X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Aşk dediğin açık, şeffaf ve sade olmalı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Aşk dediğin açık, şeffaf ve sade olmalı

  • Giriş Tarihi: 17.10.2015
Aşk dediğin açık, şeffaf ve sade olmalı
Aşk dediğin açık, şeffaf ve sade olmalı

Maneviyata önem veren, kendine sorular soran biri Yıldız Çağrı Atiksoy. Soğuk ve ciddi görünüyor. Oysa duru, sıcak ve gerçekten gülümseyen biri... Onu dönem dizilerinde ve dramlarda görmeye alışığız. Yeni dizisi atv'de yayımlanan Evli ve Öfkeli onun ilk romantik komedi işi

Hep dönem işlerinde ve dramlarda ağır rollerde görmeye alışık olduğumuz Yıldız Çağrı Atiksoy'u atv'de yayımlanan Evli ve Öfkeli'de ilk defa bir romantik komedide izliyoruz. Belki de bu yüzden dizi vesilesiyle buluştuğumuz gün biraz ciddi, azıcık soğuk bir kadın bekleyerek gidiyorum buluşacağımız yere. Oysa o kapıdan ilk girdiği andan itibaren yüzündeki kocaman gülümsemesini hiç kaybetmiyor. Yaptığı aşk tanımı gibi kendi de şeffaf, açık, sade. Dupduru bir güzelliği var. Duruşunda ise insana kendini iyi hissettiren bir huzur. Sohbet koyulaştıkça sebebi ortaya çıkıyor. O kendi değişiyle dengede biri. Maneviyata önem veriyor, kendine sorular soruyor, bunun için yalnız kalıyor. Üstelik oyunculuğun kabul etmeyeceği derecede duygusal ve hırssız. Ama bu noktaya gelmek kolay olmamış onun için. Sohbet bittiğinde galiba onu en iyi anlatan cümle kolyesinde saklı diye düşünüyorum: "Sahip olduğun en değerli şeyi, vicdanını kaybetme."

- Evin kızından başarılı ve evli bir doktora dönüştünüz bu diziyle. Yaşınız sanki bir anda büyümüş gibi...
- Hep bir romantik komedide yer almak istiyordum. Karşıma da böyle bir fırsat çıkınca hikaye de hoşuma gidince içinde varolmak istediğim bir proje oldu. Rol öyleydi, ben de uyum sağladım. Aslında tam yaşımdayım bu dizide. Ben de 20'li yaşlara veda ediyorum artık...

- Dizide aldatılan kadınların hikayeleri anlatılıyor. Sizin karakteriniz Mine de aldatıldığını çok acı bir şekilde öğreniyor. Siz gerçek hayatta hiç aldatıldınız mı?
- Mine'nin durumu bence diğer kadınlarınkinden daha zor. Bir yandan çocuk özlemi, diğer yandan hayatında en güvendiği adamdan yediği darbe. Arada kalmış durumda. Çocuk için bazı şeylere katlanmak zorunda kalıyor. Gerçek hayatta aldatılmadım ya da hiç öğrenmedim aldatıldığımı. "Tüm erkekler aldatır" diye bir düşünce var. Belki de aldatır. Ama ben buna inanmak istemiyorum. Buna inanırsak sağlıklı ilişki kuramayız ki zaten. İlişkinin en temeli güvene dayalı çünkü.

- Kıskanç bir kadın mısınız?
- Hiç değilim. Kıskançlık çok enerji emen bir duygu, kıskançlığın yükü bende yok, o yüzden çok hafifim. Zihnimi, saçma düşüncelere ve bu düşüncelerin yol açtığı düşünülmeden sergilenen davranışlara kapatırım, bunların içinde olmak istemem asla. Fakat kıskançlık sevgiyi göstermenin başka bir yolu da olduğu için karşımdaki kişide 'beni sevmiyorsun' gibi bir düşünce oluşabiliyor bazen.

- Sizin sevgiliniz kıskanır mı sizi?
- Kıskanır evet. Ama ben kıskanılmayı da sevmiyorum. Boğulduğumu hissediyorum. Kıskançlık kavramını sevmiyorum. Ve öyle bir yapıya da sahip olmadığım için çok rahatım. Beni sevdiğine inandığım için zaten birlikteyim. Kıskanıp niye dert edineyim kendime. Dürüst olmalıyız bence ilişkide. Açık, şeffaf, sade. Başlıyor muyuz ilişkiye? Başlıyoruz. Seviyor muyuz? Seviyoruz. Tamam bitti.

- Kaldı mı böyle ilişkiler sizce?
- Şu anki ilişkim böyle. Bu yüzden şanslıyım. Gerçekten zor yakalanan bir güven ve dürüstlük var aramızda. Bu dünyaya ait olmayan bir şeffaflığa sahibiz belki de. İçinizdeki dengeye kavuştuktan sonra her şey istediğiniz gibi gidiyor. Bence kötü durumları insanlar kendileri çağırıyor. Hüzünlü biriyseniz üzülecek şeyler geliyor başınıza. Aldatılmaktan korkarsanız da aldatılırsınız.

