X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bu ikili kasıp kavuracak
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bu ikili kasıp kavuracak

  • Giriş Tarihi: 10.1.2015
Bu ikili kasıp kavuracak
Bu ikili kasıp kavuracak

Kadir Doğulu son dönem popülaritesi artan, dizi sektörünün ve izleyicinin sevdiği isimlerinden. Elçin Sangu ise henüz sektörün yenisi. Dizi camiasına göre Doğulu ve Sangu'nun yeni dönemde yıldızı parlayacak

Kadir Doğulu Mersinli, Elçin Sangu ise güzeller güzeli İzmir'den. Doğulu'da sıcak yerlere has rahatlık ve samimiyet, Elçin Sangu'da ise İzmirlilere özel zerafet var. İkisi de Mersin'de bir dönem birbirine teğet geçmiş, Kadir Doğulu İstanbul'a yaşamaya geldiği dönemde Sangu Mersin'de okumaya gitmiş... Şimdi bu ikilinin Mersin'de teğet geçen hayatları ekranda birleşti. Doğulu'yu bir süredir tanıyoruz, önce magazin basının radarına girdi... İşletmeciydi oyuncu oldu... Çocukluktan itibaren yemekle arası hep çok iyi olmuş Doğulu'nun, öyle ki oyuncu olarak tutunmuşken, tutkusunun peşinden gitmeyi ihmal etmemiş ve Okan Üniversitesi'nde gastronomi eğitimi almış, o artık diplomalı bir uzman. Elçin Saygun'la henüz tanıştı izleyici... Ama dizi sektörü ağlarını örmüştü, henüz ikinci işinde başrolü kaptı. Aslen opera eğitimi almış biri... Önünde uzun bir yol var ama hızlı başladı. Şu ara kısa sürede hayatında meydana gelen değişikliğin şaşkınlığını yaşıyor... Artık onlar ekranların yeni ikilisi... Doğulu ve Sangu Dalaman, Köyceğiz, Ula ve Fethiye'de çekimlerine bu ay başlanacak olan Sevdam Alabora isimli dizide buluştu. İkili dizide geçmişin günahları üzerine örülmüş büyük ve tutkulu bir aşk yaşayacak. İşi bilenler ikilinin birbirine çok yakıştığını, aralarında uyumlu bir elektrik olduğunu söylüyor, bir de izleyiciyi ekrana kilitleyeceklerini... Hal böyle olunca biz de "Bakalım Kadir Doğulu ve Elçin Sangu büyük ve tutkulu bir aşkı canlandıracak kadar uyumlu mu" deyip onlarla bir araya geldik. Bakın neler anlattılar...

- İkiniz de farklı şehirlerde doğmuş ama işiniz nedeniyle İstanbul'da yaşamaya başlamışsınız... Ne zaman geldiniz İstanbul'a?
- Kadir Doğulu:
1999'dan beri İstanbul'da yaşıyorum. Mersinliyim.
- Elçin Sangu: Dört yıldır İstanbul'da yaşıyorum, İzmirliyim. Mersin Konservatuvarı'ndan mezun oldum.

- Mersin ortak noktanız... Nasıl bir yer Mersin?
- K. D:
Yüzölçümü olarak İstanbul'dan daha büyük ama nüfusu çok daha az. Bu nedenle paylaşım alanları çok geniş. Harika bir sahil şeridimiz var. Sıcaklığın getirdiği bir dinginlik, insanlara rahat düşünme alışkanlığını vermiştir. Ben de öyle biriyim. Komşuculuk, mahalle, dayanışma inanılmaz ileri seviyedeydi benim yaşadığım senelerde. Herkes gibi sıradan, sokakta top oynayarak geçti çocukluğum. Hâlâ da öyle, beni sıradan yapmayan hiçbir şey yok hayatımda. Beş kardeşiz biz. Annem babam emekli Mersin'deler. Biz beş kardeş farklı yerlerde okuyup İstanbul'da buluştuk.

- Siz de sahil şeridindensiniz... Sizinki nasıl bir aile?
- E. S:
Tek çocuğum ben. Ama bizim ailemiz de kalabalıktı. Teyzeler, kuzenler... Çerkesiz ve koloni halinde yaşamayı seviyoruz. Mutlu, sıcak bir ailem var. Çocukluğumdan itibaren, sanata bir eğilimim vardı özellikle müziğe. Mersin'de konservatuvar kazanınca okumaya başladım. Ama okul hayallerimdeki gibi değildi.

