Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sözünde duran çocuklar!

Giriş Tarihi: 28.3.2015
Sözünde duran çocuklar!

Yasin Uslu ilk filmi Bizim Hikaye'de muhafazakar kesimin 12 Eylül darbesine itirazını resmediyor ve bir adalet arayışına ortak ediyor bizi. Film, bunu Babam ve Oğlum gibi daha duygusal bir anlatımla yapıyor

Memlekete nizam getireceğiz diye yola çıkan generaller, 12 Eylül askeri darbesine karar verirken bu darbenin aileleri nasıl paramparça edeceğini hiç hesaba katmadılar. Ama bu ailelerin çocukları çok şeye tanık oldu. Sinemada 12 Eylül ile hesaplaştığımız filmleri genelde çocukların gözünden izlememizin sebebi biraz da bu yüzden işte... O çocuklar büyüyor ve soruyor "Neden?" diye... Yasin Uslu'nun yönettiği Bizim Hikaye filminde de babası yazdığı bir kitap yüzünden 12 Eylül darbesi sonrasında tutuklanan ve hapishanede yaşamını yitiren avukat Ahmet (Haluk Piyes), yıllar sonra bu soruyu sormakla kalmıyor, 12 Eylül'ün bizatihi mahkemelerde yargılanmasını sağlıyor. Baştan söyleyelim bu açıdan film genel darbe filmlerimizden ayrılıyor!

SEYİRCİYLE GÜÇLÜ BAĞ

Ahmet'in babası İsmail Akıncı (Cansel Elçin) aslen 68 Kuşağı'ndan. Marmara Kırahathanesi'nden yolu geçenlerden. Oğlundan 'yıkılsam da hep ayağa kalkacağım' sözünü aldığı bir güzel günün akabinde tutuklanıyor. Sebep de yazdığı bir kitap. Darbecilere göre o 'Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlardan.' Akıncı'nın adını temize çıkarmaya ömrü vefa etmiyor, Ahmet de büyüyüp avukat olunca babasının itibarını geri almak istiyor. Yönetmen Uslu, Ahmet'in babası için verdiği mücadeleyi ve İsmail Akıncı'nın öyküsünü zaman atlamalı bir kurguyla anlatarak hem filmin anlatımını dinamikleştiriyor hem de darbenin etkilerinin günümüze kadar nasıl geldiğini gösteriyor. Ahmet'in, mücadelesini verirken bir taraftan da çok direnmesine rağmen aşka tutulması filmin bir başka boyutu. 'Geçmişe takılıp kalma' tehlikesini Ahmet, sevdalanarak aşıyor. Bu aşkın filme kattığı anlamı da İsmail'in arkadaşı Musa Amca'nın (Ahmet Mekin) ağzından dökülen bir cümle özetliyor: Aile kurmak mücadele etmeye engel değil. Ama bu şunun da göstergesi aynı zamanda: Bir kuşak sonra darbecilerin parçaladığı aile, yeniden kuruluyor işte! Açıkçası şimdiye kadar 40'ın üzerinde darbe filmi izledik ama darbenin muhafazakar kesimdeki etkilerini ilk defa Bizim Hikaye'de seyrediyoruz. Ama Bizim Hikaye'de çoğu darbe filminde gördüğümüz politik anlatı öne çıkmıyor. Film, daha çok Çağan Irmak'ın Babam ve Oğlum'un açtığı yoldan ilerliyor ve melodramik anlatıya sırtını dayıyor. Anlatılan hikayenin güçlü oluşu, Uslu'nun sinematografik becerisi ve bu melodramik anlatı sayesinde film seyirciyle kurmak istediği o duygusal bağı etkili bir şekilde kurabiliyor. Bunun için eğer filme aşırı bir seyirci talebi olursa ve insanlar gözyaşı dökerse şimdiden söyleyelim kimse şaşırtmasın!

HERKES MAĞDUR

Bizim Hikaye
'nin darbe üzerinden geçmişe yaklaşımında kapsayıcı bir perspektifi de var. Bu perspektif, filmde İsmail'in hapishanedeki en yakın arkadaşının bir solcu olmasıyla vücut buluyor. Film de bize sağcı, solcu, muhafazakar ayrımı gözetmeden darbenin tüm kesimlere acı yaşattığının altını çiziyor. Ama galiba bu filmin asıl vurucu yanı babaoğul arasındaki o masumane ve özel ilişki. Filmin başında Ahmet'in babasına verdiği sözü, hayatı boyunca şiar etmesi bunun göstergesi... Malum, çocukların babalarına verdiği sözün bir masumiyeti, tabii bir de vefası vardır. Bunun için güçlüdür. İşte bu gücü de gösteriyor bize Bizim Hikaye... Cansel Elçin, Haluk Piyes, Burcu Kıratlı ve elbet Ahmet Mekin'in performanslarıyla öne çıktığı Bizim Hikaye hem bize iyi bir yönetmeni müjdeliyor hem de fikirleri, inançları yüzünden bedel ödeyen insanların varlığını hatırlatıp, baskıcı rejimlerin her daim sonraki zamanlarda nasıl yargılandığını da gösteriyor.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Sözünde duran çocuklar!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz