X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Popülerlik vasatlığı örtmüyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Popülerlik vasatlığı örtmüyor

  • Giriş Tarihi: 28.2.2015
Popülerlik vasatlığı örtmüyor
Popülerlik vasatlığı örtmüyor

En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar'ı alan Birdman, bir oyuncunun aşırı acıklı hikayesi üzerinden günümüz insanının egosal problemlerine odaklanıyor. Tablo çok da parlak değil

BIRDMAN VEYA (CAHİLLİĞİN UMULMAYAN ERDEMİ)
Birdman: Or (The Unexpected Virtue of Ignorance)

Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu'nun Oscarlı filmi şöyle bir alıntıyla başlıyor: "Bu hayattan istediğin şeyi aldın mı? Aldım. Ne istiyordun? Sevildiğimi bilip hissetmeyi." Sonra kamera Broadway'deki bir tiyatro salonunda yeni oyununun provalarını yapan oyuncu yönetmen Riggan Thomson'a odaklanıyor. Oynadığı süper kahraman filmiyle vakti zamanında popüler olan Thomson, bu oyunla sadece popüler bir oyuncu olmadığını ispatlamanın bir yeniden dönüş yapmanın peşinde. Odasında aynaya bakarken bir not ilişiyor gözümüze. Notta "Bir şey aslında o şeydir. Başkalarının onun hakkında söylediği şey değildir" yazıyor. Birdman'in dert ettiği mesele aslında buralarda gizli. Riggan vasat olduğunu bilen bununla bir türlü yüzleşemeyen ama başkalarının gözünde daha farklı (prestijli demeli) bir noktada görünmek isteyen biri. Yaşadıklarının, tuhaf ruh halinin, iç çekişmesinin, histerisinin sebebi de bu. İçten içe popülerliğinin vasatlığını örtmediği biliyor. İyi bir oyuncu olarak anılmak ya da filmin başındaki alıntıya referans verirsek özünde sevilmek istiyor. Yani başkalarının gözündeki kendinin nasıl göründüğünü önemsiyor. O notu başucuna koysa da... Öte yandan Riggan treni de kaçırmış. Kızıyla tartıştığı sahnede yaşadığımız dijital dünyada popüler olmanın kurallarının yeniden yazıldığını fark etmediğini, sanal alkış 'like'lardan, 'tık'lardan bi haber olduğunu öğreniyoruz. Inarritu, bir oyuncunun aşırı acıklı durumundan aslında, günümüz insanının egosal problemlerinin geldiği noktayı, yarattığı kişilik bölünmesini bize anlatıyor. Sevilme ve etrafındakiler tarafından sürekli pohpohlanma ihtiyacının insana neler yaptırabileceğini filmin sonunda gösteriyor. Bu egosal dünyada ne olduğun (yetenekli mi vasat mı) önemli değil başkalarının gözünde nasıl göründüğün, yani imaj önemli demeye getiriyor. Anlaşılan bu egosal dünyayı tuzla buz eden tek şey eleştiri. Çünkü gerçeği Riggan'a o haykırıyor. Fakat Inarritu işlevsel olarak bir eleştirmen karakterini filme dahil ederek bu durumun altını çizerken ipin ucunu kaçırıyor ve eleştirmeni yerin dibine sokuyor. Böylece eleştirmen düşmanı bir yönetmen konumuna düşüyor. (Ki öyleyse Hayatın Kendisi belgeselini oturup izlemesini salık veririz) Inarritu'nun bunları bir sinematografik meydan okumayla, yani filmi tek plan çekerek yapmaya çalışmasının sebebini anlamak zor. Çünkü Sokurov'un Rus Hazine Sandığı ya da Derviş Zaim'in Nokta'da olan gördüğümüz içerikbiçim bütünleşmesi Birdman'de yok. İyi çekilmiş olsa bile bu tek plan tercihi bir noktadan sonra yorucu olmaya başlıyor. Geçen hafta Oscar alsa da açıkçası Inarritu'nun filmografisinde çok da üst sıralarda durmayan bir film Birdman. Ama Michael Keaton için adeta bir geri dönüş filmi. Bir zamanların popüler filmlerinde oynayan Keaton, Riggan performansıyla küllerinden yeniden doğuyor. Bir başka iyi performans da Edward Norton'dan geliyor.

HER ŞEYİN TEORİSİ / THEORY OF EVERYTHING)

Hawking hakkında her şey!
Geçen hafta Enigma filmiyle bilgisayarın babası, İngiliz matematikçi Alan Turing'in hayatına vakıf olmuştuk. Bu hafta da Her Şeyin Teorisi filmiyle bir başka İngiliz bilim insanı huzurlarımıza geliyor: Stephen Hawking. James Marsh'ın yönettiği Her Şeyin Teorisi, baştan söyleyelim iyi bir biyografi filmi. Stephen Hawking'in dahi oluşunu da zaaflarını da hesaba katarak bir portre koyuyor önümüze. Ama filmin yaptığı bir şey daha var. Hikayeye ciddi anlamda Stephen Hawking'in ilk karısı Jane'i de ortak ederek daha katmanlı ve akışkan bir film koyuyor önümüze. Hawking'i canlandıran Eddie Redmayne'ın En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını kazanması şaşırtıcı değil. Çok iyi çünkü. Ama Jane'i oynayan Felicity Jones da bizce en az onun kadar iyi.