X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Karanlık turizmin 'kapkaranlık' yüzü
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Karanlık turizmin 'kapkaranlık' yüzü

  • Giriş Tarihi: 28.11.2015
Karanlık turizmin 'kapkaranlık' yüzü
Karanlık turizmin 'kapkaranlık' yüzü

Ölmekten korkuyor ama bir zamanlar ölümün kol gezdiği yerlerde gezmekten çekinmiyoruz. 'Karanlık turizm' denilen bu turlara katılan Fransız fotoğrafçı Ambroise Tezenas, çektiği fotoğrafları bir kitapta topladı. Tezenas yaşadıklarını SABAH Pazar'a anlattı

Fransız fotoğrafçı Ambroise Tezenas, 2004'te gerçekleşen ve dakikalar içinde 30 binden fazla insanın ölümüne neden olan tsunami sırasında Sri Lanka'daydı. Olaydan birkaç yıl sonra gazetedeki bir haber dikkatini çekti. Haberde, Sri Lanka'daki tsunami dalgalarının yuttuğu trenin, hâlâ sürüklediği yerde yani ormanın içinde durduğu ve turistik bir nokta haline geldiği yazıyordu. Tezenas, birinci elden tanık olduğu korkunç olaydan geriye kalanların, insanların neden ilgisini çektiğini anlamakta güçlü çekti. Ama bu durum ona aynı zamanda yeni projesi için ilham verdi. Ruanda'dan Auschwitz'e insanlık tarihinin en korkunç felaketlerinin yaşandığı bölgelere düzenlenen turlara katılacak, bir turist gibi seyahat edecek, fotoğraf çekecekti. Amacı 'karanlık turizm'in karanlık yanını kayıt altına almaktı. Tezenas, sıradan bir turist gibi gezdiği yerlerde çektiği fotoğrafları kısa bir süre önce yayımlanan I Was Here adlı kitapta topladı. Tezenas'a ulaştık ve projeyle ilgili merak ettiklerimizi kendisine sorduk.

- Ölüm ve yıkım. Projeniz için seyahat ederken bu iki kelimenin anlamı üzerine sık sık düşünmüş olmalısınız...
- I Was Here uzun zamandır üzerinde kafa yorduğum bir proje. Son beş yıldır, ölüm ve yıkım kelimelerinin de ötesinde turistlere ulaşılabilir viranlığı sunan 'karanlık turizm' kavramı üzerine düşünüyorum. Tüm bu yerlerin ortak özellikleri şöyle: Ölüm, tehlike, görülebilir yaralar ve özellikle de yaşanan trajediyi somutlaştıran zamansal yakınlık.

TURLARA KATILDI

- Bu yerlere nasıl seyahat ettiniz?
- Projenin istediğim gibi yürümesi için yaklaşımımın net olması şarttı. Bu yüzden sıkı bir protokole ihtiyacım vardı. Rezervasyonumu tur operatörleri üzerinden yaptım. Turların parasını ödedim. Bu yerlerde sıradan bir ziyaretçi zamanını nasıl geçiriyorsa aynısını uyguladım. Özel izin talep etmedim.
- Hangi ülkelere gittiniz ?
- ABD, Letonya, Litvanya, Çin, Kamboçya, Ruanda, Polonya, Ukrayna ve Lübnan.

- Sizi en çok neresi sarstı?
- Soykırım bölgeleri çok rahatsız ediciydi. Auschwitz-Birkenau toplama kampı hayatını kaybedenleri anmak için ve benzer olaylar tekrar yaşanmasın diye olduğu gibi bırakılmış. Ama yine de yaşandı. İnsanoğlunun geçmişten hiç ders almadan kendini tekrar eden umutsuz tarihine bu şekilde tanık olmak çok rahatsız ediciydi. Ruanda'daki soykırım bölgeleri de beni diğerlerinden daha fazla şoke etti. Çünkü olan biteni hatırlıyordum. Bu gibi berbat olaylarla yüzleşince bir Batılı olarak insanın kendini "Yaşananlarda sorumluluğumuz var mıydı?" diye sorgulaması kaçınılmaz hale geliyor.

CANLI HİSSETMEK

- 2004'te Sri Lanka'daydınız. Oluşan tsunami, içinde binlerce kişi olan treni adeta yutmuştu. Sonra aynı bölgeyi tekrar ziyaret ettiniz. Bölgenin turistik hale gelmesi size neler hissettirdi ?
- Uzun soluklu projelerde nereye gitmek istediğinizin değil, nereden başladığınızın önemli olduğuna inanırım. Bu konuyla ilgilenmeye başladım çünkü bu karanlık bölgelere gidilmesinin ardındaki motivasyonun ne olduğunu merak ediyordum. Bu durum Sri Lanka'da tanık olduğum tecrübeyle bir şekilde bağlandı. Yaşanan drama tanık olmuştum. Onları bu seyahate iten motivasyonunun ne olabileceğini sorgulamaya başlayınca konuyla ilgili araştırmaya yapmaya başladım. İnsanları yargılamıyorum çünkü kimsenin geçmişini bilmiyorum. Ama çoğu için geçerli olan şu: O felaketlere kendimizi daha 'canlı' hissetmek için tanıklık ediyoruz.

- İnsanları bu yerleri ziyaret etmeye motive eden sizce nedir?
- Modern insanın ölüm fikrini bu kadar yadsıdığı bir çağ daha olmamıştı. Sürekli olarak bu acıdan kaçmaya çalışıyor. Dikkatini dağıtarak, takıntılı davranışlar sergileyerek, durmaksızın güç peşinde koşarak... Bunda çelişkili bir yan var; modern insan kendi ölümü gerçeğinden sürekli kaçarken ölümle sanal bir yüzleşme yaşamaktan keyif duyuyor. Sosyoloji profesörü David Le Breton bir analiz yapıyor: "Tehlikenin peşinde temsilen koşuyoruz" diyor. Mekan bahane, tehlikenin hissedildiği bir sahne... Bu tehlike gerçek olmasa bile... İizleyiciler bir çeşit güven arayışında. "Uygun bir pozisyonda durarak sefaletten ve tehlikeden uzaklaşmaya dair bir irade var burada" diye devam ediyor Breton.

BİREYLER KENDİ YARGILARINI OLUŞTURMALI

- Bu ziyaretler sizi fotoğrafçı olarak değil, insan olarak nasıl etkiledi ?
- Dürüst olmam gerekirse projenin sonunda tarihin tekrar ettiğini görmek beni hem üzdü hem de karamsarlığa sürükledi. Çoğu ülkenin işlediği suçu anmada yetersiz kaldığını gördüm. Bireylerin kendi yargılarını oluşturma konusunda sorumluluğu bulunduğunun farkında olması gerektiğini düşünüyorum. Buralara gitmekte bir sorun yok. Evet, neden olsun ki? Ama neden gitmek istediğini düşünmelisin. Özellikle de medya, eğlence sektörü ve politikanın tarih üzerindeki etkisi düşünülünce. Ve tur operatörlerinin trajedi üzerinden para kazanmasına, bu vahşet turizmine kimse dur demezken...