X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ah şu modern hayat!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ah şu modern hayat!

  • Giriş Tarihi: 21.3.2015
Ah şu modern hayat!
Ah şu modern hayat!

Istanbul'74'te sergi açan Robert Montgomery: Modern hayatın dengesizliğini yumuşatmaya ve kırmaya çalışıyorum

Çağdaş sanat hayat akışında birçok yerde karşımıza çıkıyor. Gün geçtikçe yeni sanatçılar, yeni türler, değişik ifadeler sanat gündeminde kendine yer buluyor. Robert Montgomery ve eserleri gibi... Çalışmalarının temelinde yer alan şiirsel mesajları aracılığı ile kavramsal sanat geleneğini sürdüren Robert Montgomery, ahşap oymacılığı, sulu boya, alevler, ışık ve billboard enstalasyonları gibi farklı teknik ve mecraları kullanarak oluşturduğu çalışmaları ile tanınıyor. Şiirin günümüz çağdaş dünyasında yeniden yer bulacağını savunan Robert Montgomery, sanatsal çalışmalarını da bu yönde sürdürüyor. Sanatçı Istanbul 74'te açtığı sergisi nedeniyle İstanbul'a geldi. Biz de onunla buluştuk.

- Eserlerinizi nasıl tanımlarsınız?
- Eserlerimi 'şiirsel konulu eserler' olarak adlandırabilirim. Konu ile ilgili çalışmaya başladığımda Lawrence Weiner ve Jenny Holzer eserlerinden ilham aldım ve eserin konusu yenilikçi şiire yakın bir ifadede olabilir mi diye denemeye başladım. Weiner ve Holzer'den ne kadar etkilenmişsem, şairler Philip Larkin, Sylvia Plath veya John Ashbery'den de aynı derecede etkilenmişimdir.

- Galeri sergisiyle sokak sanatının arasındaki fark sizce nedir?
- Bence ayırım yapmak gerekmez. Benim gibi sanatçılar galeride ya da sokakta gayet rahat eserlerini üretebilirler. Benim önem verdiğim konu, sadece bir kesmin değil, her iki kesimin de izleyicilerine ulaşmak. Nesil olarak, mermer kalede tutsak kalmaktansa, eserlerimizi demokratikleştirmek istediğimizi düşünüyorum. Sokak sanatının popülerleşmesinde bence Banksy'nin büyük rolü var. Çünkü Banksy gerçekten çok iyi.

- Siz metinlerinizi nasıl yazıyorsunuz, size ilham veren nedir?
- Zannediyorum her sanatçı gibi, ben de umutsuzluğun derinliğinden ve yalnızlıktan etkilenerek, dünyanın acımasızlığına ve şiddetine çare bulmaya ve modern hayatın dengesizliğini yumuşatmaya ve kırmaya çalışıyorum. Her durumda yazabiliyorum- bir takside akıllı telefonuma yazıp, kendime e-posta gönderiyorum, daha sonra düzeltmeleri yapıyorum. Dünyevi olayların içindeki güzellikler, örneğin, günlük olağanüstü olayları keşfetmek, havanın güzelliğini hatırlamak, uçak ve hatta radyo gibi çok çabuk sıkılabileceğimiz şeyleri hatırlamak, bunların hepsi bana ilham veriyor

- Eserlerinizde kapitalizme vurgu yapıyorsunuz. Bu konuda nasıl bir farkındalık yaratmak istiyorsunuz?
- Kapitalizm konusunda bir kavşakta olduğumuzu düşünüyorum. Kuşak olarak miras kalan bu ekonomik sistemler bizim, evet, ancak bu sistemler sonsuza kadar kalıcı olmayacaktır. Sorgulamamız ve ekolojik olarak, eşitlik, iyilik gözeterek geliştirmemiz ve iyileştirmemiz gerekir.

- Daha önce de İstanbul'a geldiniz ve Boğaz manzarasının tam karşısında bir eser gerçekleştirdiniz. İstanbul'la ilgili neler hissediyorsunuz?
- İstanbul'u çok sevdim. İlk geldiğimde, Galata sokaklarında dolaştım ve takıldım kaldım. Galatasaray'daki eski şehri çok sevdim, benim için Fas'taki Tanca eski şehri gibi fakat sosyal hayat daha özgür, farklı kültürleri barındıran ve daha eğlenceli bir yer. İstanbul'da bir barda Nirvana şarkısı çalarken diğer taraftan ezan sesinin karışmasını çok sevdim. Bu benim için benzersiz bir İstanbul müziğiydi... Şehri güzelleştiren bu iki müziğin barışçı birleşmesi.