X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Değerli taşların kraliçesi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Değerli taşların kraliçesi

  • Giriş Tarihi: 11.7.2015
Değerli taşların kraliçesi
Değerli taşların kraliçesi

18 yaşında tanıştığı Bulgari ailesinde 35 yılını dolduran Lucia Silvestri, bugün markanın kreatif direktörü. Mücevher dünyasının kraliçesi ile Bulgari'nin ilham merkezi, ölümsüz şehir Roma'da buluştuk

La Dolce Vita'yı hatırlarsınız; o büyük, etkileyici İtalyan filmini... Anita Ekberg'in Roma'nın meşhur Aşk Çeşmesi'ne girdiği sahne ile hafızalara kazınan film, aslında adının yansıttığı gibi bir döneme işaret eder; tatlı hayata. Bugün Roma'da, bu kült film ile aynı dönemde şöhrete ulaşan mücevher markası Bulgari'nin kreatif direktörü, tam 35 yıldır bu tatlı hayatın içinde yaşıyor. Roma'da dev ağaçların gölgelediği nehrin kıyısında yükselen Bulgari merkez ofisinde tanışıyorum onunla. Lucia Silvestri, markanın rengarenk, çağdaş tasarımlarına hayat veren, değerli taşlarla oynayan bir prensesi andırıyor. O da zaten bu özel taşların arasında kendini bir prenses gibi hissettiğini söylüyor. Buna inanmamak mümkün değil; hikayesi bir masalı andırıyor ne de olsa.

MÜCEVHER DÜNYASI

Lucia Silvestri için her şey 18 yaşındayken, Bulgari'de çalışan babasından gelen bir öneri ile başlıyor. Şirkette doğum iznine ayrılan birinin yerini doldurmak, yaz süresince birkaç ay çalışıp farklı bir deneyim elde etmek için adım attığı Bulgari dünyasında, bugün Silvestri 35'inci yılını kutluyor. Sekreter olarak çalışmaya başladığı şirkette en önemli görevi üstleniyor şimdi; Lucia Silvestri, Bulgari'nin kreatif direktörü. New York'tan Sri Lanka'ya, Tayland'dan Hong Kong'a, Hindistan'a dünyanın değerli taş konusunda zengin tüm topraklarına gidip satın aldığı taşlarla birbirinden etkileyici mücevherleri oluşturan özel bir kadın. Sektörde ondan 'Taşların Kraliçesi' diye bahsedilmesi tesadüf değil. Bulgari geleneği ile tanıştığı ilk aylarda başlıyor hikaye. Her iş gününün bitiminde soluğu değerli taşların bulunduğu atölyede almasının nedeni, göz alıcı taşlara ilk görüşte aşık olması. Bulgari kardeşlerin ilgisini çeken bu özel durum, ona gizemli bir dünyanın da kapılarını açıyor. Bay Bulgari, karşısındaki hevesli ve belli ki taşlar konusunda doğal bir yeteneği olan genç kadına, değerli taşları satın almak için çıkacağı yolculuklarda kendisine eşlik etmesini teklif ettiğinde, Silvestri bir an bile tereddüt etmiyor. Biyoloji eğitimini çok önemsemesine rağmen, bu müthiş teklifi kabul ediyor, okuldan ayrılıyor ve macera başlıyor. Şimdi geriye dönüp baktığında hayatının yönünü değiştiren bu teklifi, şans olarak yorumluyor. Her kadının rüya mesleği olabilecek bir işe sahip olması, yıllardır İtalyan lüks devi Bulgari'de değerli taşları seçip sonrasında mücevher tasarlaması kesinlikle büyük bir şans olsa gerek. Roma denildiğinde akla 'dolce vita'nın gelmesi, Bulgari'nin bu hayatın tatlı dönemiyle özdeşleşmesi kadar doğal. 1950'lerde sinema endüstrisinde meydana gelen yenilikler önce yönetmenleri, ardından tabii ki dönemin büyük yıldızlarını, diva'larını Roma'ya çekiyor. Tıpkı sinemada yaşanan yenilikçi, yaratıcı film anlayışı gibi Bulgari de kendi alanında yeni keşiflere açık, yaratıcı bir tarz sunuyor mücevher dünyasında. Önce divalar, ardından tüm dünya o günlerde Bulgari mücevherlerinde yeni renkleri, yeni teknikleri, yeni tasarımları, renklerin birbirileriyle oluşturduğu uyumu keşfediyorlar. Bulgari'nin Roma'da, İspanyol Merdivenleri'ne bakan sokakta yer alan butiği, Elizabeth Taylor ile Richard Burton aşkı gibi birçok özel ismin aşkına, tutkusuna ev sahipliği yapıyor.

TATLI HAYAT

Lucia Silvestri, gerçek divalarla anılan, tüm tasarımlarında Roma'nın ruhunu, ışığını, mükemmel mimarisini ilham alan Bulgari mücevherlerini bugün, tüm kadınlar için tasarladığını anlatıyor. Yaratıcı, modern ve feminen bir marka olarak her zaman farklı teknikleri ile dikkat çeken koleksiyonların başrolünde ise hâlâ rengarenk taşlar var. Birbiri ardına özenle dizilen değerli ve yarı değerli taşların uyumuyla, kimi zaman eğlenceli kimi zaman mimari formlarda sunulan mücevherlerin en büyük özelliği ise şüphesiz, taşlardan kaynaklanan müthiş bir enerjiye sahip olmaları. İtalyan geleneğinde opal taşının uğursuzluk getirdiği bir batıl inanç olarak yer etse de (Ve bu yüzden Bulgari ailesi 131 yıllık geçmişlerinde mücevherlerinde asla opal taşına yer vermeseler de) Lucia Silvestri her taşın özel olduğuna inananlardan. Bu kadarla da kalmıyor üstelik; ona göre taşlar ölümsüz. Roma gibi sonsuzluğu simgeleyen bir şehre yakışır şekilde üstelik. "Her taş hem yeryüzünün hem de insanoğlunun enerjisini taşıyor ve mücevherde buluşturuyor" diyor boynundaki kolyeyi ellerken. Yine de onun da kendine ait bir şans taşı var; yıllar önce Sri Lanka'da bulduğu bir safir. Her an, gittiği her yere yanında taşıdığı safirin onu sakinleştirdiğine, dokunduğunda enerji verdiğine inanıyor. Ama ona asıl enerji veren, Bulgari ailesinin kadınlara duyduğu aşk, markanın özünü oluşturan büyük tutku. "Bulgari ailesi özel hayatları hakkında konuşmaz, göz önünde olmaktan hoşlanmaz ama onlara dair en önemli bilgi, kadınları çok sevmeleridir. Ve tüm hayatlarını kadın güzelliğini yüceltmeye adamış olmaları. Bunu bilmek bugün işimi sevmemin en büyük nedeni."