- Şanslı görüyor musunuz kendinizi ilişkinizden dolayı?
- Elbette, bana yüklediği anlamlar için şükrediyorum her gün.

- Ne zamandır birliktesiniz?
- Üç sene oldu.

- Son üç senedir dengede olmanızın sebebi sevgiliniz olmasın?
- Yok bahsettiğim denge çok farklı bir şey, içimde hissettiğim iç huzur ve mutluluktan bahsediyorum. Ve bunun hayatıma kattığı güzen enerjiden. Böylelikle güzel insanlar çıkıyor karşıma.

- Sevgilinizle hiç kavga etmez misiniz?
- Ettiğim olur tabii ki. Ama çok uzatılan büyüyen kavgalar değil bunlar. Sonuçta iki farklı düşünce, illa ki çatışma oluyor.

- Maneviyat dünyanızı zenginleştirmek için ne yaparsınız?
- Herkesin yöntemi farklıdır. Ama en temelinde geçekten kendinle yüzleştiğin an başlıyor mevzu. Ben meditasyon yapıyorum, yoga ve reiki yapıyorum. Kendini dinlemek, neyi neden istediğini keşfetmek önemli. Kendinizi gerçekten ne kadar dinlerseniz o kadar hafiflersiniz. Kin, nefret, öfke gibi negatif duygular yok oluyor bunu başarınca. Herkes kendiyle yüzleşse karınca bile incinmez dünyada.

- Yalnız kalabiliyor musunuz bu koşuşturmacada?
- Zihin yalnızlığından bahsediyorum aslında. İçinize dönmekten bahsediyorum. Kendimizi geri plana atıp çevremizle meşgul oluyoruz çoğunlukla. Sürekli başkası ne yapmış derdimiz var. Oysa bu sadece zihin kalabalığı. Kendi hayatını düzene koymak için zihnini boşaltmaktan, ruhumuzdaki yüklerden kurtulmaktan söz ediyorum.

- Mesleğiniz çok rekabetçi ama. İçinde hiç hırs barındırmayan bir oyuncu nasıl başarılı olur?
- Evet hırslı değilim ama çok azimliyim. Bu biraz da hayatınızda ne istediğinize ve önceliğinizin ne olduğuna bağlı. Hırs çok yoğun ve keskin bir duygu. O ağırlığı ve herhangi negatif bir enerjiyi içimde yeşertmek istemem.

- Bu konulara merak salmak için bir şeyler yaşamak gerekli diye düşünüyorum. Siz ne yaşadınız?
- Delirmek gerekiyor belki. (Gülüyor) Çaresizliğe düşmek lazım. Ben de düştüm. Çok duygusal bir insanım ve bu meslek bu derece duygusallığı kabul etmiyor. O yüzden içimde kendimle çeliştiğim durumlar vardı. Kendimle ilgili sorularım bir yerde cevapsız kalmaya başladı. Şunu gördüm hayatta; bir insan çok kolay delirebilir. Anlık bir şey bu. Akıl bir anda gidebilir. Muhakkak aldığımız travmalar sonucunda radikal kararlarımız oluyor. Ama en önemlisi sadece kendinize doğru soruyu sormak ve dürüst olup doğru cevabı verebilmek. Zaten sonrası sizi asıl gitmeniz gereken yere götürüyor. Ben de bu şekilde küllerimden doğdum. Sonradan rahatladım, aklımda hiçbir soru kalmadı. Kendimi çözdüm.

- Boynunuzdaki kolyede ne yazıyor?
- Bir dua var. "En değerli hazineni kaybetme" diyor.

- Ne peki sizce en değerli hazine?
-Vicdan tabii ki.

KENDİ İÇİMDE BİR DENGE YAKALADIM

- Anne olmak istiyor musunuz?
- Çocukları çok seviyorum. İkinci bir meslek seçme şansım olsaydı anaokulu öğretmeni olurdum. Doğru zamanda elbette anne olmak isterim. - Yakın zamanda evlenirsiniz o zaman.. - Şimdilik öyle bir planım yok. Hayat ne gösterir bilinmez.

- Mine mantığıyla duyguları arasında sıkışıp kalıyor. Siz hangisiyle hareket edersiniz hayatınızda?
- "Böyle bir şey başıma gelirse çekip giderim, yüzümü bile göremez" demek çok kolay. Oysa şartlardan dolayı insanın vereceği tepkiler tamamen değişebilir. O yüzden yaşamadan bilemem. Allah da yaşatmasın! İlişkide en önemli şey saygıyı yitirmemek. "Ben aldatıldım" diye bir cümle bile etmem ilişkiyi bitirirken. Elbette üzülürüm ama ağlayıp kendimi helak etmem. Dönüp giderim. Karşımdaki insanın derdini üzerime almam böyle bir durumda. Kendiyle yüzleşsin... Mantık mı duygular mı dediğinizde de gayet dengede olduğumu söyleyebilirim. Üç senedir içimde güzel bir denge yakaladığıma inanıyorum.

- Ne oldu üç sene önce?
- Büyüdüm aslında. Farkındalığım arttı. Bilinçlendim. Mantığımla da hareket ediyorum, o mantığın içine duygularımı da yerleştiriyorum. O yüzden mutluyum, sakinim.

