmaya başladım, psikolojik olarak yardımcı olmaya çalıştım. O kişi o kadar zengin ve güçlü olmasına rağmen o günden itibaren sürekli gelmeye başladı kontroller için. Sonra arkadaş da oldu. Benim için çok büyük bir ders oldu. Hastalara insan olarak yaklaşmamız, güven ilişkisi oluşturmamız lazım.