- İkiniz de farklı işlerden gelip oyunculukta buluşmuşsunuz.... Nasıl çizildi o yol haritası?
- K. D:
Mersin bir süre sonra yetmedi bana. Abim buradaydı, akrabalarım vardı İstanbul'da. Biz kalabalık bir aileydik, birkaç kişinin birden çalışması gerektiği için, çeşitli işlerde çalıştım. Turizm otelcilik bunlardan biri, gece kulüplerinde garsonluk, barmenlik yaptım. Bu işi devam ettirmek istedim İstanbul'da. İstanbul'da birkaç mekanın işletmeciliğini yaptım. Yiyecek, içecek sektöründe çok önemli insanlarla tanışıp, onlarla iş yaptım. Kendi mekanlarım oldu. İşlettiğim mekanlarda tanıştığım insanların vasıtasıyla dikey geçiş yapıp oyuncu oldum. Aslında çocukluğumdan beri tutkumdu, kuzenlerimle ve kardeşlerimle kendi skeçlerimizi yazar, oynardık. Yaşam şartları başka işler yapmayı gerektirdi ve o hevesten uzaklaştım. Birgün Timur Savcı gelip, "Yapar mısın?" dedi... İnatla birkaç defa teklifte bulundu. Sonra başladım. O günden beri durmadan çalışıyorum. Bu işe girmeden önceki ekonomimle, oyunculuğa ilk başladığım dönemdeki ekonomim arasında ciddi farklar vardı. İşletmecilik o anlamda daha cazipti aslında. Ama burada insanlardan karşılıksız sevgi ve saygı görüyorum. Bu hazzın karşılığı olamaz.
- E. S: Operada okurken, sanatın okul müfredatıyla öğrenilecek bir şey olmadığını anladım. Usta çırak ilişkisine inanıyorum. Okulu ve koşulları gördükten sonra opera yapmamaya karar verdim. Küçüklüğümden, "Sen ilerde ünlü olunca" cümlesini duyarak büyüdüm... Oyunculuk da ilgi alanım içindeydi. Menajerim keşfetti beni İzmir'de. Tiyatroyla ilgileniyordum o dönem. Menajerim İstanbul'a çağırdı ve dizi sektörünü önerdi. Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisinden bir rol geldi ve sonrası çorap söküğü gibi devam etti.

- Sektöre hızlı giriş yapıp, kısa zamanda başrol oldunuz... Heyecanlandırıyor mu bu durum?
- E. S:
Dizi sektöründe erkeğin alternatifi çok yok ama kadının çok. Ve diziler kadın oyuncu üzerinden değil erkek oyuncu üzerinden dönüyor. Hâlâ bazı şeyleri algımakta güçlük çekiyorum, "Bana nasıl başrol geldi?" heyecanı değil bu. O konuda kendime güveniyorum ama hayatımın bu kadar kısa sürede böylesine değişmesine çok şaşırıyorum. Dört yıl önce tiyatro yapmaya çalışan biriydim, şu an bambaşka bir yerdeyim...

- Ünlü ve popüler olacaksınız, bu nasıl hissettiriyor?
- E. S:
Hiçbir zaman insanlar arasında yürüyemeyecek kadar ünlü olmak istemem. Kıvanç Tatlıtuğ mesela, onun durumunda olmak istemem.

ANNEM KUTU KUTU YEMEK GÖNDERİR


Neden gastronomi eğitimi aldınız?
- K. D:
Kardeşlerim okusun diye çok daha geç başladım okul hayatına. Onların eğitimlerini tamamlatacak maddi imkana kavuşunca, ben de akademik eğitimimi tamamlayayım dedim. Annem mutfakla ilişkimin temelini oluşturan kişidir. İtalyan ailesi gibiydik. Büyük ve kalabalık sofralar olurdu hep evimizde... Her bahaneyle bir araya gelip geniş sofralar kurardık. İstanbul'a yerleşince annem Mersin'den yemek kolileri yapıp göndermeye başladı. Tencerede pişirilebilecek her yemeği yapıp gönderebilir. Salça, limon, domates, salatalığımız Mersin'den gelir... Pul biberi bile annem yapar. Arkadaşlarımın arasında efsane olmuştur. Annem basit bir makarna bile yapsa, ekmeğin üzerine bir şey bile sürse, baharatlarla renklendirir. Damak tadımızı çok yükseltti çocuklukta. Yemeğe ilgi, güzel yemek yemekle başlıyor zaten. İstanbul'a ilk geldiğimde en çok zorlandığım şey yemekti. Herkes bir ıslak hamburger tutturmuş gidiyordu. Ama hayat öyle geçmiyor. Kendi yemeklerimi yapmaya başladım. Ben de büyük sofraları burada kuruyorum arkadaşlarıma.

