X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çoğul yalnızlıklar içindeyiz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Çoğul yalnızlıklar içindeyiz

  • Giriş Tarihi: 4.4.2015
Çoğul yalnızlıklar içindeyiz
Çoğul yalnızlıklar içindeyiz

Cibali'deki Kadir Has Üniversitesi'nde yepyeni bir galeri açıldı. Galeri KHAS'ın yöneticisi ve ilk sergi Yalnız ve Kalabalık'ın küratörü Sabah yazarı Hasan Bülent Kahraman. İlk serginin teması ise kalabalık kentte yapayalnız yaşayan insan

Kadir Has Üniversitesi'ndeyiz. Eski bir tütün fabrikası olan bu yapıda bugünlerde yepyeni bir heyecan var. Kentin kültürel atmosferi burada açılan Galeri Khas ile canlanıyor. İlk serginin adı Yalnız ve Kalabalık. Galerinin duvarlarını 10 genç sanatçının yeni medya işleri süslüyor. Gürültü içinde sessiz, kalabalık içinde yalnız ve ona iyi gelen doğadan kopmuş insanın ruh haline tercüman olan fotoğraf, video ve neon işlerinden oluşan eserleri barındıran sergi 30 Nisan'a kadar devam edecek. "Kültürün ve estetiğin hayatımızdan çekildiği bu çağda inatla sanatın peşinden gitmeliyiz çünkü bu alanın hâlâ bize söyleyeceği çok şey var" diyen Hasan Bülent Kahraman'la uzun bir çalışma süreci sonrasında açılan galeride dolaşıp sohbet ettik.

- Galeri fikri nasıl doğdu?
- Burası bir 19. yüzyıl binası. Önemli bir restorasyondan geçmiş bir yapı. İki binanın kesiştiği yerde büyük bir boşluğumuz vardı. Zaten üniversite bünyesinde bir müze daha var. Rezan Has Müzesi. Müthiş bir toprakaltı koleksiyonuna sahip. Ben de 30 senedir çağdaş sanatın içindeyim. Dolayısıyla üniversitenin birikimiyle benim arayışlarımı ve yabana atılmayacak birikimimi bir araya getirmeyi düşündüm. Fakat galeriyi oluşturmak epey bir zamanımızı aldı. Benim geçmişimin, binanın geçmişinin, yakın dönem çağdaş sanat geçmişinin bir etkileşim alanı olarak burayı tasarladım.

- Galeri KHAS ile hedeflenen ne?
- Burası öncelikle bir galeri. Ancak herhangi bir ticari galeriden farklı elbette.Türkiye'de binbir zorlukla ayakta kalmaya çalışan galerilerle burayı rekabete sokacak bir pozisyon almak istemem. Burası aslında bir platform. Konumu da çok özel. Baktığımız zaman Galata Kulesi, Adalet Kulesi karşımızda, önümüzden Haliç akıyor, biraz ilerisi Tophane. Böyle bir birikimler yumağı içinde buranın bir platform olması gerektiğini düşündüm. Buradan tartışmaların, yayınların çıkmasını istiyorum.