13 YAŞIMDA, TEK BAŞIMA AJANSA GİTTİM

- Kariyer bakımından hayal ettiğiniz yerde misiniz? - Güzel bir yerdeyim. Tam olmam gereken yerde... Sağlam, emin adımlarla, en önemlisi sağlıklı ilerliyorum. Attığım her adımın tadını çıkararak. Oyunculuk açısından da dengedeyim. Bunu seviyorum zaten.

- Sinema filminde yer almadınız ama daha...
- Teklifler geldi ama benim içinde yer almak istemeyeceğim projelerdi. Bana uzak karakterlerdi. Yazın çekilecek bir sinema filmi projesi var gündemimizde, netleştiği zaman bilgi vermem daha doğru olur..

- Ne zaman "Oyuncu olmak istiyorum" dediniz?
- Kendimi bildim bileli, başka bir meslek düşünmedim hiç. Çok meraklı bir insanım, öyle de bir çocuktum. Keşfetmeyi, yenilikleri acayip severdim. Oturduğum yerde bambaşka hayatlar hayal ederdim. Mahallenin muhtarı gibiydim. Dinlemek, anlamak üzerine bir dünya yaratmak oyundu benim içim. Bunları ailem de fark edince, onlar beni oyunculuğa yönlendirdi. 13 yaşında ajansa yazılmaya gittim tek başıma, beni almadılar elbette. Ağlayarak eve döndüm. Ailemle tekrar gittik ve serüven başladı. Ailemin desteğiyle hayal ettiğim yolda yürüme fırsatı buldum kendime. İzmir'de büyüdüm. Çocukluğum ve ergenliğim çok güzel geçti. Hiçbir zaman çok hırçın bir kız olmadım. Ailem beni özgür yetiştirdi. Bu bana ayrı bir özgüven sağladı. Bir gün kızım olursa bana benzemesini ve annem gibi yetiştirmeyi isterim.

- Bir gün İzmir'e dönme hayaliniz var mı?
- İzmir dışında yaşayan her İzmirli'nin hayali sanırım bu... (Gülüyor) Ben de emekliye ayrıldığım dönemde İzmir'e dönmek isterim..

- Ne kadar zamandır yalnız yaşıyorsunuz?
- 10 sene oldu. İlk başlarda çok zorlandım. Çok erken yaşta, sayısız hayalle geldim. Toz pembe bir dünya vardı kafamda. Tabii İstanbul'a gelip tek başına kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında gerçekle yüzleşiyor insan. İstanbul'a adapte olma sürecim gerçekten zor geçti. Fakat oyunculuk konusunda gerçekten şanslıydım. Her zaman güzel bir kapı açıldı karşımda..

MUTSUZ BİR ORTAMDA BARINAMAM

- Sizce iyi bir oyuncu olmak için ne gerekli?
- Büyük bir puzzle düşünün. Yetenek gerekli. Yüksek farkındalık, yüksek algı, yüksek enerji gerekli. Azim gerekli, akıl gerekli bir de yanında bonus olarak şans gerekli. Bunların toplamında büyük resme kavuşuyorsunuz.

- Maneviyat peki?
- Enerjiden kastım aslında oydu. Benim yüzde 30'um dünyevi hayatta yaşıyor, yüzde 70'im manevi hayatta. Dünyevi başarılar, para, ün bir yere kadar önemli benim için. Bu bir iç huzur, pozitif bir enerji getiriyor insana. Bu yönünüzü geliştirmişseniz, çevrenize de yansıyor. Artık hep güzel insanlar karşınıza çıkıyor. Pollyanna'cılık değil bu. Daha sağlıklı, kendini keşfetmiş, öğrenmiş bir birey oluyorsunuz sonunda. Aktarması zor bir şey ama eminim böyle yaşayan insanlar şu an beni çok iyi anlıyor. Herkesin anlamasını bekleyemeyiz. Öyle bir şey olsaydı dünyada değil cennette yaşıyor olurduk.

- Bu yönünüzü nasıl keşfettiniz?
- Aslında hepimizin içinde olan bir şey bu. Zamanla görüyorsunuz. Görmeye başlayınca her şey sizin avucunuzun içinde oluyor. Güzel bakıyor, böyle baktığınız için de güzel görüyorsunuz. İnsan kendini iyileştirmeden fazla beklentiye girdiği an mutsuzlaşır. İstiyorum demek yerine, hakkediyor muyum sorusunu sorduğun an kendine, kendinle yüzleşme ve yüzleşmenin sonucunda da gerçekliğe kavuşursun.

- Çok olumsuz biri olsam ben mesela...
- Çarpışırız. Barınamam yanınızda. Mutsuz bir ortamda barınamam.

- Öyle bir sette oyunculuk yapmanız gerekse...
- Yapamam, yapamadım zaten. Elbette karşılaştığım oldu, her şey dört dörlük olamıyor sonuçta. Zor üstesinden geldiğim bir setti, sonrasında benzer bir durumda karşılaştığımda kendimi korumayı öğrendim.