- Tüm oyuncular zayıf kalmak uğruna aç gezerken, sizin durumunuz biraz tezat değil mi?
- K. D:
Ben inanılmaz çok yemek yerken, şekerine, tuzuna, ekmeğine dikkat ederim. Tavada ya da tencerede pişirdiğin yemeğin kalitesini koyduğun malzemeler belirler. Vücuduna bıraktığı etkiyi pişirirken düşünebiliyorsun.

- Yemeği bir kültür olarak gören birisiniz belli ki. Böyle birinin karşısına sadece salata yiyen biri çıkarsa ne olur?
- K. D:
Tüylerim diken diken oluyor. O kişi gününü zamanlamasını bilmiyor o zaman. Her şeyi ne zaman ve nasıl yiyeceğini programlamak daha kolay aslında. Sadece yemek değil, her konuda obsesif olan insanlar beni rahatsız etmiştir hep. İnsanlar mevsime ve gününe göre programlarsa ruhuna da iyi gelerek beslenebilir. Rahmetli anneannem "Yemek pişmeyen ev ısınmaz" derdi. Bence de öyle. Benim evimde de bir öğün bile olsa yemek yenmeli.

ÇOK TUTKULU BİR AŞK BEKLİYOR İZLEYİCİYİ

Şubat ayında yayınlanacak Sevdam Alabora atv ekranlarının en iddialı yapımlarından... Büyük bir intikam ve aşk hikayesini konu alan dizide Kadir Doğulu Gökhan, Elçin Sangu ise Zeynep isimli karakterleri canlandırıyor.

- İlk kez bu iş için bir araya geldiniz. Aylar boyunca birbirine âşık iki genci canlandıracaksınız... Birbirinizle ilgili ilk hisleriniz neydi?
- E. S:
Böyle durumlarda "Anlaşabileceğim, aynı dili konuşabileceğim bir rol partnerim olur umarım" diye yola çıkıyorum. Adamın tipinden, oyunculuğundan çok, nasıl bir insan olduğu önemli bana göre. Kadir'le ilk karşılaştığımızda çok pozitif bir enerjisi vardı. Tanıyan insana sorduğumda hakkında hiç kötü bir şey duymadım hatta çok güzel şeyler söyleyenler oldu. Bir araya gelmeye başladıkça gördüm ki; insani değerleri yüksek, çok tatlı bir insanmış.
- K. D: İnsanlarla iletişime geçmeyi çok seviyorum. Yeni insan tanımak, güzel tecrübe ve heyecan olarak geliyor. Bu gibi işlerde partnerin önemini tecrübe ederek de öğrendim. İnsanların istediği şeyi, doğru ve güzel yorumlarsak rol yapmaya gerek kalmayacağını düşünüyorum.

- Canlandıracağınız karakter at biniyor. Sizler de iyi birer biniciymişsiniz...
- K.D:
Yaklaşık 10 senedir düzenli olarak at biniyorum. İyi ki edinmişim dediğim hobilerimden. Hobimi işimde kullanacağım aklıma gelmezdi. Elçin de ilk kez biniyor ama hiç hissedilmiyor. İnanılmaz yakışıyor hatta. At üzerinde çok iyi görünüyor.

- İstanbul'dan tası tarağı toplayıp Muğla'ya taşınıyorsunuz...
- K.D:
Yemek yemeği çok sevdiğim için ilk önce onları araştırdım. Yeni yerler ve insanlar benim için keyifli olacak. Bu kadar kozmopolit bir yerde yaşadıktan sonra sakin bir yere gitmenin işime ekstra motivasyon katacağına inanıyorum. Telefon trafiği bile azalacak...
- E.S: Sanki tatile gidiyor gibiyiz. İyi gelebilir diye düşünüyorum. Evimden ayrılmayı hiç sevmem ama oraların tatlı bir havası var insanı cezbeden.