DOĞAYI YAŞAYAMIYORUZ

- İlk sergi Yalnız ve Kalabalık kent yaşamı içindeki insanın ruh halini anlatıyor. Temaya nasıl karar verdiniz?
- Yalnızlık bir insani durum. Bir varoluş hali. İnsan yalnız mıdır? Değil midir? Bunlar dinlerin bile sorduğu sorular. Esas olan insanın yalnız olmamasıdır. Halbuki bazı insanlar o yalnızlığı tercih eder ve paylaşmazlar. Kendilerini o yalnızlık içinde şekillendirirler. Diğer yandan da hepimiz biliyoruz ki biz sosyal varlıklarız. Bu doku beni eskisinden daha fazla düşündürüyor. Bugün hiç kimse kendisini yalnız hissetmiyor. Yalnız olduğuna inanmıyor. Halbuki ben bu hallerimize çoğul yalnızlıklar diyorum. İnsanların cep telefonlarıyla sağa sola mesaj atması onların yalnızlığını ortadan kaldırmıyor. Tam tersine. Sosyal medyanın imkanları içerisinde bağlı olan insanlar da kendilerince yalnız. 20. yüzyılın en önemli meselelerinden biri kentti. 21. yüzyılda ise kentlerle ilgili büyük patlamalara şahit oluyoruz. İstanbul bunun en somut biçimde yaşandığı kentlerden. İçinde bulunduğumuz yapı Rum Ortodoks Kilisesi'ne 200 metre mesafede. Bulgar Kilisesi hemen ilerde. Balat dönemin en önemli Yahudi yerleşim merkezlerinden. Topkapı Sarayı hemen karşımızda. Bizans'ın kalbi... Diğer taraftan müthiş bir dönüşüm var. Ben kesinlikle tamamen kapalı değilim bu dönüşüme. Yerini bulmuş, güzel bir mimariye sahip gökdelenleri de çok seviyorum. Zamanında insanoğlu piramit yaptı, ziggurat yaptı. Dolayısıyla metropol dediğimiz kavramın illa Blade Runner filmindeki gibi distopik, karanlık olması gerekmiyor. Bu kentlerin hâlâ kendilerine göre ürettiği birtakım romanslar da var. O yüzden temanın bir romantik boyutu da var. İnsanın yalnızlığı romantik bir şeydir. Acı bile çekse... Bunların arka planında yer alan mesele ise doğa. Bugün bizim hayatımızın en büyük meselesi kendinde sonlu, kendine ait bir gerçeklik olarak artık doğayı yaşayamayışımızdır. 60-70 kilometre gitsek bile İstanbul'dan boş kırlara, ufku göreceğimiz manzaralara kavuşamıyoruz artık. Bu serginin bazı yapıtları bize yalnız insan ve kalabalık kent arasındaki doğa problemini anlatıyor.

ELEŞTİRMENLİK İHMAL EDİLDİ

"Türkiye son 20-30 yılda çağdaş sanat açısından bir yatırım yaptı. Bu yatırım çeşitli noktalara odaklandı. Galerilere, müzelere, sanatçılara, koleksiyonerlere yatırım yapıldı. Ancak bir nokta atlandı, yatırım yapılmayan bir tek alan kaldı. O da eleştirmenlik kurumu. Eleştirmenlere yatırım yapılmadı Türkiye'de. Eleştirinin kendisi de bugün tartışılıyor ama gerekliliği tartışılmaz. Eleştirel söylem üniversiteye kaymış bir şey. Ben KHAS Galeri'nin bu konuda önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Biz üniversite olarak bu teorik altyapıyı bir imkana dönüştürebiliriz düşüncesindeyim."

KOLAY SERGİ AÇMAK BİR TUZAK

"Galeri KHAS'ta yerini bulmuş bir sanatçının işlerini görmeniz biraz zor olacak. Açabilirim ama bir şartla; onu yeniden değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorsam. Yani bugüne kadar yeteri kadar önemsenmeyen, yeni bir açıdan bakacaksak olabilir. Bu galerinin asıl önceliği genç sanatçılar. 30 yıl öncesiyle karşılaştırıldığında en genç kuşak sanatçıların imkanları zengin ama ben yine de onların kendilerini yeteri kadar ifade edebildiklerini düşünmüyorum. Bu insanların önemli bölümü sergi yapabiliyor. Hem de kolaylıkla... Ama ben bu kolaylığın bir tuzağa dönüşebildiğini düşünüyorum. Onların eserleri hakkında yeteri kadar düşünülmüyor, eleştirilmiyor, okunmuyor. Bugün onlara yeni sergiler açmak suretiyle yapıtlarına eleştirel perspektif getirmek gerektiğini düşünüyorum. Biz burada bunu yapmaya çalışacağız. Genç sanatçılar yer ve imkan bulamadığı için onlara kapımız açık değil. Yeniden değerlendirilmeli, eleştirel gözle okunmaları için çalışacak bu galeri."