X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bürokrat olacaktı bakırcılığı seçti
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bürokrat olacaktı bakırcılığı seçti

  • Giriş Tarihi: 31.1.2015
Bürokrat olacaktı bakırcılığı seçti
Bürokrat olacaktı bakırcılığı seçti

Emir Ali Enç, diplomat bir ailenin oğlu. Dışişleri Bakanlığı sınavlarına hazırlanırken her şeyi bırakıp bakır ustası olmaya karar veriyor. Ustaların yanında çırak duruyor. Şimdi Kapalıçarşı'daki dükkanında dünyanın en önemli mutfakları için bakır tencereler hazırlıyor

Kapalıçarşı'nın ara sokaklarında, birbirinden renkli, bir o kadar karmaşık dükkanları arasında bir "Monşer"in oğluyla buluşmak için yola düştük. "Siz atölyeyi bulamazsınız, Mahmutpaşa Kapısı'ndan alayım" sizi diyen genç bize doğru yürüyordu. Selamlaştık ve atölyesine doğru yola çıktık. Çevrede sağlı sollu tekstil atölyeleri dikkat çekiyordu ama o, gördüğümüzün ötesindeki çarşıyı anlatmaya koyuldu... "Bu görüntü kirliliğinin ötesinde bir tarih var burada, biraz daha yukarı bakarsanız, hem mimariyi hem de tarihin izlerini görürsünüz" diyordu... Anne ve babası büyükelçi olan, canı sıkılmış macera arayan biri olduğunu düşündüğüm için, atölyesinin çarşının basitliğinden uzak, fazlaca abartılı olacağını hayal etmiştim. Yanılmışım! Buz gibi, küçücük, sıkışık bir bakır atölyesinden içeri girdik. Üç katlı bu mekanın giriş katında ortalık darmadağındı... Şaşkınlığımı fark etmiş olacak, "Yerleşmeye çalışıyoruz ama işler çok yoğun bir türlü fırsat bulamıyoruz" dedi. Hemen fotoğraf çekimine başladık. Üzerine işçi tulumlarını giydi ve alt kattaki daracık dökümhaneye girdi... Biraz önce tarihten bahseden adam gitmiş, yerine bir bakırcı ustası gelmişti. Bakır tencereleri nasıl eğdiklerini, şekil verdiklerini anlatırken, şaşkınlığım biraz daha arttı. İşine tutkuyla bağlı olduğu ve şekil verdiği bakırları epey sevdiği belli oluyordu. Büyükelçi bir anne ve babanın ikinci çocuğu olarak İran'da dünyaya gelen Emir Ali Enç, hayatı boyunca anne ve babasının görevleri dolayısıyla farklı ülkelerde, farklı şehirlerde yaşamış. 43 ülke gezmiş. Anaokuluna İsviçre'de, ilkokula Fransa'da gitmiş. Ortaokulu Almanya'da, lise ve üniversiteyi Kanada'da okumuş. Bu arada her ülkenin kültürünü, alışkanlıklarını ve elbette dilini öğrenmiş. Üniversiteye başladığında sekiz dili, ana dili gibi konuşuyormuş. Yedi kuşak memur bir aileden gelen annesi, oğlu için hep Dışişleri Bakanlığı'nda bir kariyer hayali kurmuş. Bunun için babası dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun kapısını bile çalmış. Oysa o annesinin çok farklı bir yönünden etkilenerek büyümüş. "Kimdi ilham kaynağınız?" diye sorduğumda, gülümseyerek cevap verdi: " Annem hem kariyer sahibi güçlü bir kadın; hem de bir yemek ustasıdır. Her zaman güzel yemekler yapar. Ben de çocukluğumdan beri mutfakta onun yanında bir çırağı gibi yemek yapmayı öğrendim. Evimizde hem İran'dan İsfahan, hem de Osmanlı Dönemi'nden İstanbul işi nefis bakır tencere takımlarımız vardı. Yaşadığım ülkelerin yemek kültürünü öğrenmek hep tutkuydu benim için." Ailesinin beklenti ve isteğini de geri çevirmek istemediği için Kanada'da uluslararası ilişkiler okuduktan sonra bakanlık sınavlarına hazırlanmaya başlamış Emir Ali Enç. Sınavlara hazırlandığı dönemde annesiyle mutfakta güzel yemekler yaparken yaşanan bir olay dönüm noktası olmuş: "Dışişleri Bakanlığı sınavlarına hazırlandığım yıl kendimi üç aylık bir kampa aldım. Bir yandan ders çalışıp, bir yandan da yemek yapıyordum. Sonuçta evimizin mutfağındaki bakırlar artık yetmemeye başladı. İnternette arama yaparken arama terimlerini İngilizce yazdığımda ne göreyim? Profesyonel bakır piyasasının tamamı, geçmişte bakırcılık kültürü pek az olan Fransa ve İtalya'nın elinde. Bakırcılığı harika olan Türkiye'nin ise dünya piyasasında esamesi okunmuyor." Sınavları boş vermiş. Sırt çantasını alıp, arabaya atlamış ve istikameti de Suriye'nin Halep şehri olarak belirlemiş. Yolda Urfa, Antep ve Maraş'a da uğrayarak bu işi öğrenme molaları vermiş. Aylarca bakırcı atölyelerinde çırak gibi çalışmaya başlamış. Sekiz ay sonra tava dövebilecek kıvama gelmiş. Halep'te altı ay boyunca iyi bir ustanın yanında eğitim almış. Yolu Kapalıçarşı'daki Bakırcılar Çarşısı'na düştüğünde de bakırcılığı iş haline getirmeye karar vermiş. 2012'de Eminönü Mercan Yokuşu'ndaki ilk üretim tesisini açıp tam anlamıyla bir macereya ilk adımını atmış. İki metrakarelik bu yer Soy ismini verdiği markasının da doğduğu yer olmuş. İlk büyük satışını İsviçre'deki iki Michelin yıldızlı bir şefe yaptıktan sonra doğru yolda olduğunu anlamış. Onunla ilgili Dışişleri Bakanlığı'nda bir kariyer hayali kuran anne ve babası da Emir Ali Enç'in başarısını görünce onunla birlikte çalışmaya başlamış. Şimdilerde epey fiyakalı müşterileri var. Şu an 21 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Ürünleri daha çok Michelin yıldızlı restoranlar tarafından tercih ediliyor...