X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Lale zamanı İstanbul bambaşka
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Lale zamanı İstanbul bambaşka

  • Giriş Tarihi: 25.4.2015
Lale zamanı İstanbul bambaşka
Lale zamanı İstanbul bambaşka

Lale deyince akla Emirgan Korusu geliyor. Her yıl bu zamanda ziyaretçi akınına uğruyor. Lale ile özdeşleşen koru artık Türkiye'nin ilk Lale Müzesi'ne de ev sahipliği yapıyor. Müze kapısını Cumartesi SABAH'a açtı

İstanbul'daki Emirgan Korusu bayram yeri gibi. Kadını erkeği, genci, yaşlısı, çocuğu, yeni evli çifti, turisti zamanı gelen lalelerin keyfini koruda çıkarıyor. İstanbul 10. Lale Festivali kapsamında korudaki etkinliklere katılıp halay çekeni de var, ailesini alıp piknik yapanı da. Selfie (özçekim) furyası da almış başını gitmiş. Herkes laleleri fon olarak kullanıp selfie çekme telaşında. Bizim Emirgan korusuna geliş amacımız ise biraz farklı. Birazdan Türkiye'nin ilk Lale Müzesi'ne konuk olacağız. Büyük bir heyecanla korudaki Lale Vakfı'nın içerisinde yer alan müzeye yöneliyoruz. Osmanlı'dan yadigar 400 yıllık bir bina burası. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin dört yıllık restorasyon çalışmasının ardından Prof. Dr. Nurhan Atasoy'un sanat direktörlüğünde müze haline getirilmiş. İçeri girdiğimizde müzenin sorumlusu İsmail Gülal karşılıyor bizi. İstanbul Lale Müzesi hakkında ilk bilgileri de ondan alıyoruz. Müzenin üç bölümden oluştuğunu anlatıyor: "Biri daimi alan, diğeri dönüşümlü sergilerin olacağı bölüm ve tabii girişteki fuaye salonu." Müzenin açılma amacını da sanat direktörü Prof. Dr. Nurhan Atasoy anlatıyor: "Emirgan Korusu lalelerle özdeşleşti, insanlar da hep laleler için geldiler. Artık bu müzeyle birlikte lale kültürü bir aya değil, bir yıla yayılacak." Zaten ziyaretçilere lalenin nasıl yetiştirildiği de gösteriliyor müzede, kültürümüze nasıl yansıdığı da. Müzenin duvarlarında lalenin yetiştirilmesinden tarihsel sürecine kadar birçok detay yazılı bir şekilde sunuluyor. Yerleştirilen küçük ekranlarda da video aracılığıyla bu bilgiler pekiştiriliyor.

YAZMADAN ÇİNİYE

Müzede lale motifinin eşyalarda nasıl yer aldığına ilişkin örnekler de sergileniyor. Yazmaları, bohçaları, tepsileri incelerken bu motifin geçmişte ne denli hayatın içinde olduğuna tanık oluyoruz. Atasoy sergilenen her bir eşyayı eliyle işaret edip, "Bu bildiğiniz büyük bir sahan, şu Kütahya çini tabağı, bu da sürmedanlık... Yazmaların uçlarındaki oyalarda, işlemelerde, peşkillerde, bohçalarda, kocaman bir tepside, tüm hayatta lale motifini görecek ziyaretçiler" diyor. Müzede çocukların lale kültürünü öğrenmesi için oyunvari alanlar da oluşturulmuş. Çocuklara laleyi sevdirmek ve bilinçlenmelerini sağlamak açısından lale görselli dönemeçli küpler ve lalelerin çeşitli cinsleriyle ilgili içe gömülü kartlar tasarlanmış.

GEÇMİŞE YOLCULUK

Prof. Dr. Atasoy, Osmanlı'da lalenin önemine değinmeden geçemiyor: "Kanuni Sultan Süleyman lale tutkunuydu. 30 bahçe yaptırmıştı. Onu örnek alan zevat da aynı şekilde lalelere önem verdi. Şeyhül İslam Ebussuud Efendi de bir lale yetiştiricisiydi. Halk arasında lale meclisleri kurulduğunda sınıf farkı ortadan kalkar ve balıkçısıyla Şeyh-ül İslam'ı lalelerinin güzelliği ölçüsünde sınıf oluştururdu." Kanuni Sultan Süleyman döneminde lale motifinin halk arasında nasıl yayıldığını da anlatıyor Atasoy: "Kanuni Sultan Süleyman'ın Muhibbi mahlasıyla yazdığı şiirlerini ihtiva eden divanlarının birçok nüshası yayılıyor. Ama bir nüshası var ki Kara Memi isminde bir sanatçı yapıyor. Oradaki lale ünlendikçe ünleniyor. Topkapı Sarayı'nda Başnakkaş naturalistlik lale, karanfil, mor menekşe gibi birçok çiçeği çiziyor. Nakkaşhaneden bu çiçek üslubu yayıldıkça yayılıyor; halıya, kilime, çiniye, her eşyaya bu çiçek üslubu damgasını vuruyor. Lale ayrıca zarafetiyle de ön planda. Kısa ömürlü olmasına rağmen zarif bulunuyor. Lale kelimesinin de sayısal değeri Allah kelimesi ile aynı olduğu için mistik olarak da önem veriliyor." Sohbetin ardından Prof. Dr. Atasoy'un yanından ayrılıyoruz. Bu sırada salonun sol tarafındaki bir masa dikkatimizi çekiyor. Burası bir ebru masası gibi dizayn edilmiş. Fikir babası İsmail Gülal bizi uğurlamaya hazırlanırken anlatmaya başlıyor: "Ebru tepsisinin içinde aslında bir ekran var. Dijital olarak video üzerinden laleli ebru yapabiliyorsunuz. Sonra sosyal medyada yaptığınız ebruyu paylaşabiliyor ya da baskısını yazıcıdan çıkartıp yanınızda götürebiliyorsunuz." Ebruda yer alan laleyi görünce dışarıdaki lale şenliği aklımıza geliyor. Müzede lalenin sanatı, kültürel arka planı dışarıda lale şöleni...